01 Şubat 2010, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com
  • Hareketsizlik hastalıkların nedenleri arasında sayılıyor. Uzun uçak seyahatleride böyle. Daracık koltuklar, koridorlar. Yine sizin deyiminizle demir koza aynı zamanda insanı boğuyor. Yalnız herkes hareket etse uçağın dengesi bozulmazmı?:) Rumuz-Galata
  • HAVACILIK HER KONUDA ÖNCÜDÜR. SAĞLIKLI YAŞAM KONUSUNU HAVACILAR ELE ALIRSA İNSANLAR DAHA CİDDİYE ALIRLAR. DRAGON
  • Ekonomnin korkuyla beslendiği son derecede doğru. tamamen katılıyorum. o yüzden terör durmuyor. silahlar, savaşlar bitmeden devam etmekte. korkanlarda aynı şekilde tepkilidirler. Dönüp dururken bu işle uğraşanlar zenginleşmekteler.
  • yolcu kimin umurunda? Siz sağlıktan bahsediyorsunuz. uçucuların sağlığı kimin umurunda? radyasyon, şişme, kanser, vertigo,baş dönmesi, varis, sinüzit.... yolcuların öksürüğü, aksırığı, hadi hayırlısı UMUR

Yolcu Sağlığı

Yolcu şikayetleri özellikle gecikmeler, beklemeler ve uçuş konforu ile ilgilidir. Sağlıkla ilgili olanlar dışarıya ancak uçuşta çok sayıda yolcuyu etkilediği zaman yansır.

İlk tarifeli ticari uçuşun tarihi kayıtlara göre 01.Ocak.1914’de yapıldığı kabul edilmektedir. O yıllarda kabin konforu sağlanamadığından, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, üşüme gibi sorunlar bile normal kabul edilmektedir. Yolcular da koşulları bildiği için şikayetçi de değillerdir. Teknoloji ve kabin konforu ile sermayedarlar, imalatçılar ve uzmanların sorumluluğunda yürümektedir.

Sonraki 100 yıla yakın sürede, havayolu işletmeciliği olgunlaşmış, yolcu konforu ön plana çıkmış, uçak insan ve çevre dostu bir ulaşım aracı niteliğine bürünmüştür. Artan rekabet, insan faktörünü tüm boyutlarıyla ele almayı zorunlu kılmıştır. Bu kavramlarla dünya 1970’lerde tanışmaya başlamış, 2000’li yıllarda ise uçak artık en hızlı ve en rahat kitle ulaşım aracıdır.

Uçak sayısı, sefer sayısı, yolcu sayısı artarken yolcu şikayetlerinin aynı oranda artmaması ilginçtir. Aslında havacılığın yaygınlaşması bir seri sorunu da beraberinde getirmiştir. Giderek havayolculuk kalabalık havalimanları, grevler, gecikmeler, sorunlu uçuşların ve terörün yaşandığı süreçlere dönüşmüştür.

Oysaki, uçuşlar halâ insanlar için son derece olaganüstü, farklı, heyecanlı ve özeldir. Gerçekten de uçakta olmak bir tiyatroda ya da sinemada olmaktan çok daha değişiktir. Karmaşık sosyal ve fiziksel bir yapı söz konusudur. Düşünün 30.000 feet yükseklikte bir kozanın içinde kusursuz otel hizmetleri beklenmektedir. Diğer ulaşım modlarından fark buradadır. Ne trende, ne gemide ne de otobüs yolculuklarında beklenti bu denli yüksek değildir. Örneğin; deniz seyahatlerindeki olaylar, hastalıklar hatta ölümlü hastalıklar yaşanmasına ve risklerin devam etmesine rağmen basınının ilgisini çekmemekte, deniz yolculuklarına ilişkin sağlık sorunları adeta olağan kabul edilmektedir. Bilindiği üzere denizcilik tarihi, kötü sonlu diye anılabilecek pek çok vakayla doludur! 

Uçak yolcuları da basın da uçuşlara, uçuşlardaki aksaklıklara daha fazla duyarlıdır. İyi niyetli olmayan örgütler de bu duyarlılığın farkındadır…

Diğer taraftan uygarlığın bu yüzyıldaki önceliklerinin başında insan sağlığı ve konforu gelmektedir. Ortalama ömrün uzaması, daha sağlıklı yaşamanın yollarının aranması gelişmenin tamamlayıcısı olarak görülmektedir. İnsanlık, çiçek, çocuk felci, verem gibi sorunlarla başa çıkmış yeni tür hastalıklarla uğraşmaktadır. Uçuşlarla ilgili sağlık sorunları da bu bağlamda tartışılmaktadır. Haklı olarak havayolu ve terminal işletmelerince yolcuların yansımayan sorunları bilinememekte ve istatistikler tutulamamaktadır.

Son yıllarda kıyamet senaryoları üretmek adeta moda olmuştur. Çiçek, Şarbon, Deli Dana, SARS, Kuş Gribi, Domuz Gribi bu senaryoların tipik aracı niteliğindedir.

Örneğin; çiçek hastalığı yok edildi deniyordu ama çiçek virüsü henüz yok edilmemişti. Rusya ve ABD çiçek virüsünü muhafaza ediyorlardı. Dağılan Sovyetler Birliği’nin her yana yayılan ajanlarının virüsü suç odaklarına satarak insanların yok olmasını tetikleyeceklerdi… SARS’ın yarattığı gürültüyü nasıl unutabiliriz, herkes zatürreye benzer bir hastalığa yakalanacaktı. Ya deli dana… Kuş gribi milyonları yok edecekti., o yok etmesin diye nice hayvan yok edilmedi mi?

11 Eylül olaylarının yarattığı korkuyu hatırlayın: Şarbon korkunç bir biyolojik saldırı aracı olarak ilan edilmişti. O günlerde bir şarbon saldırısının kitle ölümlerine neden olacağına inandırılmıştık.

Aslında bu tür durumlarda, yapılacak olan soğukkanlılıkla tüm kamu kurumlarını koordine ederek, öngörülen senaryolar hakkında toplumu uyarmaktır; öğretici korkutmayan, güven arttıran bir yöntemle bilgilendirmenin ve önlemlerin yürütülmesidir. Belki de Hollywood filmlerinin etkisiyle ekonominin korku ile beslendiği fikri hep kafamı meşgul etmiştir. Korku ticaretinin, en kolay satan ve reklamını hedef kitlesinin kendisine yaptıran sektör olduğunu düşünmüşümdür. Konuyu yine sektörümüze indirgersek, havacılıkta kıyamet senaryoları ile yaratılan korkunun pazarlanmasına el birliği ile engel olmamız gerekmektedir. Üstelik bu konu bir anlamda belli refah düzeyine erişmiş toplulukları üretilen korku denizlerinde kaybolmaya itmektedir. Böylece gerçekten açlık, sefalet, salgın hastalıklar ve savaşlarla boğuşan milyonların korkularına ve acılarına duyarsız hale gelinmektedir.

Uçuş sağlığı uçucu personel için olsun yolcular için olsun önemini hep koruyacaktır. Yeri gelmişken, son zamanlarda toplu kıyamet senaryoları nedeniyle ihmal edilen bir başka tehlikeye değinmek istiyorum: Tıpta adı DVT “Deep Vein Thrombosis”, havacılığa tercümesi “ekonomi sınıf sendromu”…

Daha açık bir deyişle, özellikle uzun uçuşlarda, uzun süreli hareketsiz kalmaktan kaynaklandığı iddia edilen kan pıhtılaşması. DVT dolaşım sisteminde normal kan akımını engelleyen pıhtıların oluşup, koyulaşması oluştukları yerden koparak kalp, akciğer, beyin gibi organların damarlarına yerleşmesi anlamına geliyor. Nadir olmakla beraber ölümcül sonuçlar doğurabilen bu durum, havayollarınca mercek altına alınmıştır.

Uzun Uçuşların DVT ile İlgisi:

Aslına bakarsanız DVT olayının, uçuşlarda uzun süreli hareketsizlikle doğrudan bir ilgisi olduğu henüz bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Konu, 1940’larda, İngiltere’de karartma gecelerinde, hava bombardımanından korunmak için Londra metrolarında, sıkışık bir konumda uyuyarak bekleyen 26 kişinin ölümlerinin nedeninin hareketsizlik olması iddialarına bağlanmaktadır.
Trombozların-DVT olayının, seyahatin hangi aşamasında uçuş sırasında mı, uçuştan sonra mı meydana geldiğini saptamak oldukça zordur.

Riskleri azaltmak mümkün 

DVT risklerinin başında uçuş emniyeti açısından koltuğa bağlı kalma, oturduğu yerde hareket edememe yani hareketsizlik var, ama yeterli miktarda sıvı alınmaması nedeniyle oluşan su kaybı, seyahat sıklığı, uçak koltuk aralıkları da faktörler arasında. Aşırı şişmanlık, sigara ve alkol kullanma alışkanlığı, yakın zamanda bir operasyon geçirmiş olmak, gibi kişinin kendi özellikleri de riskleri artırmaktadır.

Sadece uçak değil otobüs ve tren için de aynı derecede önemlidir ve aynı risk faktörleri diğer ulaşım araçları için de geçerlidir. Yani DVT riski sadece “ekonomi class” a özgü bir konu olarak düşünülmemelidir.

Önemli olan seyahat edenlerin bilgilendirilmesi, potansiyel risklere karşı hazır olmalarının sağlanmasıdır. Yalnızca DVT değil, yolcu sağlığıyla ilgili kabin konforunun içinde söz edilebilecek tüm genel sorunlar ele alınmalıdır.

Yolcular, sağlıklarını tehdit eden konular hakkında yazılı ve görsel programlarla aydınlatılmalıdır. En basit yapılacak şeyler; yeterli miktarda su içmek, kol ve bacakları hareket ettirmektir. Bu konu, birçok havayolu tarafından kabin ekiplerinin eğitimlerine eklenmiştir. Bazı havayolları radyo kanallarından birini, sağlık konularına ayırarak, egzersizler önermektedir. Söz konusu tavsiyeler havayolu dergilerinden de verilmektedir. Özel broşürlerle yemek ve içmekle ilgili tavsiyeler de bulunmaktadır. Hareketsiz kalmanın zararları ve uçak koltuğunda yapılabilecek hareketler, sade içeceklerin yararları, alkollü içkilerin, kahve hatta çayın vücuttaki su kaybını artıracağı anlatılmaktadır. Kalp, damar hastalıkları olanlar, varisliler, travma/ağır hastalık/ameliyat geçirmiş olanlara, gripten yeni kurtulanlara özel tavsiyeler yapılmaktadır.
Sağlıklı yaşamak için iyi yemek yeme ve içme alışkanlığının düzenli fiziksel egzersiz yapmanın koruyucu ve önleyici olduğu belirtilmektedir. Genetik faktörlerin önemi de hatırlatılmaktadır.

Bir diğer yorum ise seyahat risklerinin yolcuların kendi iradeleri içinde olduğudur. Bunun için de yolculara jetlag ve susuzluğun zararları gibi gerekli bütün bilgilere tüm kaynaklarda yer verilmesi önerilmektedir.
Son söz; siz siz olun uçuşlarda bol bol su için. THY ikramları sadece lezzet değil bu açıdan da son derece tutarlıdır. Ama yolcular bu gerçeğin farkında olmadıklarından, sular çöpe dönmektedir. THY’nin mini trimi ile yolcu bilinci artırılabilir. Belki THY’nin ‘sağlıklı yolcu’ programı diğer yerli havayollarımıza da örnek olur.

Yolcu Sağlığı

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (8)

Misafir ~ 7 yıl önce
Hareketsizlik hastalıkların nedenleri arasında sayılıyor. Uzun uçak seyahatleride böyle. Daracık koltuklar, koridorlar. Yine sizin deyiminizle demir koza aynı zamanda insanı boğuyor. Yalnız herkes hareket etse uçağın dengesi bozulmazmı?:) Rumuz-Galata

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
HAVACILIK HER KONUDA ÖNCÜDÜR. SAĞLIKLI YAŞAM KONUSUNU HAVACILAR ELE ALIRSA İNSANLAR DAHA CİDDİYE ALIRLAR. DRAGON

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
Ekonomnin korkuyla beslendiği son derecede doğru. tamamen katılıyorum. o yüzden terör durmuyor. silahlar, savaşlar bitmeden devam etmekte. korkanlarda aynı şekilde tepkilidirler. Dönüp dururken bu işle uğraşanlar zenginleşmekteler.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
yolcu kimin umurunda? Siz sağlıktan bahsediyorsunuz. uçucuların sağlığı kimin umurunda? radyasyon, şişme, kanser, vertigo,baş dönmesi, varis, sinüzit.... yolcuların öksürüğü, aksırığı, hadi hayırlısı UMUR

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000