Türk sivil havacılığı büyüyor, Türk sivil havacılığı kanatlandı uçuyor teranelerini bir türlü bırakamadık. Yaa siz, ‘büyüdük patlama yaptık’ diyorsunuz da hiç şöyle bir etrafınıza bakıyor musunuz? O patlama yaptık dediğiniz halimizle uçak sayımız bir Lufthansa’nın yarısı kadar bile değil!
Hepi topu üçü faal dört tane bölgesel uçağımız var, eğer bürokratik engelleri aşabilirse yakında bir tane de deniz uçağımız olacak…Eğitim organizasyonları derseniz bir ikisi hariç yerle yeksan!
Türkiye’deki havaalanlarını, hani sürekli rakamlarıyla övündüğümüz İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya havalimanları da dahil hepsini kullanan yolcu sayısının, henüz ABD’deki tek bir Atlanta Havaalanı kadar yolcuyu ağırlamadığını biliyor musunuz?
THY Genel Müdürü Temel Kotil, Lufthansa, Air France-KLM ve British Airways’ten sonra Avrupa’nın dördüncüsüyüz dese de, bir çiçekle bahar olmuyor. Tamam, Türk Hava Yolları’nın son dönemdeki başarısını inkar edemeyiz ama önümüzdeki tabloya da bir göz atıp sonrasında ahkam keselim… Belki büyüyoruz, filo sayıları artıyor, geniş gövdeli uçaklar filolara katılıyor, sürekli istihdam yaratılıyor ama bu, gelişmemişliğin dip yaptığı dönemden bir adım sonrasına geçişteki sıçramadır. Olaya böyle bakmak gerekir…
Bunları daha önce yazmıştım ama bir kez daha yazmak istedim. Çünkü bu kez havayolu ve havaalanı değil bir başka alanda gaza getirildiğimizi düşünüyorum. Haftanın bir günü mutlaka birileri gazetelere demeç verir, “Türkiye, bakım merkezi olma yolunda hızla ilerliyor” mesajları topluma enjekte edilir. Ama yine ortada bakım merkezi olduğumuz filan yoktur. Türki Cumhuriyetlerden birkaç şirket, birkaç tane de Balkanlardan… Bunlarla bölgenin lideri olduğumuz nasıl iddia edilebilir ki?
Üstelik bu alanda da bütün yük yine Türk Hava Yolları’nın iştiraki Teknik A.Ş’nin sırtında… Eğer onu bu kapsamın dışında tutarsanız elinizde bu iddiayı güçlendirecek hiçbir şey kalmıyor. Bir tek MNG Teknik ve MyTechnic ile bu alanda iddialı olabilmemiz mümkün olabilir mi?
MNG Teknik, kuşkusuz bu alanda en köklü şirketlerden biri… THY Teknik’ten sonra Türk şirketlerin de tercih ettiği teknik bakım anlamında bir marka. Ancak aynı şey Mytechnic için nasıl söyleyebilir? İki yıldan bu yana ödenmeyen maaşlarla, yönetimsel krizlerle adını duyduğumuz bir yeri nasıl başarılı statüsünde değerlendirebiliriz? Şimdi yeni bir yapılanmanın eşiğindeler. Sermaye artırıp yeni ortaklık kuruluyor. Ama o ortaklığın duyuruluşunda bile amatörlük paçadan akıyor. Böylesine ciddi bir ortaklık sürecinin son derece amatör bir dille kaleme alınarak, ortakların isimleri gizli tutularak şaibelere davetiye çıkarılmasını hangi kurumsal şirkette görebilirsiniz? Eğer böyle bir girişiminiz varsa, bunu tamamladıktan sonra kamuoyuna duyurur, ortaklarınız hakkında bilgi verirsiniz gerekirse onlar da kendi değerlendirmelerini yaparlar. Böyle, tırnak işareti açıp birilerini isimsiz olarak konuşturmak da neyin nesi?
İşte bütün herkes THY’ye bel bağlamış… THY uçak siparişi verir, ‘Türk sivil havacılığı büyüdü’ deriz, THY yeni hat açar, ‘Türk sivil havacılığı kanatlandı’ deriz, Teknik A.Ş. bakım pazarını artırır, yeni müşteriler çeker, ‘Türkiye bakımda lider olmaya aday’ deriz.
Gerçekten Türk sivil havacılığı sadece Türk Hava Yolları’na bel bağlamışsa vay halimize diyorum…
UZMANLIK TAKINTISI
Havacılık sektöründeki ‘uzmanlık’ takıntısı hep dikkatimi çekmiştir. Kim, neyin uzmanıdır? Acaba gerçekten bu işte bir uzmanlık söz konusu olabilir mi? Birçoğu, havacılığın bilgi birikimi ve deneyim gerektiren onlarca ana bilim dalını bir arada barındırdığını bilse de kendileri de bazen bu yanılgıya düşer, haddi ve bilgisi olmamasına rağmen kazalardan sonra doğru veya yanlış fikir beyan eder. Bu sözlerden kastettiğim kesinlikle Uğur Cebeci değil! Ben onu bu değerlendirmenin dışında tutmak gerektiğini düşünüyorum, çünkü onun yaptığı teknik bir kaza analizinden çok, geçmişte yaşanan kazalardan yola çıkılarak yapılan yalın ve ayağı yere basan bir değerlendirmeydi. Ona saldıranlarsa, onun bu yorumu yapabilme yeteneğine haiz olmadığını düşünenlerdi. Ancak onlar şunu unutuyordu ki, biz kimlerin nasıl yorumlar yaptıklarını hemen her kazadan sonra açık açık görüyorduk. Kazanın sebebine ilişkin bir düşüncenin taraftar bulduğunda nasıl herkes tarafından kabul edildiğini, kara kutu sonuçlarının açıklanmasından sonra ‘ben öyle dememiştim’ deyip eveleyip gevelediklerini çok iyi biliyoruz.
O yüzden kimse uzmanım diye ortada dolaşmaya kalkmasın, yoksa ettikleri laflar onları çok kötü mahcup eder!