03 Şubat 2022, Perşembe 11:51:00

A400M'ye milli dokunuş

Türkiye, A400M askeri nakliye uçaklarına Yönlendirilmiş Kızılötesi Karşı Tedbir sistemini resmi olarak uygulayan ilk ülke oldu.
  • Bu yazı ve kullanılan ifadeler tam bir cehalet ürünü. Hakan Kılıç bey kimdir tanımıyorum ama bu ifadeleri kullanan, olayı bu şekilde yorumlayıp anlatan savunma analisti değil sadece kara cahil olabilir. Bir defa bu ve benzeri sistemleri uçağa entegre edip kalifiye edecek, gerekirse sertifikasyonunu sağlayacak kurum sadece ve sadece uçağın orijinal üreticidir yani Airbus firmasıdır. TAI de bu projenin baştan beri ortağı olduğu, bazı parçalarını ve alt sistemlerin tasarladığı için Airbus'ın yürüttüğü entegrasyon çalışmasında kendi payına düşen yükümlülükleri yerine getirmiştir. Dolayısıyla TAI'nin kendi başına, kendi kafasına göre yürüttüğü bir entegrasyon faaliyeti söz konusu değildir. Bu kapsamda başka ülkelerin de TAI'nin kapısını çalıp bize de yapın demesi mümkün değildir. Bu çalışmanın (ve TAI'nin payının) bu şekilde abartılıp bu tür yorumlara yol açacak kadar ileriye gitmesini yadırgıyorum.Bu bağlamda TAI'nin de sağlıklı bilgiler içeren bir açıklama yapmasını beklerdim.Saygılarımla
  • Hakan Kılıç kim bilmiyorum; ama tamamen hayal mahsulü bir yazı yazdığına göre DIRCM ne olduğundan bihaber olduğu muhakkak. TUSAŞ'ın ne yaptığını da anlamamış. ileride bu yazısından çok utanır. Bence baştan başlamalı, DIRCM, MWS, A400M, TUSAŞ'ın yaptıklarını sıfırdan çalışıp anlamalı ve yazısını düzeltmeli. Bilgisizliğinden dolayı gerçekten çok mahcup olur. Çünkü; bu yazının içeriğini çok az sayıda insan anlar, onlarda Hakan'a güler.
  • Bu ikinci hava bakımdakiler EASA lisans sınavlarına giriyormuş ve sınavlarda geçmeleri için çeşitli hülle teknikleri uygulanıyormuş! Yani hiç bir havacılık eğitimi olmayan birisi nasıl bir seferde 3 sınav geçer burdan pay biçin!
  • Elalemin teknolojisini,ham maddesini,mühendisliğini alıp onlara ucuz işgücü imkanları veriyoruz bunun övünülecek nesi var? Bir de milli dokunuş bilmem ne diyorsunuz neresi milli?

Türkiye, A400M askeri nakliye uçaklarına Yönlendirilmiş Kızılötesi Karşı Tedbir sistemini resmi olarak uygulayan ilk ülke oldu. Diğer ülkelerin de ‘potansiyel müşteri’ olabileceğini belirten uzmanlar, sistemin nasıl çalıştığını anlattı.

Türkiye yerli ve milli savunma sanayii ürünleri kadar kritik sistemlerin çok önemli platformlara uygulanması konusunda da oldukça değerli işlere imza atıyor. Türk Havacılık ve Uzay Sanayi’nin Airbus A400M askeri nakliye uçaklarında bir ilke imza atarak Yönlendirilmiş Kızılötesi Karşı Tedbir (DIRCM) sisteminin entegrasyonunu gerçekleştirmesi de bunlardan biri.

DIRCM sistemini daha önce sadece İngiltere uçakların garanti sürecini bozma pahasına kendi kullandığı A400M’lere entegre etti. Ancak Türkiye’nin bu sistemi entegre ettiği uçaklarda garanti bozulmadı çünkü Airbus ve TUSAŞ’ın A400M uçakları için ortaklığı söz konusu.

Peki, Türkiye neden kargo uçağına bu sistemi ekleme ihtiyacı hissetti? DIRCM ne gibi bir kabiliyet sağlıyor? Savunma Analisti Hakan Kılıç ile hem bu soruların yanıtını anlattı hem de sürecin diğer detaylarına değindi.

Dünyadaki tüm ülkeler potansiyel müşteri

Hali hazırda Türkiye ve İngiltere dışındaki ülkelerin kullandığı A400M’lerde bu sistemin olmadığını bilgisini vererek anlatmaya başlıyor Kılıç… Az önce de bahsettiğimiz gibi Türkiye’nin İngiltere’den farklı olarak ‘uçağı garanti dışına çıkarmadan’ bunu yapabilmesini önemli buluyor.

“Yani üretici firma izniyle garanti kapsamından çıkarmadan ve yeniden EASA sertifikası alarak A400M’lere DIRCM uygulayan tek firma TUSAŞ.” cümlesiyle süreci özetliyor. Avrupa’daki diğer ülkelerin kullandığı A400M’lerin bu kabiliyetten uzak kaldığının altını çizen Kılıç’a göre yakında diğer ülkeler de Türkiye’nin kapısını çalıp kendi uçaklarına da DIRCM takılmasını talep edebilir. Daha net bir ifadeyle bu uçağa sahip tüm ülkeler Türkiye için potansiyel müşteri haline gelebilir.

Neden böyle bir sisteme ihtiyaç duyuldu

Hakan Kılıç’a Türkiye’nin ya da diğer örnekte olduğu gibi İngiltere’nin neden bir askeri kargo uçağına ‘karşı tedbir’ ekleme ihtiyacı duyduğunu soruyoruz:

“Bu doğru bir soru… Sonuçta bunlar savaş uçağı değil nakliye uçağı. Düşman bölgesine veya hava savunma tehdidinin bariz olduğu bir bölgeye pike yaparak malzeme, paraşütçü atacak halleri yok. Diğer ülke A400M’lerinde neden yok? İşte burada kullanıcı ülke ve ülkenin askeri operasyonlarını niteliği ve tehdit değerlendirmesi bunu belirleyen faktör olarak öne çıkıyor.

İngiltere; Irak, Afganistan ve benzer sahalarda omuzdan atılan/portatif hava savunma sistemi demek olan MANPADS füze tehdidinin olduğu sahalarda A400M kullanıyor. Yani bu uçaklar iniş ve kalkışta omuzdan atılan ve sadece 8-10 km menzili olduğu halde çok tehlikeli olan hava savunma füze sistemlerinin etki alanında kalıyor. Üstelik bunlar asimetrik, gayri nizami harp unsurlarının etkisinde.

Türkiye’ye gelince… Aslında bizi anlatmaya bile gerek yok. Şöyle bir etrafımıza bakalım. Ya da Libya gibi denizaşırı bölgelerdeki operasyonlarımıza. Adeta MANPADS cehenneminin ortasındayız.

Suriye’de grupların ve silahların kontrolsüz olarak nasıl taraf değiştirdiğini düşündüğümüzde bir Türk A400M nakliye uçağının sınır ötesinde maruz kalacağı MANPADS tehdidi ile bir Fransız veya İspanyol A400M uçağı arasında dağlar kadar fark var.”

MANPADS sıcaklık farkını takip ediyor

Savunma Analisti Hakan Kılıç’a DIRCM sisteminin nasıl çalıştığını da soruyoruz. Yanıta geçmeden önce TUSAŞ’ın A400M’lere Yönlendirilmiş Kızılötesi Karşı Tedbir Sistemi entegrasyonunu kabiliyeti kazanmış olmasının hem Türk Hava Kuvvetleri hem de TUSAŞ açısından çok önemli olduğunun altını çiziyor.

DIRCM sisteminin nasıl çalıştığını anlamak için önce MANPADS’in çalışma mantığının anlaşılması gerektiği görüşünde Kılıç. Bu nedenle o süreci en genel haliyle anlatıyor:

“Uçağın dış yüzeyinde füze ikaz alıcıları, yönlendirilmiş lazer yansıtıcı, antenler ve benzer unsurlar var. İçeride ise merkezi bilgisayar, yüzlerce metre kablo, elektronik ve aviyonik cihazlar ile 405 ayrı parçadan oluşan bir sistem düşünün.

MANPADS ya da diğer kızılötesi güdümlü hava savunma sistemleri kızılötesi görüntüleyici arayıcı başlıkları sayesinde hedef takibi yapar. Yani kızılötesi güdümlüdür. Uçağın motor çevresi ve keskin yüzeylerinin havayla yaptığı sürtünmeden oluşan sıcaklığı daha doğrusu uçak üzerindeki sıcak parçaları kızılötesi görür, takip eder. Böylece kilit atmış olur. Sanıldığı gibi motordan çıkan sıcak gazları takip etmez.

Uçak zaten ısınmıştır. Dolayısıyla ısıya gitmez, sıcaklık farkına gider. Kızılötesi olarak sıcaklık farkını tahlil ederek direk motora gidebilir. Ya da işlemciye ‘kokpite git’ yazılırsa füze bu kez orayı hedef almaya çalışır. Helikopterlerde ise en garantili yöntem kuyruk paline çarpmaktır. Nakliye uçaklarında ise motorlarla daha çok kanat kirişinin gövde ile birleştiği yerleri tahrip etmek öncelikli hedeftir.”

Peki, ya DIRCM sistemi? Kılıç, söz konusu çözümün 360 derece füze ikaz sistemleri ve kızılötesi algılayıcıları sayesinde yerden kendisine doğru gelen füzeyi algıladığını belirterek, “Gelen füze merkezi bilgisayar ve kokpit ekranında görülür. Pilot kinetik kaçınma manevralarına başlar ama nakliye uçağında bu çok işe yaramaz çünkü gövdeleri fazlasıyla büyüktür. Uçaktaki DIRCM sistemi bu noktada devreye girer ve alıcıların tespit ettiği noktadaki MANPADS’e müdahale eder” bilgisini paylaşıyor.

MANPADS’lerin ucunda kızılötesi bir arayıcı başlık olduğunu söyleyen Kılıç, DIRCM’ın bu noktaya lazer ışını uyguladığından bahsediyor. Sonrasını “Arayıcı başlığı kör olan MANPADS kör bir kuştan farksızdır.” cümlesiyle tehdidin nasıl bertaraf edildiğini netleştiriyor.

Kızılötesi arayıcı başlıklı füzelere karşı yeni yeni uygulanmaya başlayan DIRCM sistemi daha önceki kaçma-kurtulma yöntemleri olarak ifade edilen yöntemlere göre en etkili seçeneklerden biri olduğunun altını çiziyor Hakan Kılıç.

Kılıç ayrıca, A400M veya diğer hava araçlarına yönelik başka hava savunma füzesi tehditleri de olduğuna değiniyor, ancak bu gibi durumlarda A400M’de de bulunan pasif tedbirlerin uygulandığı bilgisiyle sözlerini tamamlıyor. (trthaber)

A400M'ye milli dokunuş

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (10)

Hasan ~ 6 ay önce
Bu yazı ve kullanılan ifadeler tam bir cehalet ürünü. Hakan Kılıç bey kimdir tanımıyorum ama bu ifadeleri kullanan, olayı bu şekilde yorumlayıp anlatan savunma analisti değil sadece kara cahil olabilir. Bir defa bu ve benzeri sistemleri uçağa entegre edip kalifiye edecek, gerekirse sertifikasyonunu sağlayacak kurum sadece ve sadece uçağın orijinal üreticidir yani Airbus firmasıdır. TAI de bu projenin baştan beri ortağı olduğu, bazı parçalarını ve alt sistemlerin tasarladığı için Airbus'ın yürüttüğü entegrasyon çalışmasında kendi payına düşen yükümlülükleri yerine getirmiştir. Dolayısıyla TAI'nin kendi başına, kendi kafasına göre yürüttüğü bir entegrasyon faaliyeti söz konusu değildir. Bu kapsamda başka ülkelerin de TAI'nin kapısını çalıp bize de yapın demesi mümkün değildir. Bu çalışmanın (ve TAI'nin payının) bu şekilde abartılıp bu tür yorumlara yol açacak kadar ileriye gitmesini yadırgıyorum.Bu bağlamda TAI'nin de sağlıklı bilgiler içeren bir açıklama yapmasını beklerdim.Saygılarımla

Yanıtla

Kalan karakter 1000
bahadır ~ 6 ay önce
Hakan Kılıç kim bilmiyorum; ama tamamen hayal mahsulü bir yazı yazdığına göre DIRCM ne olduğundan bihaber olduğu muhakkak. TUSAŞ'ın ne yaptığını da anlamamış. ileride bu yazısından çok utanır. Bence baştan başlamalı, DIRCM, MWS, A400M, TUSAŞ'ın yaptıklarını sıfırdan çalışıp anlamalı ve yazısını düzeltmeli. Bilgisizliğinden dolayı gerçekten çok mahcup olur. Çünkü; bu yazının içeriğini çok az sayıda insan anlar, onlarda Hakan'a güler.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Ali veli ~ 6 ay önce
Bu ikinci hava bakımdakiler EASA lisans sınavlarına giriyormuş ve sınavlarda geçmeleri için çeşitli hülle teknikleri uygulanıyormuş! Yani hiç bir havacılık eğitimi olmayan birisi nasıl bir seferde 3 sınav geçer burdan pay biçin!

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Tam olarak ~ 6 ay önce
Deme ya nasıl olurda böyle bir şeye göz yumarlar anlam veremedim doğrusu. Bu işin içinde Şu seneler önce Bulgaristan dan lisans aldırıp lisansları iptal ettirilenlerin faili kişi..
A 400 ~ 6 ay önce
Elalemin teknolojisini,ham maddesini,mühendisliğini alıp onlara ucuz işgücü imkanları veriyoruz bunun övünülecek nesi var? Bir de milli dokunuş bilmem ne diyorsunuz neresi milli?

Yanıtla

Kalan karakter 1000
A400M ~ 6 ay önce
Sende hiç bir şeyi beğenmiyorsun. Biraz yardımcı ol o zaman.
kudurun ~ 6 ay önce
Türkiye geliştikçe kudurmaya devam edin.
Tuki ~ 6 ay önce
Ne gerek var böyle sistemlere.yap iki heykel korusun bizi.
Kpt ~ 6 ay önce
Bu sistemi bir başka ülkede mi taktırmayı düşünürdünüz acaba? Ben emeği geçenleri tebrik ve takdir ediyorum Hem ülkeye döviz tasarruf ettiler, hem de müstakbel müşteriler ile döviz girdisi sağlayacaklar. Bravo
kpt rumuzuna ~ 6 ay önce
Bu ülkenin ihracat yapabilmesi için ithalat yapması şart, 1 dolarlık ihracat için de 3 dolardan fazla para ithalata harcanıyor, bu fabrikada kullanılan tüm aletler,sistemler,civatalar dahi ithal, ucuz işgücü olduğumuz için bize iş veriyorlar, bu mu tebrik, takdir edilecek şey?

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000