04 Mayıs 2009, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

Yolculuğun ardından

Uçak yolculuklarını, havacı gözüyle değerlendirmekten kendimi alamıyorum. Sektörde çalıştığım yıllarda eşimle birlikte seyahatlerimizin öncesinde pazarlıklar başlardı! “Lütfen müfettiş gibi etrafa bakma…” ben de işimin bir parçası diye kendimi savunurdum. Aslında bin katı maaş verseler müfettişlik yapmam. Müfettişliği nedense hep negatif iş gibi görürüm.

Çünkü, bakış açım suçlu arar gibi ya da eleştirel değil, iyileştirmeye yöneliktir. Sadece konuşmakla kalmayıp memnuniyetimi de, tespit ettiğim iyileştirmeye yönelik alanları da yazarım. Yani yolculuğu bu açıdan değerlendirmek meğer işimin bir parçası değil yaşamımın bir parçası olmuş…

Kısa kısa beni rahatsız eden birkaç tespitimi ve İTÜ’de öğretim görevlisi bir yolcunun (arkadaşım) başına gelenleri paylaşmak istiyorum.

Havalimanları ile ilgili tespitler:

* Beni rahatsız ettiği kadar şaşırtan birinci konu: Ankara Esenboğa’dan İstanbul’a yapılan uçuşlar için yapılan anonslar… İstanbul’un iki hava meydanı var. Biri Türkiye’nin en büyük ve en donanımlı meydanı olan Atatürk Havalimanı, diğeri de Atatürk’ün manevi kızının adı verilen Kurtköy’deki Sabiha Gökçen Havalimanı. Fakat anonslar yapılırken Atatürk Havalimanı yerine “THY’nın TK… seferiyle İstanbul’a gidecek yolcuların… gidiş kapısına …” diye çağrı yapılıyor. Kurtköy’deki havalimanı için yapılan anons ise “THY’nın TK… seferiyle Sabiha Gökçen Havalimanına gidecek yolcuların… gidiş kapısına …” şeklinde yapılıyor. Bu bir yanlışlık mı? Kriter nedir? Neden İstanbul Atatürk Havalimanı değil de sadece “İstanbul” şeklinde anlamış değilim.

* İkinci konu işaretler: Esenboğa havalimanının 301-302 numaralı kapılarına ulaşım. Kapı numaralarını ancak, asansöre bindiğinizde, minik yazılarla yazılmış bir şekilde görebiliyorsunuz. Bedensel engelli, yaşlı, çocuklu yolcular için asansörün dışında inişe yönlendiren en küçük bir işaret yok. Genellikle de bilenler yani üniformalı görevliler kullandığından yolcular binmeğe cesaret edemiyorlar.

*
Üçüncü konu güvenlikle: Güvenlikten geçerken dizüstü bilgisayarların çantasından çıkarılması isteniyor. Acaba laptop sigortası gerekiyor mu? Günün birinde başa dert olur mu?

Bir başka husus da güvenlik bankosu başında çıkarılan, mont, ceket, saat, kemer, telefon, cepteki paralar vb için kuyruklar uzuyor, güvenlikten geçtikten sonra da bunların telaşla toplanması yığılmalara neden oluyor. Birkaç kez yaptığım öneriyi yineliyorum. Güvenlik bankosuna gelmeden kuyruğun daha başında iken marketlerdeki “şeffaf poşet” mekanizmalarından olsa ve yolcular söz konusu eşyalarını şeffaf poşete koyup hazırlansa. Çıkışta da poşetini bankodaki kutudan alıp, rahat bir yere çekilip, özel eşyalarını yerli yerine koysa veya bir sonraki uçuş salonuna -gate/kapı- geçişe kadar poşette muhafaza etse… Böylece bankoların başında ve sonunda tıkanıklık yaşanmasa.

*
Dördüncü konu uçakla ilgili: Koltuk aralıkları geniş olduğu için genellikle acil çıkışlarını seçerim. Doğal olarak kapı hizasındaki koltuklar yazmaz. Her defasında aynı olayla karşılaşırım. Kapı hizasında oturan yolcular koltukları yatırmaya çalışır, itiştirirler. Bazısı da kabin memurlarını çağırır sorarlar. Çok mu zordur bunu check-in sırasında belirtmek???

Arkadaşımın yani bir yolcunun yaşadığı olay da Antalya’dan İstanbul’a dönüşü ile ilgili… Tarih 26 Nisan. Yolcuya danışmanlığını yaptığı firma tarafından Türk Hava Yolları bileti veriliyor. Bilet klasik kâğıt THY bileti olarak düzenlenmiş. Meydana gidiliyor, güvenlik kontrollerinden geçtikten sonra, yolcu elindeki klasik THY bileti ile THY bankolarından birinde kuyruğa giriyor. Sıra kendisine geldiğinde, görevli “bu bilet Sun Express’e ait. Burası Türk Hava Yolları bankosu” deyip ötedeki bankoyu işaret ediyor. Yolcu şaşırıyor. “Nasıl olur?” diyor. Görevli devam ediyor “acenteniz size söylemedi mi, hep böyle yapıyorlar.” Arkadan homurdanmalar başlıyor. “Üstünde yazar…” “Okumuyorlar efendim…” “Türk Hava Yolları elektronik bilete geçti…”

Yolcu: “Bu bilet Türk Hava Yollarının mı? Üstelik Sun Express Türk Hava Yollarının da ortağı olduğu bir şirket değil mi? Alt yapı, yazılım “common check-in” yapmaya uygun değil mi?” Sorularını sorarken Sun Express bankosuna yöneliyor.

Ama o sırada yan bankodaki memurdan da bir ders daha alıyor: “Okuyacaksın kardeşim, bak bankonun üzerine… Orada Sun Express yazıyor, bakacaksın”
Sun Express bankosunda ise siz Sabiha Gökçen’e gideceğiniz için biletiniz böyle kesilmiş deniyor.

Bu basit ayrıntıları yolculara stres yaşatarak mı öğretmek gerek. Kesilen biletin içine basit bir uyarı notu eklenerek dikkat çekilemez mi?

Macera burada da bitmiyor. Yolcu CİP salonuna yöneliyor. Çünkü birlikte geldiği grubun bir kısmı salona geçmiş ve CİP kartı olanlar yanlarında bir misafir getirebiliyorlar. Ama yolcu kabul edilmiyor. “Biletiniz THY değil” deniyor. Yolcu yine soruyor “elimde Türk Hava Yolları bileti var… Ben nerenin, hangi yolun yolcusuyum.” CİP görevlisi de kibarca farklı bir yorum getiriyor: “Efendim bu bir pazarlama taktiğidir.”

Bu tıpkı, İstanbul Bostancı’da yaşanan vahim olaydan sonra, Sayın İstanbul Valimizin açıklamasına benziyor: “güvenlik şeridi ile güvenli alan farklı şeylerdir.” Oysa vatandaş ne anlar güvenlik şeridinden, güvenlikli alandan!

Yani yolcu ne anlar, havayolları arasındaki bilmem ne türü ticari anlaşmaya göre birbirlerine bilet kesebileceklerinden… Elindeki bilet “A” havayollarının basılı dokümanı, ama “B” havayolunun uçuşunu taahhüt ediyor.

Bilgi toplumuna geçtik diye haykırırken basit bilgilendirmelere dikkat etmemiz gerekiyor.

Yolculuğun ardından

Facebook Yorum

Yorumlar

Misafir ~ 8 yıl önce
Atatürk adı kaldırılmış mı? Bu soruyu siz de sormuşsunuz. Acaba yetkililer bir açıklama yaptı mı???

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 8 yıl önce
Yatmayan koltuklardan bahsetmeniz çok iyi oldu. Havayolunun bile bakımında ve uçuşunda çalışmayanlar nedense bunu bilmezler.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000