04 Şubat 2019, Pazartesi
Servet BAŞOL
Servet BAŞOL servetbasol@airporthaber.com

Mutluluk üzerine…

“Satürn-5 roketiyle uzaya gönderilen Apollo 11 aracı üç günlük yolculuktan sonra 20 Temmuz 1969’da Ay Modülü Kartal’ı Ay’a indirmişti. Araç personelinden Michael Collins Ay yörüngesinde kalırken Armstrong ve Aldrin Ay’a ayak basan ilk insanlar olmuşlardı."

Apollo 11'in 1969 yılındaki seferinde toplanan taşlar ile Apollo 17’nin uzay seferlerinde toplanan 370 taş parçasının 270'i ülkeye, 100'ü ise eyaletlere gönderilmişti.

Ancak dünya ülkelerine gönderilen 160 taş ile eyaletlere gönderilen 24 taşın kaybolduğu ya da çalındığı bildirildi.

"Dönemin Başkanı Richard Nixon, tuğla büyüklüğündeki taşın parçalara ayrılması ve 135 yabancı ülke liderine ve 50 ABD eyaletine gönderilmesi emrini vermişti.

Saydam küreler içine yerleştirilmiş “iyi niyet elçisi Ay taşları”, üzerlerine alıcı ülkelerin bayrakları iliştirilmiş tahta plaketler ile söz konusu ülkelere armağan edilmişti.

BBC’nin internet sitesinde yer alan habere göre, ülkelere hediye olarak gönderilen Ay taşlarının akıbetinin belirsiz olduğu kaydedildi.

1972’de Apollo 17, Ay’a giderken bazı ülkelerin bayraklarını da uzaya çıkardı.

Geri döndüğünde bu bayraklarla birlikte getirdiği taş örneklerinden birer parça daha aynı ülkelere gönderildi. Ancak geçen yıl Honduras’ta Amerikalı bir kadın, elinde bulundurduğu bir ay taşını 1.7 milyon dolara satmaya çalışırken yakalandı.

Bu olay üzerine NASA soruşturmacıları, taşların akıbetini belirlemeye çalıştı.

NASA müfettişi Paul Martin’in aralık ayında yayınladığı raporda ise Ay’dan toplanan 517 taş numunesinin ülke içindeki araştırma kurumlarına verildiğini ancak geri dönmediğini itiraf etti.

“Ay taşı avcısı” olarak adlandırılan Gutheinz, bu göreve 1998 yılında NASA'da çalışırken başladığını ve “Ay Tutulması Operasyonu” adını verdiği kampanya kapsamında USA Today gazetesine ‘Ay Taşları Aranıyor’ şeklinde ilan verdiğini belirtti.”

Skandal sadece taşlar ile sınırlı kalsa iyi idi.

NASA “Kazara” Orijinal Aya İniş Bantlarını Sildi.!

“Aydaki TV kameralarından ve kaydedilen orijinal manyetik bant verilerini aradıktan üç yıl sonra NASA, bu tür kasetlerin uydu verilerini kaydetmek için tekrar kullanıldığını ifade ile yanlışlıkla silindikleri sonucuna varmıştır”.

Beklenmedik bir açıklama yine NASA tarafından yapıldı.

“Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin finansmanından yılda milyarlarca dolar alan uzay ajansı NASA’nın yetkilileri, 1969’da aya ayak basan ilk insanların kayıtlarının silindiğini, çünkü bunun nedeninin de NASA’nın kaydedeceği bant sıkıntısı olduğunu belirttiler. Bu kıtlık elbette, kaydedilebilir yeni medya satın almak için para yetersizliğinden kaynaklanmaktaydı.”

Bilindiği üzere 50 yıl sonra sır olmaktan çıkan veriler, halk ile paylaşılabiliyor. Tıpkı “ilk uçuş” yalanının 50 yıl boyunca sürmesi gibi. Orville’in ilk uçuşu yaptı denilen uçağını Smithsonian Enstitüsü’ne vermek yerine 1942 senesinde Londra Bilim Müzesi’ne uzun süreli kiralaması sonucu varisleri ile Smithsonian Enstitüsü 1948 senesinde bir anlaşma imzalayarak uçağın ABD’ye geri getirilmesini sağlar. Yapılan bu “gizli” anlaşmanın şartı, Smithsonian Enstitüsü’nün yalnızca Wright Flyer'ı tanıması ve insanlı, güçlendirilmiş ve kontrollü ilk uçuş olarak başka hiçbir uçuşu tanımamasıdır. 1975 yılında The Times muhabiri Peter O'Dwyer, Orville Wright varisleri ile yapılan anlaşmayı ABD Connecticut Senatörü Lowell Weicker ile birlikte ABD Bilgi Özgürlüğü Yasası yardımıyla öğrenir ve bu anlaşmayı yayınlar. Artık biliyoruz ki onca teklife rağmen hiç bir zaman Amerikan vatandaşlığına geçmeyen Alman Gustav Weisskopf, 14 Ağustos 1901’de Number-21 model uçağı ile dört uçuş gerçekleştirmişti. Biri sabah, diğer üçü öğleden sonra yapılan bu uçuşların en başarılısında, yerden 61 m yükseklikte 2500m yol kat etmişti. Zaten ICAO sitesinde yayınlanan A.B.D. Washington'da “Wright Kardeşler ve İlk Uçuşun 25.ci yılı” adı altında düzenlenen Uluslararası Sivil Havacılık konferansı, dünyaya “İlk Uçuşun 25.ci Yılı” diye ilan edilince bu konferansa, “İlk Uçuş yalanı” yüzünden hiç bir devlet resmen katılmamıştı. Tarihte kayıtlara "Güzel bir kutlama" diye geçti. (12-14 Aralık) State Department officials correctly categorized it as "nothing but a celebration". http://www.icao.int/secretariat/PostalHistory/1928_the_international_civil_aeronautics_conference.htm

Bunun gibi 1969+50= toplanınca kaç çıkar bilemiyorum ama bazı yalanların “sır” perdesi altında kalamayacağı açıktır.! Taşların açıklanamaz bir şekilde kaybolması ve hatırlayın 2009’da “Ay Seyahati kayıtları üzerine başka bir kayıt yapmışız, çünkü yeni kaset alacak paramız yoktu” sözüne kimseden tepki gelmemişti.

Zamanında büyük bir çoğunluğumuz bu tür yanlışları yapmış, düğün kayıtları üzerine bile TV’den film kaydedenlerimiz olmuştu. Yeni bir kaset almak için paran yoksa üzerine kayıt yapmak akılcı bir davranış idi ama neyin üzerine kayıt yaptığına bağlı olarak. Böyle bir mazereti “uygun” bulan bir çoğunluk var olmalı.

ABD hükümeti, kendi halkının eğitim seviyesini düşürmekle kalmadı, bizim de eğitim seviyemizi kontrol ettiğinden (27.12.1949’da imzalanan “Fulbright Antlaşması”) aynı seviyeye hep birlikte geldik. En düşük eğitim seviyesine. Artık medya ile eğitiliyor insanlarımız. Okumak, araştırmak ve hatta mukayeseli araştırma yapmak yerine söylenenlere inanmak daha kolayına geliyor yeni neslin. Yine de bir uçak düşünce hemen kara kutular aranıyor. Kayıtlar önemli çünkü. Hem ses hem de data kayıtları nedenler ve oluşları size anlatabiliyor.

İlk 500’lerde artık adımız geçmiyor. İlk 1000 üniversite arasına girenlerimiz ise 525 ile 930.cu sıraları paylaşıyorlar.

Öğretim üyesi arkadaşlarımız iyilerdi hoşlardı, ama çoğunun bilime dair öyle bariz bilgileri yoktu. Asıl hedefleri işte profesör olmak, dekan olmak, senatoya girmek, rektör olmak gibi şeylerdi. Yani bilim peşinde değil, rütbe peşinde koşmak. Halbuki Üniversite bilim yapmaya müsait haldeydi. Witt geldi, Blaschke geldi, Hasse geldi, daha pek çok insanlar gelip gittiler. Bunlar her geldiklerinde seminerler verirlerdi. Ben ise arkadaşlarımı yalvar yakar götürebiliyordum bu konferanslara, o kadar ilgisizlerdi yani. O yüzden, sıkılmaya başlamıştım epeydir; "artık bu işi bırakmanın zamanıdır" dedim.

Cahit ARF. 1962

Cahit Arf, 1910-1997 yılları arasında yaşamış dünyaca ünlü matematikçi. Cisimlerin kuadratik formlarının sınıflandırılmasında ortaya çıkan ve kendi adıyla anılan “Arf Sabiti“, “Arf Halkaları” ve “Arf Kapanışları” gibi terimleri bularak, matematik ve bilim dünyasına önemli katkılarda bulundu. Alman matematikçi Helmut Hesse ile birlikte, Hesse-Arf Kuramı’nı geliştirdi.

Yüksek öğrenimini Fransa’da Ecole Normale Superieure’de 1932′de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya’ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi’nde doktorasını bitirdi.

Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör ve Ordinaryus profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Kolej’de matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu.

Yalanlar üzerine kurulu bu 21.ci yüzyılı hep birlikte yaşamaktayız. Bu yeni bir şey değil elbet. Eskiler bile demişti zamanında;

Ignorantia beatitudo est. Ignorance is bliss. Cehalet mutluluktur.

Ne mutlu bize…

www.servetbasol.com

Mutluluk üzerine…

Facebook Yorum

Yorumlar

Boş yazı ~ 4 ay önce
Abd nin aya gidildi yalanları ve gerçek olmasını arzulayan yaşlı kesim

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Batuhan Balto ~ 4 ay önce
ilk kez güzel bişey yazdın Servet dede

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000