04 Nisan 2013, Perşembe 09:53:55

700-800 LİRAYA MI YAPTIRACAKLAR BU İŞİ?

Türk Hava Yolları'nda işten çıkarılan 305 kişiden kabin memuru Neslihan Canıoğlu ve teknisyen Özgür Certel yaşadıklarını anlattı...
  • artık sızın bu 305 haber ve yorumlarınıza tek bırsey soyleyecegım:) üçyüsssssbeşyüssssüçyüsssssbeşyüsssüçyüsssbeşyüssss ...dıptıssdıpptısss...üçyüsssbeşyüsss:))))
  • pardon cnm ama yabancılar neden beğeniyor ozaman THY yi? sizin gördüklerinizi onlar göremiyor mu? hizmet derken beklentiniz nedir açıklarmısınız? anlatında öğrenelim...
  • Bu hikaye de amma uzadi arkadas, ne inat varmis Hamdi beyde inatlasmanin maliyetiyle sen bu adamlarin isteklerini karsilardin zaten. Iberia zam yapmiyor mesela calisan greve gidiyor bilmem kac milyon euro zarar. Zammi versen bu kadar maliyeti olmayacak. Benim mi kafam calismiyor, yoksa gercekten bu kadar basit de beylerimizin laz kafasi mi basmiyor anlamadim
  • bitecek, batacak, sonu geldi vs. Bir seyi anlamak gerek THY devlet dairesi. Her tur pislik doner, zararda eder ama batmaz arkadaslar. Ben hayatimda devlette calismayi dusunmedim kafam rahat oldu hep. Ozel cok mu iyi, hayir! iki kere isimi kaybettim aylarca issiz gezdim yine is bulum. Farkli klasmanlar ikiside. Artilari ve eksileri var. Ancak TK goruldugu kadariyla calisilacak bir devlet dairesi degil. Isine gelince devlet oluyor isine gelince ozel. YErsen

Türk Hava Yolları ve THY Teknik çalışanları 300 günü aşkı süredir Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Geliş Terminali’nde direnişte. Onları yaklaşık bir yıldır havalimanında bekletense, Türk Hava Yolları yönetimi. İşten çıkarılan 305 kişiden 150’ye yakını açtığı davalardan işe iade kararı alarak ayrıldı. Ancak önceleri dava kararlarının ivedilikle yerine getirileceğinden dem vuran THY yönetimi, kazanılan her davayı temyize götürüyor. İşten çıkartılan 305 çalışandan kabin memuru Neslihan Canıoğlu ve teknisyen Özgür Certel, 29 Mayıs’ta yaşananları, işten çıkarılma süreçlerini, grev hakkının geri kazanılmasını ve göreve iade için yaptıkları direnişi anlattılar.

Sanki THY’yle ters düşen 305 kişi şirket yönetimine kazan kaldırmış ve şirket de onları işten çıkartarak cezalandırmış gibi bir algı var ortada. Gerçekte olan neydi?

Neslihan Canıoğlu: Arabuluculuk aşamasında tıkanan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri bir türlü sonuçlanmıyordu. Hava iş kolunu grev yasağı kapsamına alan yasa tasarısının TBMM gündemine gelmesinin hemen ardından torba yasa çıkartmaya çalıştılar. Biz de bunu protesto etmek için bir basın açıklaması yaptık. Basın açıklaması sendikanın bir basın açıklaması olduğundan, bizler de sendikanın üyeleri olduğumuz için açıklamayı dinlemeye geldik. Bunu yasadışı eylem olarak niteleyip bizi işten çıkardılar. Olaydan sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri, basın açıklamasına gitmenin yasadışı bir eylem olmadığını rapor etti.

Özgür Certel: İşten çıkarmalar son derece kötü şekillerde yapıldı; mesela mesaj yoluyla. Şirketin düzenlediği halı saha maçında dizim sakatlanmıştı ve 15 gün rapor almıştım. Bu, basın açıklamasından bir hafta önce oldu. Basın açıklamasına katıldığım sırada raporluydum, istirahatim devam ediyordu. İstirahatim bittikten sonra işten atıldım. Neymiş, “İstirahatli halimle niye buraya basın açıklamasını dinlemeye gelmişim?” Mesela Neslihan arkadaşımız ya da uçucu diğer arkadaşlarımızdan atılanlar, buraya izin günlerinde basın açıklamasını dinlemeye gelmişlerdi. Ertesi gün uçuşları var. Neymiş efendim, “Sen niçin izinli gününde basın açıklamasına gittin?” Bir şekilde çalışanlara da gözdağı verildi aslında, “Yaparsanız, sonunuz bu olur” gibi.

Ne kadar zamandır THY’de çalışıyorsunuz?

N.C: İki yıl uçtum. Girerken benden üniversite mezunu olmamı istiyorlardı. İngilizceyi çok iyi bilmem, uçaktaki acil durumlara müdahale edebilmem için çok sabırlı olmam, boy ve kilomun uygun olması gerekiyordu. Girdikten sonra da eğitimler birkaç ay boyunca devam ediyor. Uçaklardan atlıyoruz. Yangın çıkıyor, söndürüyoruz. Kalp masajı yapıyoruz, ilk yardım eğitimleri alıyoruz. Bu kadar aşamadan geçip onlarca eğitim alıyorsunuz ve bir telefonla işten çıkartıldığınızı öğreniyorsunuz. 29 Mayıs’ta, yani basın açıklamasının olduğu gün rahatsızdım ve raporum işyeri hekimi tarafından kabul edilmişti. Daha sonra üç-beş gün boyunca uçmaya devam ettim. Sonra da beni telefonla arayıp, “İş akdiniz feshedilmiştir” deyip, telefonu da suratıma kapadılar.

O süreçte pek çok önyargıya hedef olduk. Efendim neden basın açıklaması yapılmış, uçuşlara gidilmemiş? Neden bir kaos ortamı oluşmuş? Biz havada servis yapan garsonlarmışız, çok yüksek maaşlar alıyormuşuz… Eğer yaptığımız bu kadar kolay bir işse, yani sadece uçağın içinde sandviç dağıtmaksa, üstelik dünyanın her yerini gezip bilmem ne kadar para alıyorsak, neden işe alım sırasında bu denli zorlu süreçlerden geçiriliyoruz.

Ö.C: Alınan para da öyle yüksek bir para değil; bir insanın normal şartlarda insanca geçinmesi için gerekli olan bir para bu. Yani gelip de asgari ücret mi verecekler? 700-800 liraya mı yaptıracaklar bu işi?

Grev yasağı da aslında tam da bu noktada geliyor. Hava iş kolunu grev yasağı kapsamına alan düzenleme, işçi kesiminin pazarlık gücünün çok yüksek olmasından mı kaynaklandı?

N.C: Bu gücü elimizden alıp iyileştirilmiş çalışma koşullarımızı geriletmek istediler. Uçakla ulaşım artık sıradanlaştı. Artık bu ulaşım aracını herkes kullanıyor. Peki, uçağın içerisindeki emniyet ve güvenlik gereksinimlerini kaç kişi biliyor? Uçakta çıkan bir yangın nasıl söndürülür? Uçaktaki acil durumlara nasıl müdahale edilir? Uçak pistten çıkar, bütün yolcuların hemen tahliye edilmesi gerekir. Bunu yapacak olan uçuş personelidir. Uçuş personelinin asıl iş tanımının yolcunun karnını doyurmak olduğunu düşünebilirler ama maalesef bu doğru değil.

Görev tanımları yapılırken uçuş güvenliği meselesi genelde atlanıyor. Yaşadığınız diğer zorluklar neler?

N.C: Biz binlerce feet yukarıdayız, tıpkı madencilerin yerin altında olması gibi. Atmosferde yukarılara çıkıldıkça katmanlar inceldiğinden, kozmik radyasyona maruz kalıyoruz. Buna tahammül edemiyoruz. Üst solunum yolları rahatsızlığı yaşarken, gripken, kulağının patlayacağını bile bile uçuşa giden arkadaşım var. Çünkü “Rapor alırsam işten atılabilirim” korkusunu yaşıyor. Çalışma koşullarımız, sendika ve grev hakkı varken bile böyle. Peki, grev hakkımız elimizden alınmış olsaydı, sendika olmasaydı, ne yapacaktı bu insanlar? Gerçekten insanüstü çalışıyoruz ve daha da fazla çalışmaya zorlanıyoruz. Bir sirkülasyon yaratmayı amaçlıyorlar; rahatsızlananı, bel fıtığı olanı, kulağı patlayanı işten çıkartacaklar, yerine asgari ücretle yenisini koyacaklar.

Ö.C: Personel sayısını düşürüp, maaşları, imkânları daha düşük olan part-time elemanlar alıyorlar. THY Teknik’te kurdukları Havacılık Bakım Onarım ve Modifikasyon Merkezi’nde çalışanlar, piyasanın yarı parasına çalıştırılıyorlar.

Havadaki koşullar kadar, teknik personelin de yaşadığı çeşitli zorluklar var. Teknik personelin çalışma koşulları, çalışanların güvenliğini sağlamak için yeterli mi?

Ö.C: 12 buçuk sene uçak bakımda çalıştım, işten atıldık ama bir yandan da şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Geçenlerde çalışma saatlerini bir saat geri aldılar; 07:00-15:00 vardiyasını 06:00-14:00’e, 15:00-23:00’ü de 14:00-22:00’ye çektiler. Yakın zamanda bir arkadaş uçakla araç arasına sıkışarak vefat etti. Bunlar neden oluyor? Bir adamın sabah 6’da iş başı yapması için yarım saat önceden kart basması lazım ki, üstünü giyinip işi devralabilsin. O saatte iş başı yapabilmesi için de yakında oturanların en geç 5’te servise binmeleri, yani en geç 4 buçukta uyanmaları lazım. Demek ki bu adamlar hiç uyumayacaklar. Akşam eşofmanlarını giyecek, sabah çıkartıp buraya gelecekler. Ayrı olaylarda, servise yetişmek için sabaha karşı evden çıkan 4 arkadaşımız gaspa uğradılar ve bıçaklandılar. Kadın arkadaşlar ise tacize uğruyorlar. Bunlar hep deneme yanılma yöntemiyle yapılıyor. Bize, “Grev hakkınızı elinizden alıyoruz” dediler. Aslında nabız yokladılar. Ses çıkarmasaydık grev hakkımızı kaybetmiş olacaktık. THY, Star Alliance’a üye olduğu için çalışanlara zorunlu olarak özel hayat sigortası vermişti. Bunu basına, “Biz çalışanlarımıza özel hayat sigortası bile yaptırdık” diye yansıttılar. İşten atılmamızdan 3 gün sonra hastaneye gidenler, sigortalarının iptal edilmiş olduğunu öğrendiler Böyle iğrenç bir şey olabilir mi?

Kamuoyunda yaratılan algıya göre, THY Türkiye’nin yaratabildiği tek küresel marka ve çalışanlar bu markaya zarar veriyorlar. THY kabuk değiştirirken personel politikalarını da mı değiştiriyor?

Ö.C: Hamdi Topçu buraya ne zaman geldi? THY’nin ismi bir yerlere geldiyse, bunu biz yaptık. O gelip de bu ismi bir yerlere taşımadı, bunu yıllardır burada çalışanlar gerçekleştirdi. Önceden “THY bir aile şirketidir” denirdi. Gerçekten de öyleydi; benim dayım, arkadaşlarımın birçoğunun ise babası buradan emekli olmuş, hala aynı aileden çalışanlar var. Neden bunu öldürmeye çalışıyorlar? Çünkü böyle bir bağ olduğu zaman herkes birbirini kolluyor. İşveren de istediği gibi at koşturamıyor. Sendika güçlü, çalışanlar da sendikaya bağlı olunca, durum işverenin işine gelmiyor. Bundan önceki toplu iş sözleşmesinde şirket, grev oylaması istedi. Sandık koyuldu ve grev oylaması yapıldı. Grev onaylandığı zaman rezil oldular. Şimdi aynısını yapamazlar. Çünkü o zaman grev kararı çıktığında THY yönetiminde koltuklar el değiştirdi. Artık tek amaçları aynı hataya tekrar düşmeden sendikayı etkisiz hale getirip, çalışanların da birlikteliğini bozarak, istediklerini yaptırabilmek.

N.C: Basın THY yönetiminin güdümünde olduğu için biz markayı baltalıyormuşuz gibi bir atmosfer yaratıyor. Ama biraz düşünüldüğünde, uçuş ve teknikteki arkadaşların çalışma koşullarının kötüleşmesinin uçuş emniyetini tehlikeye sokacağı anlaşılacaktır. Uçakta çok küçük bir hata çok ciddi sorunlara yol açabilir, hatta insan hayatına mal olabilir. Kabin ekibi el kitaplarımızda, yani CCM’lerimizde, “CCM’leriniz kanla yazılmıştır” denir. Yorgun uçan bir insan, güvenlik adına hiçbir şey yapamaz, kalp krizi geçiren bir adama müdahale edemez, tıkanan bir insana oksijen veremez, uçağı tahliye edemez.

Uluslararası sivil havacılık kurallarını şirket nasıl esnetebiliyor? Örneğin, kurallar gereğince bir ayda kaç saat uçmanız gerekiyor ve siz kaç saat uçuyorsunuz?

N.C: 120 saate kadar uçabiliyoruz, günde 14 saate kadar mesai yapabiliriz. Bunu esnek hale getirmeye çalışıyorlar. İşten atılmamız arkadaşlarımız arasında bir korku ve kaygı ortamı yarattı. İnsanları tehdit edip uçuşa gönderiyorlar. Bunun sonuçlarından endişeliyim. Eğer siz insanları bu kadar yorgun uçurursanız, bu kadar baskı altında tutarsanız, hiç kimse işini sağlıklı bir şekilde yapamaz.

THY saldırgan bir büyüme içerisinde; sürekli yeni hatlar açılıyor ve yeni uçaklar sipariş ediliyor. Bir uçakta, örneğin 9 kabin personelinin görev yapması gerekirken, bu sayının THY’ce azaltıldığı söyleniyor. Bu iddialarda doğruluk payı var mı?

N.C: Bizi attılar. 305 kişiyi hemen ikame edemedikleri için Teknik personeline üniforma giydirip uçurmuşlar. Teknik’teki arkadaşlarımız tabii daha yetkililer ama onların da uçmak için bir eğitimden geçmeleri gerekiyor. Yolcu bundan bihaber… 29 Mayıs’ta burası çok kalabalıktı. Basın açıklamasına geldiğimizde, birtakım arkadaşlar da yalakalık yapmak için içeri girdiler. Müdürler, şefler de “Uçaklar uçmuyor, uçucu lazım” diyerek çağırınca, bunlar da gönüllü olmuşlar. Kimi gönüllü olarak gitmiş kimi de zorla uçuşa gönderilmiş.

Bu bir suç teşkil etmiyor mu peki?

Ö.C: Yasal değil tabii. Uçak yurtdışına gittiğinde hostes koltuklarındaki el fenerlerinin askısı dahi kopuk olsa, o uçak hakkında rapor yazılıyor. Hatta o uçak kaldırılmayabilir bile. Uçak uçarken dört dörtlük olmak zorundadır. Durum böyleyken sen, “Hadi gel, bugün sen uç” diyorsun. O zaman insanları yoldan toplayalım, gelip çalışsınlar.

Part-time kabin görevlisi alımından bahsettiniz. Personel eğitimleri bu denli meşakkatli, sorumluluklar ise büyükken part-time personel alımını nasıl gerçekleştirdiler?

N.C: Uçaklar dünyanın her yerine, Rusya’ya, Çin’e, Japonya’ya gider. Yolcularımız yalnızca Türkiye değil, tüm dünya ülkelerinin vatandaşlarıdır. Bu anlamda kabin personeli aslında THY’nin temsilcisidir.  Kabin ekibinin pırıl pırıl, yabancı dile hâkim, insan ilişkilerinde kuvvetli olması lazım. Uçağın içerisinde her an bir problem çıkabilir. Bu durum sadece emniyetle değil, iletişimle de alakalı. Part-time arkadaşlar çok kısa sürelerde eğitildiler. Eğer siz kabin personelini eğitmezseniz nasıl bir performans beklersiniz? Bu bana kalırsa, THY’nin itibarını tehdit eden bir uygulama. Bir bakıyorsunuz, o kadar çok uçmuş ki arkadaşlar, saçları başları dağılmış, gömlekleri dışarı çıkmış…

Şirket çalışma koşullarını ağırlaştırdıktan sonra bozulan hizmet standartlarından kimi sorumlu tutuyor?

Ö.C: Suçlanan her zaman ağır şartlarda çalışan personel oluyor. “Senin kıyafetin niye bu şekilde?” diye soruyorlar. Bakmaya fırsat mı kalıyor uçmaktan? Dinlenebiliyor muyum ki ben?

N.C: İnanın eve geldiğimde hala uçaktaymışım gibi duvarlara çarpıyordum ya da gittiğim ülkede kaldığım otelde, “Neredeyim ben?” diye uyanıyordum. Bu işin gecesi gündüzü yok. İnsanlar ailelerini, çocuklarını bırakıp gidiyorlar. Kadın arkadaşlarımız sürekli düşük yapıyorlar. Kanser olan arkadaşlarımız var. Geçenlerde bir kaptan 42 yaşında öldü. Dışarıdan farklı gözüküyor; makyaj yapmış, bakımlı, dünyayı gezen insanlardan ibaretmişiz gibi bir algı var. Ancak özellikle kabin arkadaşlarımız farklı sorunlarla uğraşıyorlar. Cinsel istismar uçağın içinde ve dışında devam ediyor.

Bu problem sürekli olarak yaşanıyor mu?

N.C: Uçaktaki kabin arkadaşlarımız yolcular tarafından sıkça taciz ediliyor. Yolcular misafirimizdir. Şirket politikası gereği bizim yolculara her zaman gülümsememiz lazım. Bakımlı, güzel, hoş, güler yüzlü arkadaşlar farklı değerlendiriliyor. Çok ağır bir psikolojik baskı olduğunu düşünüyorum. Sizi taciz bile etseler, şirket yolcunun yanında yer alıyor.

Şirkete bu tarz şikâyetlerde bulundunuz mu? Şirketin bu olaylara karşı takındığı tavır nasıldı?

N.C: Evet. Arkadaşıma fiziksel tacizde bulundular. Sadece cinsel istismar anlamında söylemiyorum. Bir yolcu oturuyorken, yemeği beğenmeyip suratınıza da atabilir. Şirket hiçbir durumda personelinin arkasında durmuyor. Böyle de bir baskı var. Bir de grev hakkının, sendikanın olmadığını düşünün…

THY’den atılan 305 çalışan hakkında iş mahkemelerinde ayrı ayrı davalar açıldı. Şu anda sizin davalarınız devam ediyor mu?

Ö.C: Benimki sonuçlandı ve temyize gitti. Hamdi Topçu, “Davaları kazananları tekrar işe alacağız” demişti. Şimdi ise davaları temyize gönderiyorlar. Hani işe alacaktınız?

N.C: Benim ilk davam görüldü, ikincisi de Nisan’da görülecek. Zaten hepimiz kazanacağız.

Temyiz süreci sonuçlandıktan sonra ne olacak?

Ö.C: Başkanımızın söylediği gibi, 305 geri dönmeden toplu iş sözleşmesini imzalamayacağız. Gerekirse grev kararını asarız. Onlar, “Yapılan bu toplu sözleşme, 305’in değil, şu an çalışanların toplu sözleşmesidir” diye diretiyorlar. Hükümete de güveniyorlar. Grev kararını astığımızda 60 gün içinde greve çıkmamız gerekiyor. Ülkede savaş ya da maddi bir kriz varsa, bu bir defaya mahsus 6 aylığına uzatılabiliyormuş. Yine bir kılıf uydurup 6 ay uzatabilme ihtimalleri de var. Ama pek imkân vermiyorum. Benim davam temyizden gelince ya işe alacak ya da almayacak. Davayı 4 net ve 6 brüt maaş tazminat alarak kazandım. “Çalışanı işe almıyorsan bu ücreti ödeyeceksin” diyor mahkeme.

Çalışmadığınız dönemdeki maaşlarınızı alabiliyor musunuz?

Ö.C: Hayır. Sadece 4 aylık dönemdekini alabiliyoruz. Mahkemenin 4 ay süreceği tahmin edilerek bu şekilde karar veriliyor. Ama biz 10 aydır buradayız.

Davalar istenildiği gibi sonuçlansa bile işe döndüğünüzde THY’de yapısal bir değişiklik yaşanmayacak, bahsettiğiniz koşullar devam edecek gibi görünüyor. İşe döndüğünüzde neyle karşılaşmayı bekliyorsunuz?

Ö.C: Çalışan arkadaşlarımızın da tek istediği bizim geri dönmemiz. Grev oylaması yapılsa, hepsi grev lehine görüş belirtecekler. İşe geri çağırırlarsa da, biz aynı şartlarda geri döneceğiz. İşveren bana, “Benim sana İstanbul’da değil de, Antalya’da, Erzincan’da ya da Ankara’da ihtiyacım var” deyip bizi oralara da gönderebilir. Ben buradaki çoluğum çocuğumu, kurulu düzenimi bozup bırakıp oraya gitmek zorunda kalabilirim. Öyle olursa biz de profesyonel davranırız, gider orada çalışırız.

Direnişe veya basın açıklamasına destek olmayan, şu anda hala işlerine devam eden insanlar var. Bu eylemlilik sonrası, personel arası ilişkilerde bir değişiklik oldu mu?

Ö.C: Teknik adına konuşayım. İşten atıldığımızda arkadaşlarımız aralarında para toplayıp THY’den aldığımız maaşı getirdiler. İki ay bunu yaptılar, “Bunu siz dönene kadar yapacağız” dedilerse de biz kabul etmedik. Arkadaşlarımız, mücadeleye destek vermeyen çalışanlara da, “O arkadaşlar dışarıda bizim için mücadele ediyor, siz niye böyle davrandınız” diyerek aralarına mesafe koymuşlar. 295 gündür direnişimizin en büyük sebebi çalışan arkadaşlarımızın hakları. Onlar da bunun bilincinde olduğu için bize büyük destek veriyorlar.

N.C: Bunda şirketin, “Eyleme katılırsanız, sizi işten atarız, bakın 300 kişiyi de attık” diye gözlerini korkutmuş olmasının da etkisi büyük. Ama içten içe inanıyorum ki, herkesin kalbi bizimle. Grev oylaması yapılacağı zaman da bunu göstereceğiz zaten. Grev hakkımızı geri alarak bu ülkede de bir şeylerin değişebileceğini kanıtlamış olduk. Bu mücadele diğer işçiler için de örnek teşkil etmeli. Onlar bize güç kattılar, biz de onlara cesaret veriyoruz. Bu hak mücadelesi işçiler geri dönene kadar devam edecek. İşçiler her zaman haklarına sahip çıkmalı. Hak kayıpları olmasın, mücadele etmekten asla vazgeçmesinler. Direnen işçiler asla yenilmez.

Sendikaya ne zaman üye oldunuz? Sendikayla daha önceden de yoğun ilişkileriniz var mıydı yoksa 29 Mayıs’ta başlayan süreç mi sizi sendikaya yakınlaştırdı?

Ö.C: İşe girdikten bir-iki gün sonra dayım, sendikaya üye olup olmadığımı sordu. Henüz üye olmadığımı söylediğimde, “Hemen arkadaşlarını topla, sendikanın İncirli’de yeri var, oraya gidin, üye olun” dedi. Üçüncü ya da dördüncü günde sendikaya üye olduk. Çalışanın sendikasına sahip çıkması gerekiyor. Sendika senin zor gününde yanında olur. Toplu iş görüşmesinde senin hakkını savunur. Şirket hakkında bir yaptırımda bulunursa, çözüm için sendikaya başvurulur. Tabii, sendikanın da adam gibi bir sendika olması, sarı sendika olmaması gerekiyor. Her zaman sadece çalışanın tarafında olacak. Bizim sendikamız gerçekten de öyle.

N.C: Şirkete girdiğimde o kadar bilinçli değildim. Sendika olursa daha fazla hakkımız olur, sendika arkamızda durur düşüncesiyle üye oldum. Ama sendikayla bağ kurma, sendikayı tanıma gibi bir çabamız yoktu. Biraz da çalışma koşullarımızdan kaynaklıydı bu, hep havadayız ne de olsa. 23 Mayıs’ta bir yürüyüş yaptık. “Yürüyüşe katılmayın, başınıza bir iş gelir, işinizden olursunuz” diyorlardı. Böyle korkular hep vardı. Bana uçuş çıkmadı o gün, sivil kıyafetlerimle yürüyüşe katıldım. Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin’le ilk kez o gün karşılaştım. Çok sağlam konuşuyordu, çok iyi bir liderdi. Ben de, “Benim hep burada olmam gerekiyor” diye düşündüm. (Şiddet Hikayeleri)

700-800 LİRAYA MI YAPTIRACAKLAR BU İŞİ?

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (19)

vallahi sıktınız ~ 4 yıl önce
artık sızın bu 305 haber ve yorumlarınıza tek bırsey soyleyecegım:) üçyüsssssbeşyüssssüçyüsssssbeşyüsssüçyüsssbeşyüssss ...dıptıssdıpptısss...üçyüsssbeşyüsss:))))

Yanıtla

Kalan karakter 1000
:)) ~ 4 yıl önce
pardon cnm ama yabancılar neden beğeniyor ozaman THY yi? sizin gördüklerinizi onlar göremiyor mu? hizmet derken beklentiniz nedir açıklarmısınız? anlatında öğrenelim...

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Bir THY yolcusu ~ 4 yıl önce
Bu hikaye de amma uzadi arkadas, ne inat varmis Hamdi beyde inatlasmanin maliyetiyle sen bu adamlarin isteklerini karsilardin zaten. Iberia zam yapmiyor mesela calisan greve gidiyor bilmem kac milyon euro zarar. Zammi versen bu kadar maliyeti olmayacak. Benim mi kafam calismiyor, yoksa gercekten bu kadar basit de beylerimizin laz kafasi mi basmiyor anlamadim

Yanıtla

Kalan karakter 1000
devlet dairesi ~ 4 yıl önce
bitecek, batacak, sonu geldi vs. Bir seyi anlamak gerek THY devlet dairesi. Her tur pislik doner, zararda eder ama batmaz arkadaslar. Ben hayatimda devlette calismayi dusunmedim kafam rahat oldu hep. Ozel cok mu iyi, hayir! iki kere isimi kaybettim aylarca issiz gezdim yine is bulum. Farkli klasmanlar ikiside. Artilari ve eksileri var. Ancak TK goruldugu kadariyla calisilacak bir devlet dairesi degil. Isine gelince devlet oluyor isine gelince ozel. YErsen

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000