28 Ekim 2009, Çarşamba 07:23:32

Çetin Altan ile gece yolculukları

Milliyet yazarı Çetin Altan, yaptığı bir gece yolculuğunu sıradışı üslübuyla köşesinde okuyucularına aktarmış...

Henüz daha GS futbolcularının, “titreyip kendilerine dönemediklerinden” FB futbolcuları karşısında 3-1’lik bir yenilgiye uğramadıkları; domuz gribi nedeniyle okullarının tatil edilmeye başlanmadığı ve “vatan, millet, devlet, bayrak, şan, şeref aşkıyla yanıp tutuşan” militerler kesimi içinde, ne alengirli asparagasların göbek attığı, dünkü gazete manşetlerindeki kadar su yüzüne çıkmadığı Eylül ortalarında; “18 Ekim Sabiha Gökçen-Dalaman; 26 Ekim Dalaman-Sabiha Gökçen” için gidiş-geliş 2 yer ayırtmıştık THY’de.

18 Ekim Pazar günü, 1 haftalık bir Köyceğiz vuslatını gerçekleştirmek için Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan bindiğimiz THY uçağı tam zamanında saat 14.20’de kalktı.

Önceki gün, yani Pazartesi günü; dönüş için Dalaman’dan binip, Sabiha Gökçen’e ineceğimiz uçak ise 16.15’te kalkıyordu.
Geçtiğimiz pazar, bir rastlantı sonucu bir THY uyarısı bulduk bilgisayarda.
Dalaman’dan saat 16.15’te İstanbul’a kalkacak uçağın kalkış saati, 20.55’e alınmıştı ve Sabiha Gökçen Havalimanı’na değil, Atatürk Havalimanı’na inecekti.

Bendeniz için böyle bir değişim, bir çuval içinde zıplaya zıplaya bir maratona katılmak kadar, iç çektiriciydi.
Bir kez Göztepe’ye gece yarısından önce varamayacaktık.
Ne zaman yatacak, ne kadar uyuyacak ve yazı masasının başına saat kaçta oturabilecektik?

Ayrıca Eser Karakaş ile Şahin Alpay’ın, Mehmet Altan ile birlikte sundukları “Akıl Defteri” programı da, her pazartesi akşamı saat 21’deydi.
Onu da ilk kez kaçıracaktık.

Bütün bunlar çok mu önemli yani?
Hiç önemli olur mu efendim, niçin önemli olsun ki?
Alt tarafı ne bir militerimiz domuz gribi kuşkusuyla hastaneye yatmış; ne de içinde bir siyasetçi bulunduğu bir uçak, zorunlu bir iniş yapmış.

Bir ömür rendesinin talaşları arasında, bir kalem emekçisinin telaşa düşmesi; her gün rastlanan türden bir trafik kazası gibi bir şey...
* * *
Kaldı ki, hava yolları şirketlerinin her türlü değişikliği yapma hakları da vardır; rezervasyonlarını erken yaptırmış yolculara, herhangi bir uyarıda bulunmayı son saatlere bırakmış olsalar da...

Önceki gün saat 19’da, radyom bakışlı simsiyah Otello’yu da evden çıkarıp, kapıyı kapattığımızda; Köyceğiz’de bir yağmur başlamıştı.
Yolları, dükkânları, evlerin alt katlarını suların sellerin basacağı şiddetli bir sağanak değilse de; bir “ahmak ıslatan” da değildi.

Köyceğiz de, küçük bahçe de, Köyceğiz Gölü de, okaliptüs korusu da; yaseminler, begonviller, palmiyeler, uzun yapraklı muz ağaçları ile artık gerilerde kalıyordu.

Bizim verandanın kıyısındaki sterliçenin, dikilerek kıvrılmış yeşil yaprağı üstündeki, neredeyse başparmak tırnağı kadar küçük sevimli kurbağacık da geride kalıyordu, hala ılık akşamlarda ötmeyi sürdüren ağustos böcekleri de...

Dalaman’a gelinceye kadar da, yol boyunca yağmur devam etmiş, uzaklarda çakıp durmuştu şimşekler...

Dalaman Havalimanı’na geldiğimizde, saat henüz 20 olmamıştı; kontrollerden geçip, dost bir “uçak yolcuları kafesi”ne sığındık; çay içe, kahve içe başladık beklemeye...

Atatürk Havalimanı’na inecek uçağın 10 dakika rötarla kalkacağı anons edildi.
Uçağa bindiğimizde de, yanlışlıkla bizimkinin 2 sıra gerisindeki koltuklara oturduk.
Neyse ki, oturduğumuz koltukların gerçek sahipleri, kibar insanlardı; önümüzde bizim boş bıraktığımız koltuklara oturmayı hemen kabul ettiler.

Çetin ALTAN
MİLLİYET

Çetin Altan ile gece yolculukları

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000