06 Kasım 2017, Pazartesi
Çetin ÖZBEY
Çetin ÖZBEY cetinozbey@airporthaber.com
  • malum.herkes biliyor.düzeleceği yok. seçimlerden önce küçük bir gıdıklama yaparlar.sonra aynen devam.bizde kafa yok.
  • İşçiler başımızın tacı olsun. Fakat iktisadın prensipleri değişmez. Bunlar doğa kanunlarıdır. Darwin'in dahi evrimi anlamadan evvel iktisadı anlaması gerekmiştir. Doğadaki (veya ülkemizdeki diyelim) kaynaklar bellidir. Bunlar sınırsız değildir. Canlılar arasında bu yüzden sürekli bir rekabet vardır. Güçlü olanlar doğadaki kaynakları daha çok kullanmaktadır. İnsan türünde de güçlü olanlar lüks, sefa içinde yaşamaktadır. Evler, bağlar, bahçeler, yazlıklar, kışlıklar, yurtdışı kayak tatilleri, Amerika'da okul beğenmeyen süslü bebeler vs. vs. Görüldüğü üzere gecekonduda yaşayan güçsüz, kimsesiz, arkası olmayan, sade vatandaşın durumu değişmediği gibi kötüye gitmektedir. İşçilerimiz bunların çalışan kısmıdır. Yani mirim; İnanç denen şey olmasa fakirler zenginleri çoktan pilav üstü döner yapar yerdi.
  • Dis hekiminin az vergi odemesine kizdim .arkadasim var dis hekimi bizim kazancimiz bol vergimiz azdir cok iyi kar birakir demisti
  • TGS ye alım olacak mı?

İşçilerimizin Ceplerinde Kimlerin Eli Var?

Benim bu suale verebileceğim cevap herkesin elinin işçinin cebinde olduğu şeklinde. Aslında kendimi bildim bileli bu durum böyle ve de hiç değişmedi. Cepteki eller arttı, azalmadı. Nereden başlasak ki?

Manavın, arada bir uğrayabilirse  kasabın,  ev sahibinin, mahalle bakkalının ve marketlerin, çocukların okullarının vb.. yaşam için gerekli olan harcamaların yapıldığı tüm iş yerlerinin ve kurumların patronlarının eli işçinin cebinde.  İşçi olmayanlarda aynı yerlerden alış veriş yapıyor, kira ödüyor vb. bir söz söylenmesi mümkün ise de oturun işçilerin geliri ile diğerlerini karşılaştırın.

Evet, işçilerimiz açısından vergi sistemimiz sorunlu. Gelir vergisi taslağının üçüncü dilimindeki oranın 3 puan yukarı çekilmesi, ücretlilerin büyük kısmını neredeyse etkileyecekti.   İşçilerin konu ile ilgili duruşlarını açık bir şekilde göstermeleri ve bir işçi konfederasyonun Başbakanımız Binali Yıldırım ve Maliye Bakanı Naci Ağbal'a bu konuda mektup göndererek konuyu değişik bir boyuta taşıdılar.  Yazdıkları mektupta Türkiye'de gelir vergisi mükelleflerinin büyük çoğunluğunu ücretlilerin oluşturduğu anımsatılarak, gelir ve kazanç üzerinden alınan verginin yaklaşık üçte ikisinin ücretlilerce ödendiğine dikkatleri bir kez daha çekildi.  Hak verdiler ki, Sn. Başbakanın talimatı ile yapılan yeni düzenleme taslağı bu ay TBMM’ de görüşülecek torba yasaya madde olarak konuldu. Bu durumda yapılacak olan değişiklikle aylık brüt ücreti 2 bin 875 liranın altında kalan ücretlilerin vergi oranında bir değişiklik olmayacak.

Aslında işçiler ülkede en muntazam vergi ödeyen bir grup.  Bu ülkede 2014 yılında işçi aynı maaşı alan memurun 2 katı gibi fazla vergi öderdi. Bu gün Ayda 1.777,50 TL (brüt) kazanan evli, 2 çocuklu işçi toplamda 241 TL gelir ve damga vergisi ile aylık harcamaları esnasında ödediği ortalama ( % 10 )  140 lira kadar da KDV ile birlikte toplamda her ay 381 TL vergi ödüyor. (http://www.verginet.net/dtt/MaasHesaplama.aspx üzerinden hesaplama yapılmış olup küçük oynamalar olabilir )

Eğer bu işçi arkadaşımız patron olsaydı: aynı tutardaki geliri için hiç vergi ödemeyecekti. İşçilere hak edişlerinin brüt ücretlerinden vergiler peşin olarak düşülmüş şekilde ödenmesi nedeni ile bordroluların giderlerini gelir vergisi matrahından düşmesi mümkün değil.

İşveren ise eline geçen aynı miktardaki parayı harcadığında yaptığı iş ile ilgili tüm giderlerini gelir ve kurumlar vergisi matrahından düşebilir. Ve de yukarıda belirtilen meblağ için ödeyeceği vergi 0 TL’dir. Sonuç:  İşçi giderlerini vergiden düşemez, işveren düşer. Bu fark niye?

Öte yandan, işçiden gelir vergisi peşin olarak alındıktan sonra eline geçen parayı harcarken kendisinden yüzde 18 ile yüzde 1 arasında olmak üzere ortalama aylık yüzde 10 oranında tutan Katma Değer Vergisi de ödemektedir. Tabii ki İşçi statüsünde çalışanların ödediği KDV’yi de geri alma şansı bulunmamaktadır.

Benzer durumdaki işveren (gerçek veya tüzel kişi) ise harcamaları anında KDV öderken, satışlarından da KDV elde ettiğinden ötürü devlete bir KDV ödemesi yapmaz.   Başka bir deyişle işveren bunu bir şekilde denkleştirir.

Geçmiş senelerin birinde İşçilerin işverenleri olan, gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri toplam 27.512.079.156- lira gelir ve kurumlar vergisi ödedikleri ve bu arada, işçilerin cebinden hem de daha maaşlarını almadan çıkan gelir vergisinin ise 40.918.298.864- lira olduğu yazılmıştı. Geçen seneki durumu bilemiyorum. Kayıtlarda da bulamadım. Bu arada 2014 yılına ait bir haberi gördüm. İnanılması hayli zor ama İnşaat Malzemesi Satıcıları, Kuyumcular, Oteller, Diş Hekimleri, Seyahat işletmeleri, Un fabrikaları, Et üreticileri/ Satıcıları, Giysi Mağazaları, Lokantalar, Süpermarketler ve Kürkçüler Asgari ücretle çalışanlar kadar gelir vergisi vergi ödememişler.

Her sene takip eden yılın asgari ücretinin belirlenmesi sırasında devletle işverenlerin birlikte hareket ettiklerini görüyoruz.  İş yerlerinde çalışanlara yapılan maaş artımlarında ise devlet görüşü yok. . Sene içinde neşriyatlara ne denli iyi çalıştıklarını, büyüdüklerini anlatan patronlar zam döneminde, yaptıkları o röportajda söylediklerini unutuyorlar. Kimse de kendilerine bunu hatırlatmıyor. Ülkenin durumu, yatırım vb.. gerekçeler ve büyük fedakarlıklarla işçilere verilen % 3,5- 4 maaş artımı.

 Asgari geçim indirimi ( AGİ. Bekâr ve evli  çocuk sayısı ile bağlantılı ) bazı işverenler tarafından işçilere ödenmiyor.İşe alınırken net ücret üzerinden anlaşma yapılması bunun nedeni. AGİ’ nin işverenin maliyeti ile hiç bir bağlantısı yok. Bu devletin çalışanlara verdiği bir yardım olup işveren bunu ödeyeceği gelir vergisinden zaten düşüyor.

İşçilerin yol, yemek bayram, yılbaşı ikramiyeleri ödenmekteyse de bu ödemeler işverenler tarafından resmi ücrete dâhil edilmiyor. ( Tabii ki bu uygulamanın genel olduğunu düşünmemek gerek ) Bunun, işçinin sözleşmesi sonlanması halinde hak kazandığı tazminatın eksik hesaplanmasına neden olduğu açık.

Bu gün TUIK Ekim ayı enflasyonunu açıkladı. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ekimde aylık bazda yüzde 2,08, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 1,71 artış gösterdi. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 11,90, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 17,28 olduğu ifade edildi. Şimdi ise son 9 senenin rekorunu kıran enflasyondan sonra yağmur gibi yağması  beklenen zamlar var.. Bir el daha girecek çalışanın cebine ama kimse o cebin zaten delik olduğunu fark etmiyor.

Asgari ücretle çalışan bir işçinin eline geçen maaştan tasarruf ettiği düşünmek herhalde safdillik olur. İşçi bu durumda ne yapacağını şaşırmışken bünyesi sahnelerimize yeni çıkacak olan bu zamları kaldırabilecek mi dersiniz?

İşin daha başka bir tarafı da var. Bu kesintilerin hepsine razı olan ancak çalışacak bir iş bulamayanlar da ülkede azımsanacak boyutta değil.

İşçinin cebine başka, bizim düşünemediğimiz bir el daha girer mi?  Daha doğrusu hesapta olmayan başka bir el daha o cebe sığar mı? Girmek isteyenler olacaktır mutlaka. Bunu düşünen İşçiler kendi güvenlikleri için dar kesim pantolon giymekte buldular çareyi. Dolayısı ile Ne yan ne de arka ceplerine bir elin daha sığması mümkün değil. Pantolon dar kesim ya. İşçiler kıt kanaat nasıl geçinebileceklerini düşünüp duruyorlar. Ha, hani bir cep zaten delik demiştik yukarıda. Sakın kimse işçinin o cebine elini sokmaya kalkmasın. Benden söylemesi

Çalışmadan Yaşamak: Tembellik Kötü Bir Alışkanlık.

İbrahim Tatlıses “ Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık? “diye sormuştu. Rahmetli Demirel’in “ Ülkede benzin vardı da biz mi içtik “ dediği hatırlardadır. Şu anda bazı insanlar  “ ülkede İş vardı da biz mi çalışmadık” şeklinde bir sual yöneltebilirler. Onlara hak vermemek mümkün değil. Bir devlet Kuruluşu olan Türkiye İstatistik Kurumu (TUIK) Haziran- Temmuz ve Ağustos 2017 aylarında ülkede 3 Milyon 443 Bin işsiz olduğunu resmen açıkladı. Bunun dışında ülkemizde hatırı sayılır miktarda insan devlet yardımı ile çalışmadan geçimini sağlıyor. Devlet bu yardımı yapmasa bu insanlar iş bulabilecekler mi sorusunun cevabı ise tek kelime ile “ Hayır ” Bu insanlar ne zamandır söz konusu yardımı alıyorlar? Cevap. “Uzun süredir.” Ülkemizin saygın Ekonomi yayınlarından biri 2014 yılında ülkemizde 3 Milyon 96 bin 409 hanenin devlet yardımı aldığını yazmıştı. Ortalama hesapla bir aileyi 3-4 kişi olarak düşünsek belirtilen senede 11 – 12 milyon arası insanın   Devlet yardımı ile yaşadığı açık. Başka bir ekonomi yayını ise 2016’ da devletimizin sosyal yardım harcamalarının toplamının 24 Milyar TL olduğu ve bu yardımdan istifade eden yurttaş sayısının ise 11.5 Milyon civarında olduğunu söylüyor. Aynı neşriyat yine aynı süreçte 5,1 milyon kişinin ise aile yardımı aldığını ifade etmiş. Her ne ise, Suriyelilere devletimizce verilen desteğin bizlere olan maliyeti düşünüldüğü takdirde kendi vatandaşlarımıza el uzatılmasını çok fazla yadırgamamak gerek. Yeter ki desteğe ihtiyaçları olan aileler doğru ve hiçbir ayırım yapılmadan seçilmiş olsunlar.

Evet, ülkemizdeki okuryazar oranı belli. Her ne kadar salt tahsilin cehaleti giderdiğini düşünmek hata ise de, yine de bu konuda tepe noktaya çok yakın bir yerde olduğumuzu söyleyebiliriz.  Üstelik insanlar  söz konusu desteğin devlet tarafından değil, iktidar partisi bir adım öte Partinin Genel Başkanı tarafından sağlandığına inanıyor. Devletten aldığı yardım ile tüm geçimini sağlayan insanların bu imkânı kaybetmelerinin kendileri açısından ne kadar korkunç bir şey olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bu insanlara iş temin edip çalıştırmayı denesek sizce iş yaşamında başarılı olmaları mümkün mü? Ülkemiz açısından en kötüsü ise devletimizin bu desteğinden, çalışmadan kendilerine sunulan bu rahatlıktan uzun senelerce istifade eden vatandaşlarımızın bu istirahata alışmış olmaları durumudur. Korkum o ki bu düzende büyüyen ailenin çocukları da bu rahatlığın nedenlerini kavramış ve de alışmışlar ise,  ilerisi de pek parlak görünmüyor demektir.

Ulu Önder Atatürk’ün “Tembelliği alışkanlık getiren toplumlar ile ilgili olarak Atatürk şöyle söylemişler. “ Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamayı alışkanlık haline getirmiş olan milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar. Büyük önder daha sonra daha sonra çalışma konusunda şunları söylüyor. “ Denilebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız bir tek şeye çok ihtiyacımız var. Çalışkan olmak.” Sözünü hatırlatmanın tam zamanı da, bunu kime hatırlatsak ki?

İşçilerimizin Ceplerinde Kimlerin Eli Var?

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (7)

İŞÇİNİN HALİ ~ 10 gün önce
malum.herkes biliyor.düzeleceği yok. seçimlerden önce küçük bir gıdıklama yaparlar.sonra aynen devam.bizde kafa yok.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
İktisat ~ 11 gün önce
İşçiler başımızın tacı olsun. Fakat iktisadın prensipleri değişmez. Bunlar doğa kanunlarıdır. Darwin'in dahi evrimi anlamadan evvel iktisadı anlaması gerekmiştir. Doğadaki (veya ülkemizdeki diyelim) kaynaklar bellidir. Bunlar sınırsız değildir. Canlılar arasında bu yüzden sürekli bir rekabet vardır. Güçlü olanlar doğadaki kaynakları daha çok kullanmaktadır. İnsan türünde de güçlü olanlar lüks, sefa içinde yaşamaktadır. Evler, bağlar, bahçeler, yazlıklar, kışlıklar, yurtdışı kayak tatilleri, Amerika'da okul beğenmeyen süslü bebeler vs. vs. Görüldüğü üzere gecekonduda yaşayan güçsüz, kimsesiz, arkası olmayan, sade vatandaşın durumu değişmediği gibi kötüye gitmektedir. İşçilerimiz bunların çalışan kısmıdır. Yani mirim; İnanç denen şey olmasa fakirler zenginleri çoktan pilav üstü döner yapar yerdi.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
CVP İKTİSAT ~ 11 gün önce
TEŞEKKÜR EDİYORUM. SÖYLENECEK BİR ŞEY YOK.
eren ~ 12 gün önce
Dis hekiminin az vergi odemesine kizdim .arkadasim var dis hekimi bizim kazancimiz bol vergimiz azdir cok iyi kar birakir demisti

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Soru ? ~ 12 gün önce
TGS ye alım olacak mı?

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000