28 Şubat 2011, Pazartesi
Servet BAŞOL
Servet BAŞOL servetbasol@airporthaber.com
  • copy paste
  • Benim şimdi ratio flug aklıma geldi...)1999 muydu? 2000 mi?
  • Servet bey, bu yeni yasa bence gelişmek adına değil ecac ve easa gereği uymak zorunda olduğumuz kanunların (tabi uyum yasalarıda var) bize uydurulmaya çalışması. Bilerek ve havayollarını kollamak adına yuvarlak bırakılmış alanlar var, siz en carpıcı olanı gundeme getirmişsiniz. Niye bu zihniyet değişmiyor anlamış değilim. Bu kadar havacılık sitesi ve yazar var sizden başka neden bu havacılık hukuku üzerine kimse yorum yada haber yazmıyor anlamışda değilim. Ciddi bir boşluk ve uzun vadede hem sektörü hem de yolcuları etkileyecek sorunlar yumağı olarak devam ediyor.
  • Servet bey, kanunları ikiye ayırmışsınız. Böyle bir ayırımı hiç bir hukuk veya sosyoloji kitabında bulamazsınız. Yeni bir ekol yaratıyorsunuz. Bravo size. Toplumun gerisinde kalmış ve toplumun ilerisinde olan kanunlar olarak kanunları ikili bir tasnife tabi tutmuşsunuz. Peki toplumun ne ilerisinde ne de gerisinde olan, tam olarak toplumla örtüşen kanunlar nerede? Onları nereye gönderdiniz?

Ratio Legis

27846 sayı ve 14 Şubat 2011 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girdi. Hayırlı olsun.

Düzenlemeler ve yeni kavramlar düşünenler için yeni ufuklar açacaktır, eminim.

Derler ki, kanunların da insanlar gibi bir ruhu vardır. Buna kanunların ruhu, kanunun konuluş amacı, yani kanunun “Ratio legis’i” denir. Bir diğer ifadeyle ‘ratio legis’ kanunların yapılış amacıdır. İki tür kanun vardır:

1.Toplumun gerisinde olan kanunlar

Toplumun gerisinde kalmış bulunan yasal mevzuat işlevini yitirdiğinden toplum ihtiyaçlarını karşılamaz ve gayri adil sonuçları beraberinde getirir.

2.Toplumun ilerisinde olan kanunlar

Toplumun ilerisinde olan mevzuat ise toplumun alışık olmadığı, sosyal ve beşeri ihtiyaçlara en azından şimdilik uyum sağlamayacak yasal düzenlemelerdir.

Bu nedenle toplumun ihtiyaçları ile paralel olan, insanların ortak hareket ve düşüncelerinin bir yansıması olarak ortaya çıkan kanunlar, kısacası ‘ratio legis’i toplum ile paralel olan kanunlar güncel ve adil kanunlardır.

Kanımca kanunların varlığı, tanımların varoluşları ile olasıdır. Hep yinelerim. Hukuk, tanım olmadan işleyemez.

TSHK 2920’de sıkça (59) geçen “Taşıyıcı” sözcesi, TTK Md.850 ile tanımlanmış ve büyük bir boşluğu doldurmuştur.

A) Taşıyıcı

MADDE 850

(1) Taşıyıcı, taşıma sözleşmesiyle eşya veya yolcu taşıma işini veya ikisini birlikte üstlenen kişidir. Eşya her türlü yükü de kapsar.

(2) Taşıyıcı, taşıma sözleşmesiyle eşyayı varma yerine götürmeyi ve orada gönderilene teslim etmeyi veya yolcuyu varma yerine ulaştırmayı; buna karşılık, eşya taşımada gönderen ve yolcu taşımada yolcu, taşıyıcıya, taşıma ücretini ödemeyi borçlanır.

(3) Taşıma işleri ticari işletme faaliyetidir.  

Ayrıca TSHK.2920, Md.19’da yapılan havayolu işletmeleri tanımları, TTK.850.(1) ile örtüşmekte. Tek tanım bu olduğuna göre, bu tanımın TSHK.2920, Md.3’e dahil edilmesi en doğrusudur.

İlginç bir madde de TTK Md.906’dır.

TSHK.2920 Md.104’de anlatılan şartlara içerisindeki “taşıyıcının talimatı” gibi bu maddede “iç hizmet kuralları” ön plana çıkarılmakta ve yolcunun uyması gerektiği vurgulanmaktadır.

A) Kurallara uyma zorunluluğu

MADDE 906

(1) Yolcu, taşıyıcı tarafından iç hizmetleri düzenlemek için konulmuş kurallara uymak zorundadır.

Hala şirketlere bırakılan bu şartların caydırıcı ve önleyici olabilmeleri için tanım ve sınırlarında ne ulusal ne de uluslar arası birlik henüz sağlanamamıştır.

Ayrıca 2920.Md.105, toplumun gerisinde kalmış olan bir madde olarak hala durmaktadır. (Yeni Kanun: No. 5866; Kabul Tarihi: 2/4/2009)

Yük taşıma şartları içerisinde en çok dikkatimi çeken madde ise TSHK.2920 Md.110 ile TTK.Md.857 arasındaki fark.

TTK.Md.857, hem güne uygun hem de doğru sıralama ile yerli yerine oturmuş ve bu şekli ile TSHK.Md.110’u toplumun gerisinde kalmış olarak adlandıracaktır.



Şimdi hukukçular aynı konudaki bu çifte kanun şartları altında ne yapacaklarını düşünedursunlar, bizler için zaten uluslar arası kanunlar geçerli. Yine de böyle güzel bir çalışmanın yeni bir “Kitap” başlığı altında “Hava Ticareti” diye hazırlanamadığına üzülmekteyim.

İlk Uluslararası Havacılık Kongresi’nin 06-11/05/1889 tarihinde yapıldığını unutmayalım. Deniz ticareti hukuku hakkındaki 1440 sayılı Ticaret Kanunu (İkinci Kitap ), 13/5/1929 tarihinde kabul edilmiştir. Aradan 83 sene geçmiş ve biz havacılar hala TTK içerisinde yerimizi alamamış bir durumdayız.

Yeni TTK yasası, Havacılığı ilgilendiren daha birçok maddeyi kapsamaktadır. Hepsine burada değinmek zor, ancak son yazdığım kitaplarda birçok değişiklik yapmama neden olacak. Sonra yeri geldikçe değiniriz.

Örnek olarak yukarıda verdiklerimin yanında bir konu var ki, sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim.

5866 sayılı yasa “Hava Yoluyla Uluslararası Taşımacılığa İlişkin Belirli Kuralların Birleştirilmesine Dair Sözleşme - Montreal Sözleşmesi” taşıyıcıyı, gecikmeden meydana gelen hasarlardan sorumlu tutar.

TTK.Md.908 ise mahkemenin ispat şartı olmaksızın, bilet tutarının üç misli tazminat ödenmesini şart koşmakta.

I - Hareketin gecikmesi

MADDE 908

(1) Hareket, duruma ve şartlara göre yolcudan katlanması istenemeyecek bir süre gecikirse, yolcu sözleşmeden cayıp ödediği ücreti ve varsa zararını isteyebilir. Yolcu, gecikmeye rağmen yolculuğu yapmışsa, sadece gecikmeden doğan zararının tazminini dava edebilir. Cayma şekle bağlı değildir; hareket yerinden ayrılma, cayma kabul edilir. Sözleşmeden cayılsın veya cayılmasın, gecikme nedeniyle doğmuş herhangi bir zarar ispat edilemese bile mahkemece bilet parasının üç misli tazminata karar verilir.

“katlanması istenemeyecek bir süre” henüz tanımı yapılmamış olduğu için izafidir. Bu süre benim için 4 saat, bir başkası için 45 dakika olabilir.

Burada ücret ve tazminat ayrı ayrı ele alınmakta.

Ben zararımı ispat edersem karşılığını, edemezsem de bilet parası ile bilet parasının üç mislini tazminat olarak alacağım demektir.

Ortada daha taslak diye durmakta olan “Havayolu ile seyahat eden yolcuların haklarına dair talimat” ise sırada bekliyor.

MADDE.8

(2) Yolculara Madde 9 uyarınca, varış süresi esas olarak rezervasyonu yapılan uçuşun planlanan varış zamanını;

a) 1500 Km veya daha kısa tüm uçuşlar bakımından iki saat; veya,

b) 1500 ile 3000 Km arası tüm diğer uçuşlar bakımından üç saat; veya,

c) (a) ve (b) kapsamına girmeyen tüm uçuşlar bakımından dört saat;

aşmayan alternatif bir uçuş ile son varış yerlerine güzergah değişikliği teklif edilmesi halinde işleten hava taşıyıcısı, paragraf (1)’de öngörülen tazminatı %50 oranında düşürebilir.

Kanunlaşırsa çelişecek, tanımlar karışacak ve biri diğerinden üstün olmadığı için de aynı konuda iki kanun, hukukçuları da işin içinden çıkılmaz zorluklarla karşı karşıya bırakacaktır.

Yolcularımızın çok sevineceklerine inandığım Madde.908 için merak ettiğim tek husus, bu kanun maddesini hazırlayanların, hazırlayıcılara yol gösterenlerin; bu kanun taslağı için oluşan Kurul? içerisindeki Hukuk adamlarının “Bir de Havacı arkadaşlara sorsak” gibi bir sorunun akıllarına gelip gelmediği.

Eğer sormadı iseler önemli değil, hep yapıla gelen bir davranış.

Eğer sordu ve bu yönde bir cevap aldı iseler, hak etmişiz demektir!

“Ratio Legis” yerine tam oturmuş bu maddede.

Size de öyle gelmiyor mu?

Ratio Legis

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (18)

Misafir ~ 6 yıl önce
copy paste

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
Benim şimdi ratio flug aklıma geldi...)1999 muydu? 2000 mi?

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
Servet bey, bu yeni yasa bence gelişmek adına değil ecac ve easa gereği uymak zorunda olduğumuz kanunların (tabi uyum yasalarıda var) bize uydurulmaya çalışması. Bilerek ve havayollarını kollamak adına yuvarlak bırakılmış alanlar var, siz en carpıcı olanı gundeme getirmişsiniz. Niye bu zihniyet değişmiyor anlamış değilim. Bu kadar havacılık sitesi ve yazar var sizden başka neden bu havacılık hukuku üzerine kimse yorum yada haber yazmıyor anlamışda değilim. Ciddi bir boşluk ve uzun vadede hem sektörü hem de yolcuları etkileyecek sorunlar yumağı olarak devam ediyor.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
Servet bey, kanunları ikiye ayırmışsınız. Böyle bir ayırımı hiç bir hukuk veya sosyoloji kitabında bulamazsınız. Yeni bir ekol yaratıyorsunuz. Bravo size. Toplumun gerisinde kalmış ve toplumun ilerisinde olan kanunlar olarak kanunları ikili bir tasnife tabi tutmuşsunuz. Peki toplumun ne ilerisinde ne de gerisinde olan, tam olarak toplumla örtüşen kanunlar nerede? Onları nereye gönderdiniz?

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000