08 Ekim 2009, Perşembe 13:45:58

“KABİN MEMURLARI BİZİM EN BÜYÜK ŞANSIMIZDIR…”

Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Candan Karlıtekin, Havayolları Kabin Memurları Derneği (TASSA)’nin resmi yayın organı TASSA Extra’ya konuştu.
  • yıllardır sektörün içindeyim ve kabın memuruyum(almanya) thy nın kabın amırlerını özellıkle eskı dönemlerı bilmeyen yoktur,ögretmenlık yapacaklarına resmen eziyet ediyorlar candan beyin söylediklerine kesinlikle katılmıyorum.. sırf bu yuzden işinden istifa eden milyonlarca insan tanıyorum ..ayrıca aylık uçuş saatlerıne bakılırsa o kızlar hala nasıl guluyor hayret ediyorum ... böyle bir sirkete yakısmıyor.. hıc bır sekılde kabın memurlarının arkasında diiler...
  • Birde tesbih verin ellerine ayaklarına da takunya tamam işte. Candan bey ve yalakaları daha da memnun olur sanırım
  • SADECE UÇAK SAYISINI ARTTIRIP İŞİNİ İYİ YAPAN PERSONELİ İŞTEN ÇIKARTARAK YERİNE İŞE YARAMAZ MALUM YANDAŞLARINI İŞE ALARAK BÜYÜMEDEN SÖZ ETMEK GERÇEĞİ YANSITMAZ. BİRAZ DOĞRU VE DÜRÜST OLUN. İNSANLARI APTAL YERİNE KOYMAYIN.
  • insan bu kadar art niiyetli olmaz.sizler ülkesini sevmiyen insanlarsınız.candan bey uçak sayısını personel sayısını 2 katına çıkarmış 5 yılda hala karalayın siz.işiniz bu..ülkenizi sevmiyosunuz hep karalama kabul edin thy nin ülkemiz içn nekadar önemli bir rol olduunu ve bunu başaran başkanında candan bey olduunu..kendisinin başarılarının devamını diliyorum..

İşte TASSA Extra’da yer alan o söyleşi:

•Hangi işe yönelirse o işle ilgili dinamiklerin haritasını çıkarır…
•Mükemmeliyetçi bir yaklaşıma sahip!
•Ekibi, kumaşı olmayan Kabin Memuru adaylarını elemine ediyor…
•İnsanların iki yakasını bir araya getirdiklerini düşünüyor!
•Son dönem Kabin Memuru alımlarından memnun…
•O’na göre Kabin Amirleri üstat-hoca olmalı!
•THY’nin Türkiye’nin yaşayan, insanların genetiğine işleyen bir üniversitesi olduğuna inanıyor!
•O’na göre insanların hayatını kolaylaştırma sevdasında bir gönüldür Türk Hava Yolları!

-THY Yönetim Kurulu Başkanlığı’na giden öykünüzü duymak isteriz...

-1960 yılında Ankara’da doğdum. Ailemin, memleketimiz Kayseri dışında doğan ilk çocuğuyum. Tahminen 5–6 aylıkken İstanbul’a göç etmişiz. İstanbul’da Fatih, Bayrampaşa ekseninde geçti çocukluğum. 1983’te Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdim.  Lisansüstü yapmak üzere Amerika’ya giderek master, ardından da doktora programlarını tamamladım. 1988 Yılında yurda dönerek muhtelif kurumlarda ve plastik sanayi sektöründe kendi aile şirketimizde çalıştım. O zamanki ideallerim beni kamu sektörüne yöneltti. Önce Ankara’da, Devlet Planlama’da sonra Exit Bank’ta çalıştım. Bu arada Bilkent Üniversitesi’nde part time “Öğretim Görevlisi” olarak çalıştım. Kamuyla ilgili o ilk iyimser yaklaşımımın değişmesiyle dış ticaret sektörüne yöneltim. Eski Maliye Bakanımız Kemal Unakıtan’ın genel müdür olduğu şirkette çalıştım.  Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar, gübre ithalat-ihracatı yapan bir şirketti.  1994 Yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinden sonra şimdiki Başbakanımızın Kemal Beyle dostluğu münasebetiyle geçmişte kamu deneyimi ve yasal limitlere uygun memuriyeti olan, şirket mantığına yatkın, İstanbul Belediyesi’nin iştiraklerini yönetebilecek kişi arayışı neticesinde benim ismim ön plana geçmiş. İBB’de “Belediye İştirak Şirketlerinin Koordinasyonundan Sorumlu Daire Başkanlığı” görevine gelmemle birlikte hayatımda 2. kamu dönemi başlamış oldu. 3 Yıl sonra Ankara’da Kalkınma Bankası’nda şimdiki Cumhurbaşkanımızla birlikte Genel Müdür Vekili olarak görev aldım. 1997 Yılında ki hükümet değişimiyle yeni hükümetle yollarımı ayırdım böylelikle benim için 2. kamu dönemi de kapanmış oldu. Kendi atık su arıtma firmamı kurdum bir mühendis arkadaşımla birlikte. Çelik konsürksüyonla ilgili bir başka dostumla ortak iş kurduk. Bu dönemde de akademiye olan ilgim devam etti. 2003 Yılında da THY Yönetim Kurulu üyesi olarak THY’ye intikal ettim. Bir yıl sonra Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevimde değişiklik oldu. Yaklaşık 6 senedir aynı görevi sürdürmekteyim.

-Reformlara ve rekabete açık, güncellik isteyen, son derece sıra dışı bir sektörde çalışıyorsunuz. Böyle bir sektörün temel taşı olmuş, bayrak taşıma misyonunu üstlenmiş bir havayolunun Yönetim Kurulu Başkanı olmak nasıldır?

-Çok prestijli bir iş… Bu özellik yaptığınız işte sizin motivasyonunuzu arttırıyor. Burası göz önünde olan: Yaptığınız iyi işlerin de kötü işlerin de anında karşılık bulduğu veya fark edildiği ve buna geri dönüşün yapıldığı çalışması zevkli bir sektör. İnsanın yaptığı işten keyif alması da önemli bir faktör. Havacılık meydan okuyan bir sektör… Sizin performansınızın artması sürekli size karşı bir meydan okunma olmasıyla mümkün. Durağan bir yapıda sizde durağanlaşıyorsunuz, üretme, fikir geliştirmede ki yeteneklerinizi kaybedebiliyorsunuz. Bankacılıktan ticarete, sanayicilikten üniversiteye pek çok sektörde bulundum. Bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ki ilk 2 yıllık deneyimimden çok haz aldım. Müthiş bir aşkla çalışıyordum. Sürekli bir şeyler üretebiliyordum, keyifle çalışıyordum. Çalışabildiğiniz kadar iş, üretebildiğiniz kadar yenilik vardı. Bir de Türk Hava Yolları… Mükemmeliyetçi bir yaklaşıma sahibim meselelerde. Hangi işe yönelirsem o işe başlarken gündelik işlere teslim olmam. O işle ilgili dinamiklerin, özelliklerin haritasını çıkarırım, onu iyi bir şekilde konumlandırırım: Ekonomi, potansiyeli ile ilgili belirlemeler, insan psikolojisi ile ilgili tahlilleri yaparım. THY’de de böyle oldu. Gerek basılı materyaller gerek bu işle ilgili tecrübeli kişilerle yapılmış sohbetler işe dair çok ciddi ipuçları veriyor. Bizde bunları yaptık.

-THY’de bulunduğunuz konumda göreve başladığınız zaman THY neredeydi? Siz ve ekibiniz THY’yi hedeflediğiniz noktaya getirebildiniz mi?

-Türkiye gerçeğinden kopuk bir THY gerçeği yapamazdık. İlk başta 64 uçak, 10 milyonun biraz altı yolcu ile THY’yi devraldık. O günler itibariyle yeni bir konjüktür başladı. Türkiye’de tek partili iktidar ile ciddi bir istikrar, küresel ekonomide iyiye doğru giden bir seyir, dünya finans piyasalarında iyimser bir hava, güzel bir konjöktür vardı. Siyasi iradenin koyduğu gelecek tasavvuru ve  projeksiyon vardı. Bütün bunları veri olarak kabul ettik ve THY olarak bu fırsatı kaçırmayalım dedik. Bunları göz önüne alarak diğer faktörlerle uyumlu ve diğer faktörlerin ötesinde bir büyüme ve değişme programı hazırladık. Yol haritamızı belirledik: 2004’te bunun somut göstergesi uçak alımı kararıyla başladı. Bugün geldiğimiz nokta 132 uçak, 27 milyon yolcu. Bu yolcu sayısı içerisinde Sunexpress’e yönlendirdiğimiz Sabiha Gökçen Havalimanı yolcuları hariçtir! Onu da katarsak 30 milyonun üzeri yolcu olur. Biz 3–4 ay mutfakta çok ciddi bir çalışma yaptık. İkramdan teknik bakımına kadar her şeyi daha güzel planladık. Sonrasında bazı söylemler oldu: “THY krizde uçtu…” dendi. Böyle bir şey yok! Firmalar çalışılan sektörü iyi anlamıyor, iş modellerini ona göre ayarlamıyorlarsa, değişen-gelişen şartlara intibak etmiyorlarsa, müşteri tercihlerinde gelişen koşullara, finans konusunda ki fırsatlar ya da sıkıntılara ayak uyduramıyorlarsa, intibak edemiyorlarsa krizde başları beladadır. Biz doğru iş modelini oluşturduk THY de. Krizden önce, değer üreten mekanizma oluşturduk; krizde de değer üreten mekanizma bizim için avantaj haline geldi. Ön görülmedik başka fırsatlarda oldu. Devraldığımıza göre 3’e katlanmış bir THY ve gelecekteki 15 yıllık planı yapılmış tasavvurlarımızı gerçekleştirecek şekilde kültür ve geçmiş performans hâlihazırda elimizin altındadır. Biz 64 uçaktan 100 uçağa çıkacağımızı beyan ettiğimizde “Bunlar uçuyorlar!” diye yorumlanacak bir durum vardı. Bu kurumun bunu başarabilecek güçte olduğunu bütün personeli ve imkânlarıyla ispat etmiş olduk. Şimdi “2023’te biz 300 uçağın üzerine çıkacağız” dediğimiz zaman bu işten anlayanlar: “Yok canım bu iş olmaz!” diyemiyorlar. THY 5 yılda 3 kat büyüyerek rüştünü ispat etti…

-Star Alliance üyesi ve 5.yıldızı hedefleyen bir havayolunun Kabin Memurları nasıl olmalıdır? 

-Aslında en kritik nokta budur… Star Alliance müşteride belirli bir beklenti seviyesi yaratıyor. Biz Türkiye pazarına hitap etmekle birlikte küresel pazara da hitap ediyoruz. Bizim yapabileceğimiz her pazarda, mümkün olan her rotasyonda THY hizmetini vereceğiz. Bu noktada dünyada seyahat eden tipik bir yolcu gözünde akredite olmanız, doğru bir algıyla anılmanız lazım. Star Alliance bu noktada çok önemli. Kabin görevlilerinin işlerini görüş şeklinden, uçuş emniyetine, ikramınızdan check in kontuarına kadar her alanda müşteri beklentisine uygun bir performans bekliyor. Bu o kadar kritik bir şey ki, mutfakta çok insan var: 14.000 kişinin tamamının sunduğu hizmetin içerisindeki 4000 kişilik Kabin Memurlarının rolü çok önemlidir… 14000 kişi üretiyoruz ama 4000 kişi olan kabin memurlarının rolü çok önemli onlar şirketin müşteriye bakan yüzümüz… Yemeği hepimiz birlikte pişiriyoruz ama o yemeği hepimizin adına müşteriye sunan kabin ekipleridir ve 14000 kişinin mesuliyetini üstlerine almışlardır. Bu aşamada yapılan hata 14.000 kişiyle alakalı oluyor. Eğitim olarak iyi bir pozisyona geldik. Kabin Memurlarının şirkete seçimlerinde ki kriterlerimizi çok daha iyi bir yere getirdik. Bir insan iyi insan olabilir ya da çok hoş. Ancak kumaşı bu mesleğe uygun olmayanı elimine ediyoruz. Psikolojisi, davranışıyla, edasıyla kişinin bir kumaşı olmalı… İlk dönem aldığımız arkadaşlara haksızlık etmek istemiyorum ama o gruba göre son bir yılın Kabin Memuru seçimlerindeki kriterleri çok ileriye götürdük. İşimizi ilerletmede Kabin Memurlarının bizim en büyük şansımız olduğunu düşünüyorum. Biz elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Onlarda iyi niyetle çalışıyorlar. Arada çıkabilecek yanlışları da kabin camiası kendi içerisinde oluşturacağı kültürle yok edecektir. 4000 kişide yanlışların çıkmaması insan tabiatına aykırıdır. Kabin ekipleri bir aile çerçevesinde kazanıcı, hoş bir şekilde birbirlerini kontrol etmesi, iyiye doğru sevk etmesi gerekir. Bizlerin beklentisi budur: Zümrenin bu sorumluluğa varılması… Asıl iş sahada, maç sahada oynanır… Tavır problemi olanlara, şirkete negatif etkide bulunacak kişilere hoş bir biçimde önlemeye çalışacağız.

-“New Jenerations” diye adlandırılan, teknolojiye hâkim, bilgili, bilinçli Kabin Amirleri’nin vizyonu ne olmalıdır?

-Bunlar tabii gelişmeler… Öbür türlü gidebilirdi de biz yörüngede değişiklik yapıyoruz değil! Ben 48 yaşında, dünya görmüş biriyim ama çocuklarımı anlamada zorluk çekiyorum. Jenerasyon farkı oluyor. Yeni gelen nesiller kabinde de kokpitte de hakikaten farklı oluyorlar… Yaşam tempoları, tercihleri, beğenileri bambaşka. Dünyayı da onlar oluşturuyorlar. Benim müşteri tercihleri konusundaki tespitlerimle onların tespitlerinin bir olması mümkün değil. Onlar çok genç ve farklı bir hayat temposunda yaşıyorlar. Eğitim programını tasarlayan arkadaşlarımızda bu gelişimlere ayak uydurmakla birlikte, ön alıp onu şekillendiriyorlar. Teknoloji çok önemli ama teknoloji her şey demek değil! En güzel bilgisayar programlarını kullanabilirsiniz, o konuyla ilgili gelişmeleri, literatürü takip edebilirsiniz, teknolojiye hâkim olabilirsiniz, en iyi programları kullanabilirsiniz ama en nihayetinde o insan dokunuşu olmazsa olmaz…  İnsan dokunuşunu ihmal edemeyiz… Mekanikseniz, robotikseniz, duygunuz yoksa işinizi sevmiyorsanız, işinize saygınızda bir eksiklik varsa hiçbir teknolojinin kıymeti yoktur…  Bütün bu programlara ilaveten kabin amirlerinin kabin ekiplerine bir hoca edasıyla yaklaşmalarını bekliyorum. Üstat-talebe ilişkisi, Usta-çırak ilişkisi çok önemlidir. Müzikte notalar vardır ama notalar sadece hatırlatmak içindir… O notalara can veren, hayat veren onu yorumlayan, icra eden sanatçılardır. İşi sanat olarak kabul etmek lazım. Kabin Amirleri kendilerini üstat ve hoca olarak görmeliler… Memurlarını talebeleri saymalılar. Kabin memurlarına o notaları o ruhla okumalı ve o ruhla okumayı öğretmeliler. O memurlarda o notaları o ruhla okumalılar… Benim aradığım o duygu, o ruh bu! Bunu başarmamız lazım! Biz eğitim vermesekte işletme sizleri belirli şeyleri yapmaya forse ediyor. Üzerine sevgi ve duyguyu eklediğinizde, birbirinize diyagram olmayı eklediğiniz zaman mükemmel bir kabin ortaya çıkar. Biz henüz o noktada değiliz… Belki bu röportajı okuyanların gönül tellerini titretebiliriz ve o noktaya giden bir bilinç oluşur…

-Sizin için havacılık sektöründeki en büyük kazanım nedir?

-İnsanın kendisi için ne yaptığından çok daha önemlisi başkaları için ne yaptığıdır. Ben kendi hayatımı idamı etmek için elimden geleni yapıyorum. Asıl güzel olan, kutsal ve değerli olan başkalarının hayatını güzelleştirmek için ne yapıyorum? Ve ya bir şey yapıyor muyum? Bu soruyla havacılık sektörüne baktığımızda şunu görüyoruz: Havacılık sektörü uzakları yakın ediyor, insanları bir araya getiriyor, iletişim kurmalarına neden oluyor. Birbirleriyle iş yapmalarında sinerji oluşturuyor, alanlar açıyor, dünyadaki hayat standardına, saygınlığına insan onuruna yakışan dünya-hayat temposuna katkıda bulunan önemli bir katalizör rol oynuyor. Biz köprüyüz… Biz olmasak 2 yaka bir araya gelmez! İnsanların hayatları daha kolay olmaz! Bu anlamda Havacılık sektörünün katkısını kelimenin gerçek anlamıyla önemsiyorum. Global rekabet açısından ülkemizin bu yarışta ayakta kalabilmesinde, tutunabilmesinde, göreceli olarak ileriye gitmesinde, ülkemizin bu yarışta ayakta kalabilmesi için çok stratejik önemi var.

-Size göre tecrübenin sivil havacılıktaki yeri nedir, nerede olmalıdır?

-Standart kelime tecrübe çok önemlidir. İşin uçuş emniyet kısmını bir kenara bırakarak cevaplarsak tecrübenin insanların hizmet ettiği yıl sayısı ya da yaş ile doğrudan ilişkisi olmayabilir. Amerika’da seyahat ettiğinizde 58 yaşında kabin görevlisi görebilirsiniz ve işini mükemmel yapıyordur. 28 yaşındaki başka biri ise çok kötü yapıyordur. Yıllarla tecrübenin birebir ilişkisini kurmuyorum. Önemli olan insan kendini yenileyebiliyor mu? Tecrübe sizi körlüğe itiyor mu? Yoksa o tecrübe değişen şartlara intibakta tüketici tercihlerine, davranış biçimlerine, yeni nesilin arayışlarına, havayolu şirketinin kendine has şartlarına, finansal koşullara uyum sağlıyor mu? Kendinizi, bakış açınızı yenileyebiliyor musunuz? Tecrübeyi durağanlık anlamında düşünüyorsanız, yeniliklere kapalıysanız, statik bir düşünce anlayışı varsa buna katılmak mümkün değil.

-Yeni sosyal güvenlik yasasıyla birlikte bayanlar da 65 yaşında emekli olacaklar. Oysa THY’nin yönetmeliklerine göre kabin memurları 45 yaşına kadar çalışabiliyorlar. Yeni yasadaki yaş sınırı ile yönetmeliğiniz arasında kalan 20 yıllık fark için yaptığınız bir ön çalışma var mı? Eğer yoksa 45 yaşını dolduran kabin memurlarının emekli olmadan önce şirket içerisinde istihdam edilebileceğini düşünüyor musunuz?

-Bu durumun farkındayız. Açıkçası bu konuda bir çalışmamız yok. İstihdam edilebilir mi sorununa gelince şirketteki ihtiyaca bakmak lazım. Burada bizim kişilerden istifade edebilmemiz esas kriter. Rahatlıkla değerlendirebileceğimiz kişiler mevcut. Ancak bu kişilerin istatistikî dağılımına bakmadım. Bu durumun sıkıntı doğurduğunun farkındayız. Kabin olayı yıpratıcı bir iş… Herhangi bir büro işinde çalışıp 45 yaşına gelmiş kişilerle uçuşta 45 yaşına gelmiş  kişiler arasında ciddi farklar var. Böyle bir çalışma yapmalı mıyız? Evet, doğru yapmalıyız… Genel olarak istifade etmemiz mümkün değil ama bizim ihtiyacımız olan alanlarda becerisi, tahsili olan kişilerden prensip olarak yararlanabiliriz.

-Star Allience üyeliği, uçak sayısı, uçuş personeli, destinasyonlarda ve frekanslarda artış, Anadolu Jet alt markası… Geriye dönüp baktığınızda “Bu açılımları iyi ki yapmışız!” diyebiliyor musunuz? Ya da “Anadolu Jet alt markasını yaratmak gibi radikal bir karar almasaydık!” diyor musunuz?

-Tabii değer üreten, verimsizlikleri azaltan bir sistem oluşturduk. Bunları bilinçle yaptık. Yapmasaydık krizde personeline 1 ay ücret ödemeyen sektördeki dostlarımızdan olurduk! Ya da “Bu sene 600 milyon dolar zarar ettik, bize para verin!” diyerek hükümetin peşinde koşan, sektörde rekabet ettiğimiz şirketlerin konumuna düşerdik… Kargo piyasası ciddi çöküşte, yüzde 15 yolcu sayısında azalma var rakiplerde. Gelirler düşüyor. Bir şirket gelirinin dörtte birini kaybedecek, yolcu sayısının yüzde 15’ini kaybedecek o şirket nasıl ayakta duracak? Bu kriz ortamında ayakta durmak zor olurdu. THY’ye baktığımızda “İyi ki işimize bakmışız, iyi tahlil etmişiz. Gerekli yapısal değişimi yaptık, iş hacmimizi kaybetmedik…” diyoruz, ileriye güvenle bakıyoruz. Bu intibaklar bazen acı veriyor, sıkıntılı oluyor, keyif vermiyor. Bazen biz sevimsiz olabiliyoruz. Bu kadar farklı menfaatlerin mecz olduğu bir ortamda herkes için “İyi adam” iseniz bazı şeyleri yapmıyorsunuz, şirketin geleceğine ilişkin şeyleri ileriye doğru ihale ederek kötülük yapıyorsunuz demektir. Hesap çok basit! Bizim hitap ettiğimiz farklı müşteri dilimleri var. Ankara ayrı, Bodrum ayrı… Avrupa farklı, Afrika, Uzakdoğu farklı… Siz ortalama bir ürün koyduğunuz zaman hiç kimseye hitap edemezsiniz ve şirketiniz para kaybeder. Siz hitap ettiğiniz müşterinin karakterine, hayat temposuna uygun ürün tasarlamak zorundasınız. Eğer THY Ankara operasyonunda yılda 30–40 milyon dolar zarar ediyorsa: “Çorba kazanda kaynıyor, Londra hattından kar edip iç hatlara süspanse edebilirim” diyemezsiniz. Müşteri karakterine uygun hizmet vermeli. Zarar ettiğiniz seferlere devam edemezsiniz. Operasyon kronik olarak zarar üretense ve zararında istikrar varsa, operasyona neşteri atacaksınız… 1.3 milyon yolcu taşıyıp zarar edeceksiniz ya da 3 milyon yolcu taşıyıp kar edeceksiniz. Bu kararla diğer hatların üzerine 30–40 milyon zararı atmıyorsunuz, Ankara’da hizmet ettiğiniz insanların sayısı artıyor. İnsanlar doğu meydanlarından Ankara’ya uçakla gidiyorlar. Biz Ankara operasyonundaki zararı kara dönüştürdük… Gelecekte THY’nin Ankara’dan dünyanın önemli noktalarına yapacağı seferler için müşteri tabanı oluşturuyorsunuz. Bu çok önemli!

-Avrupa’da 1. ve dünyada 5. yıldızlı havayolu olmayı hedefleyen THY’nin ulusal havacılıktaki misyonu nedir?

-Biz ulusal havacılıkta ticari bir kuruluşuz. Şirketimizi yenilemeyi, verimli, karlı hale gelmeyi, büyütmeyi istiyoruz. Bunlar veri. Biz hakiki anlamda global bir şirketiz. Bununla birlikte Türkiye’de yaşayan bir üniversite olma iddiasındayız… Zaten öyleydik bunu geliştirerek yapıyoruz. Türk Hava Yolları Türkiye’nin yaşayan üniversitesidir! Hem teorisi hem pratiğini insanların genetiğine işleyen bir üniversite! THY, Türkiye Cumhuriyeti ticaret erbabını, sanayi erbabını turizm sektörünü buralarda çalışan insanları muktedir hale getirmeye çalışan bir kurumdur. Türk insanının dünyaya olan iddiasını yansıtabileceği, gerçekleştireceği bir köprüdür. Bu röportaja da çok önem veriyorum. Bizim tasavvurlarımızı, hayallerimizi, sevdamızı iletişim konusunda geniş bir kitleye ulaştıracaktır. İnsanlarımıza hayatı kolaylaştırma sevdasında, hülyasında olan bir gönüldür Türk Hava Yolları…

Röportaj: Semra Dereli Civelekhan

“KABİN MEMURLARI BİZİM EN BÜYÜK ŞANSIMIZDIR…”

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (22)

Misafir ~ 7 yıl önce
yıllardır sektörün içindeyim ve kabın memuruyum(almanya) thy nın kabın amırlerını özellıkle eskı dönemlerı bilmeyen yoktur,ögretmenlık yapacaklarına resmen eziyet ediyorlar candan beyin söylediklerine kesinlikle katılmıyorum.. sırf bu yuzden işinden istifa eden milyonlarca insan tanıyorum ..ayrıca aylık uçuş saatlerıne bakılırsa o kızlar hala nasıl guluyor hayret ediyorum ... böyle bir sirkete yakısmıyor.. hıc bır sekılde kabın memurlarının arkasında diiler...

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
Birde tesbih verin ellerine ayaklarına da takunya tamam işte. Candan bey ve yalakaları daha da memnun olur sanırım

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
SADECE UÇAK SAYISINI ARTTIRIP İŞİNİ İYİ YAPAN PERSONELİ İŞTEN ÇIKARTARAK YERİNE İŞE YARAMAZ MALUM YANDAŞLARINI İŞE ALARAK BÜYÜMEDEN SÖZ ETMEK GERÇEĞİ YANSITMAZ. BİRAZ DOĞRU VE DÜRÜST OLUN. İNSANLARI APTAL YERİNE KOYMAYIN.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
insan bu kadar art niiyetli olmaz.sizler ülkesini sevmiyen insanlarsınız.candan bey uçak sayısını personel sayısını 2 katına çıkarmış 5 yılda hala karalayın siz.işiniz bu..ülkenizi sevmiyosunuz hep karalama kabul edin thy nin ülkemiz içn nekadar önemli bir rol olduunu ve bunu başaran başkanında candan bey olduunu..kendisinin başarılarının devamını diliyorum..

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000