25 Ocak 2009, Pazar 10:26:17

Kaçırılan "Boğaziçi" uçağı ve Şafak Operasyonu!

Hürriyet Gazetesi yazarlarından Soner Yalçın, 3 Mayıs 1972 yılında Ankara-İstanbul seferini yapan THY uçağının kaçırılarak Sofya'ya götürülmesi ve ardından uçak kaçırmayla ilgili başlayan Şafak Operasyonu'nu köşesine taşımış...
  • Arkadaşlar bu aydın sıfatı ayağa düştü artık eskiden yukarıda adı geçen bazı isimlere köşe yazarı denirdi birden bunlar kendilerini aydın olarak tanıtmaya başladılar sanki halkın üzerinde bir sınıfmış gibi. Aydın ne demek açıklayacak birisi varmı bu konuda ama lütfen kuşum aydın esprisi olmasın.
  • arkadaşlar o zamanlar saydığınız tikko dhkpc devsol siz bunları masum göstermekmi istiyorsunuz tabiki yeni nesil bilmez bunlar kaç cana kıydı tarih kitaplarını okuyun bu ülkenin her tarafına orakla çekiç çiziyorlardın. ve asker polis öldürüyorlardın ne çabuk unutulduda bunlar masum oldu.yazarları demiyom o örgütleri diyorum. saygılarımla
  • Bu günlere ne kadar benziyor değil mi? O zamanlar 12 mart günleriydi.Bu günler de herhalde "F Tipi" darbe günleri olarak anılacak.
  • Olan bu olayda,insanlar iskence görmüsler.Iskence her zaman insanlik sucudur.O zaman teknolji gelismis degil idi,babadan kalma bir sistem vardi oda iskence idi,dolayisiyle polisler ancak bir sucluya ulasabiliyorlardi,hakiki sucluyami,onu yillarca süren Mahkeme ve sucsuz mahkumiyetle bitiyordu.Su an teknoloji okadar gelismesine ragmen,bir yildir hapiste daha sucunun ne oldugunu bilmiyor.Her olayda isimize geldigi gibi bir genelleme yapilmakta bil hassa hukukta ,ondan sonra ayikla pirincin tasini.

Bugünlerde sık sık Ergenekon "dalgalarına" tanık oluyoruz. Benzer operasyonlar bu ülke topraklarından hiç eksik olmadı. 12 Mart 1971 darbesinden sonra yapılan Şafak Operasyonu’nda önce eli silahlı isimler yakalandı. Ardından başlayan Şafak Operasyonu 2. dalgasının hedefinde aydınlar vardı. Muhalif aydınlar gece yarıları evlerine yapılan baskınlarla alınıp sorgusuz sualsiz cezaevine tıkıldılar. Hepsi "düşünce suçlusu"ydu! Ancak bu "suç" kamuoyunu ikna etmezdi. Daha inanılır bir "suç" bulundu: Yasadışı örgüt kurup uçak kaçırmak! Zülfü Livaneli, Altan Öymen, Onat Kutlar, Erdal Öz gibi aydınlar bakın o yıllarda hangi örgütün üyesiydiler ve nasıl uçak kaçırdılar?

TARİH, 3 Mayıs 1972.

Türkiye’de ilk kez bir uçak kaçırıldı. Ankara-İstanbul seferini yapan "Boğaziçi" adlı uçak zorla Sofya’ya götürüldü.

Uçak, Sofya Havaalanı’na indiğinde, iki ülkenin yetkilileri görüşmelere başlamıştı bile. Yolcular, uçuş ekibi ve dört eylemci uçakta 36 saat beklediler.

Görüşmeler umulan sonucu vermeyince dört "hava korsanı" Sefer Şimşek, Aynullah Akça, Mehmet Yılmaz, Yaşar Aydın teslim oldu. Uçak boşaltıldı. Eylemciler, havaalanında düzenledikleri basın toplantısında Türkiye’de olup bitenleri bütün dünyaya duyurmak istediklerini söylediler.

Duyurmak istedikleri, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam cezalarının durdurulmasıydı.

’Hangi akılsızın işi’

Zülfü Livaneli uçak kaçırıldığı haberini dolmuşla Karaköy’e giderken minibüsün radyosundan duydu. Yanındaki arkadaşı Akay Sayılır’a, "Bu çılgınlığı hangi sivri akıllılar yaptı" diye sitem etti.

İkisi de bir süre sonra bu olayın sanıkları arasında olacağını bilmiyorlardı.

Altan Öymen o günlerde sık sık Erdal Öz’ün Ankara’daki Sergi Kitabevi’ne gidiyordu. Başını İstanbul’da Onat Kutlar ve Yaşar Kemal’in, Ankara’da Altan Öymen, Emil Galip Sandalcı, Uğur Mumcu’nun çektiği aydınlar idam cezalarının durdurulması için imza topluyorlardı.

Ankara’daki imzacılar Sergi Kitabevi’nde bir araya geliyordu. Altan Öymen toplanan 12 bin imzayı TBMM Başkanvekili’ne ve Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü’ne elden götürüp teslim etmişti. CHP milletvekilleriyle, önemli gazetecilerle, İsmet İnönü’yle görüşmeler yapıyorlardı. Bir kişi bile öldürmemiş gencecik üç fidanın idamını önlemeye çalışıyorlardı.

İdam cezasının önlenmesi için bir uçağın Sofya’ya kaçırıldığını duyunca şaşırıp kaldılar. Aylardır uğraştıkları çabalar şimdi boşa mı gidecekti?

Örgüt açığa çıkıyor

Türkiye’de ilk kez bir uçak kaçırma olayının gerçekleşmesi kamuoyunu sarstı. Psikolojik savaş araçları hemen devreye sokuldu: "Nasıl olabilirdi böyle bir şey? Bu teröristler ne kadar tehlikeliydi?"

Halkın desteğiyle operasyonlara hız verildi. Cezaevlerindeki ranzalar artık yetmiyordu. Birçok genç, öğrenci, hukukçu, yazar, gazeteci hapisteydi. Yetmiyor, sürekli yeni tutuklular getiriliyordu.

Gözaltına alınanlar işkenceli sorgulardan geçiriliyordu.

Ve bu işkence tezgáhlarına yatırılanlardan biri de Mustafa Beşgen adlı genç bir resim öğretmeniydi.

Yapılan eziyetlere fazla dayanamadı. "Tamam" dedi, "konuşacağım".

Hemen örgütünün adını sordular.

O dönemdeki örgüt adları, THKO, THKP/C, TİİKP gibiydi.

"THO" dedi. Hemen açılımını sordular.

Diğer örgütlerin ismini biliyordu ama o zor koşullarda yeni bir örgüt adı bulması zordu. Hemen bulamadı. Tekrar işkence yapacaklarını söylediler.

Korktu. Bir isim bulmalıydı.

Trabzonluydu.

Nereden aklına geldiyse, "Titrek Hamsi Örgütü" dedi.

Sorgucular rahatladı. Hatta içlerinden uyanık biri, "Örgütü mü, ordusu mu" diye sordu.

Düşündü, "Ordu" militan sayısı olarak büyük olabilirdi, "Örgütü" dedi.

Sorgucular diğer gizli örgüt isimlerinin yanına yazdılar:

"Titrek Hamsi Örgütü."

Benzer olaylar çoktu. Birini anlatmalıyım:

Gözaltına alınan bir üsteğmene işkence sırasında "Hangi örgüttensin?" diye soruyorlar.

Üsteğmen siyasi konularla ilgisi olmadığı için bilemiyor, "Bana örgüt isimlerini sayın" diyor. Sayıyorlar.

Bu kez "Hangisinin cezası daha az?" diye soruyor.

Yanıt veriyorlar: "Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’ne üyelikten 7.5 yılla kurtarırsın."

"Tamam, ben o örgüttenim öyleyse" diyor.

Ve bu davadan tutuklanıp cezaevine konuluyor.

Gelelim işin en hazin bölümüne:

Üsteğmen afla tahliye olduktan sonra, kendisini başka bir subay arkadaşının, bir kızla ilişkisini kıskandığı için ihbar etmiş olduğunu öğreniyor!

Radyoda adını duyuyor

Şafak Operasyonları korku yaratmaya devam ediyordu.

Herkes bir gün sıranın kendisine geleceğini bekliyordu. Yazar Sevgi Soysal, arkadaşlarıyla meyhanede yemek yerken askeri darbeyi eleştirdiği için lokantadan alınıp direkt cezaevine konulmuştu. Herkes tedirgindi.

Tedirginlik; gözaltına alınmaktan, cezaevine tıkılmaktan çok işkenceye maruz kalmaktı...

Gözaltı sırasının bir gün kendisine de geleceğini düşünen Zülfü Livaneli, eşi Ülker ve kızı Aylin’i alarak kayınvalidesine gitti. Karı-koca bir gece yarısı kapılarının çalınıp gözaltına alınma korkusu taşıdıklarını söylemediler. Her şey, olağan bir aile ziyareti havasındaydı. Bir süre orada kalacaklardı.

Birkaç gün sonra radyoda akşam haberlerini dinlerken birçok "şehir eşkıyası"nın yakalandığını duydular. Spiker isimleri okumaya başladı:

Uğur Mumcu, Emil Galip Sandalcı, Erdal Öz, Altan Öymen...

Ve son isim olarak, Zülfü Livaneli.

Nişantaşı’nda kayınvalidesinin evindeydi; oysa radyoda yakalandığı haberi vardı.

Anlam veremedi. Ne yapacağını bilemedi. Çaresizdi. Kendini kıstırılmış bir av gibi hissetti.

Zülfü Livaneli’nin aklına binbir soru geldi. "Yakalanmadığı halde neden yakalandığı radyodan duyurulmuştu? Yoksa sokak ortasında vurup ’Kaçarken vuruldu mu’ diyeceklerdi?" Ürperdiğini hissetti...

Zülfü Livaneli ve eşi Ülker kendilerini sokağa atmışlardı. Ne yapacaklarını konuşuyorlardı.

Zülfü Livaneli’nin babası ağır ceza reisiydi. Babası aracılığıyla "işkence yapılmayacağı" garantisiyle teslim olmaya karar verdi.

O saatlerde Ankara’da Altan Öymen gözleri, elleri bağlı polis otosuyla emniyete getirildi.

Sorgusunun alınabilmesi için tam sekiz gün hücrede bekletildi.

Altan Öymen sonunda "suçunu" öğrendi: Titrek Hamsi Örgütü’nün üyesi olmak ve Sofya’ya uçak kaçırma olayını planlamaktı!

Polis her şeyi öğrenmişti:

Altan Öymen’in Türk Hava Yolları’nda ve Ankara Esenboğa Havaalanı’nda tanıdıkları vardı. Biri yer hostesi Leyla idi. Öteki kargo memuru Diyarbakırlı Mahmut’tu. Onlar uçakla ilgili bilgiler vermişler, Altan Öymen de o bilgilerle birlikte uçak kaçırma işini planlamıştı.

Altan Öymen şaşırdı kaldı. Ne diyeceğini bilemedi.

Olağan Şüpheliler

Burada araya girip bir not aktarmalıyım:

Bryan Singer’in yönetmenliğinde ve Christopher McQuarrie’in senaristliğinde 1994 yapımı "Olağan Şüpheliler" filmini izleyenler bilir. Söz konusu filmde Kevin Spacey, "Verbal" adlı bir karakteri oynuyordu.

Sakat ve fakir görünümlü Verbal, film boyunca verdiği polis ifadesinde Keyser Soze adlı çete liderini ve içinde olduğu organizasyonu anlatıyordu.

Verbal soruşturma sonunda serbest kalıyordu.

Ancak filmin sonunda; Verbal’in sakat olmadığı ve soruşturma boyunca polislere sorgu sırasında masa üstüne bırakılmış bir gazetede gördüklerinden yola çıkarak hayal ürünü olaylar anlatmıştı.

"Titrek Hamsi Örgütü"nun kurucusu (!) Mustafa Beşgen de, sorgusunda hangi aydının adını tanıyorsa onu örgüte katmıştı. Üstelik örgüt olarak uçak kaçırma eylemini de üstlenmişti.

Mustafa Beşgen aklına geleni söyleyip işkenceden kurtulmuştu ama Titrek Hamsi Örgütü "üyeleri" hem işkence gördüler hem de suçsuzluklarını ispatlayabilmek için aylarca uğraştılar.

Örneğin:

Altan Öymen’in avukatları, iddiaların asılsız olduğunu tek tek ortaya çıkardı.

THY’nin Esenboğa kadrosunda ne yer hostesi olarak çalışan bir Leyla vardı, ne de başka bir görevde çalışan Leyla.

Diyarbakırlı Mahmut’a gelince; kargo servisi dahil, tüm kadro içinde ne bir Mahmut vardı, ne de bir Diyarbakırlı.

Aslında...

12 Mart sorgucuları da olayın absürt olduğunun farkındaydılar.

Zaten Titrek Hamsi Örgütü "mensuplarına" uçak kaçırma eyleminden çok, idam cezalarının önlenmesi için kimlerden imza topladıkları sorulmuştu.

Örgüt ve uçak kaçırma, operasyonun bahanesiydi.

Amaç muhalif aydınları cezaevine sokup seslerini kesmekti.

Suçsuzlar ama...

Titrek Hamsi Örgütü "mensuplarının" suçsuz oldukları anlaşılmıştı. Tahliye edilmeyi bekliyorlardı artık.

Soruyorlardı: "Ne zaman serbest kalabiliriz?"

Aldıkları yanıt tıpkı cezaevlerine sokulma nedenleri gibi tiraji komikti:

"Sizlerin uçak kaçırma suçuyla yakalandığınızı radyodan duyurduk. Bu nedenle biraz vakit geçmesi lazım ki olay unutulsun."

Ve aylar sonra serbest bırakıldılar. Kamuoyu bu davayı ancak unutabilmişti.

Mesleğimizin duayenlerinden Altan Öymen salıverildikten sonra yaşadıklarını bakın nasıl anlattı:

"Çıktığım gün gözaltına alındığımız günlerin gazetelerine baktım. Arkadaşlarımla beraber ’uçak kaçırma’mız manşetlerdeydi. Tahliye edilişim ise, iç sayfalardaki tek sütun başlıklı, üç-dört cümlelik bir haberle geçiştirilmişti."

Evet, aydın olmak, gazeteci olmak bu ülkede dün de zordu, bugün de.

Oynanan oyun ise hep bildik.

Yerseniz...

Soner YALÇIN
HÜRRİYET

Kaçırılan "Boğaziçi" uçağı ve Şafak Operasyonu!

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (6)

Nefs ~ 8 yıl önce
Arkadaşlar bu aydın sıfatı ayağa düştü artık eskiden yukarıda adı geçen bazı isimlere köşe yazarı denirdi birden bunlar kendilerini aydın olarak tanıtmaya başladılar sanki halkın üzerinde bir sınıfmış gibi. Aydın ne demek açıklayacak birisi varmı bu konuda ama lütfen kuşum aydın esprisi olmasın.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
ESKİ DOST ~ 8 yıl önce
arkadaşlar o zamanlar saydığınız tikko dhkpc devsol siz bunları masum göstermekmi istiyorsunuz tabiki yeni nesil bilmez bunlar kaç cana kıydı tarih kitaplarını okuyun bu ülkenin her tarafına orakla çekiç çiziyorlardın. ve asker polis öldürüyorlardın ne çabuk unutulduda bunlar masum oldu.yazarları demiyom o örgütleri diyorum. saygılarımla

Yanıtla

Kalan karakter 1000
kimbilir ~ 8 yıl önce
Bu günlere ne kadar benziyor değil mi? O zamanlar 12 mart günleriydi.Bu günler de herhalde "F Tipi" darbe günleri olarak anılacak.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Neredeyiz ~ 8 yıl önce
Olan bu olayda,insanlar iskence görmüsler.Iskence her zaman insanlik sucudur.O zaman teknolji gelismis degil idi,babadan kalma bir sistem vardi oda iskence idi,dolayisiyle polisler ancak bir sucluya ulasabiliyorlardi,hakiki sucluyami,onu yillarca süren Mahkeme ve sucsuz mahkumiyetle bitiyordu.Su an teknoloji okadar gelismesine ragmen,bir yildir hapiste daha sucunun ne oldugunu bilmiyor.Her olayda isimize geldigi gibi bir genelleme yapilmakta bil hassa hukukta ,ondan sonra ayikla pirincin tasini.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000