18 Kasım 2013, Pazartesi
Sefa İNAN
Sefa İNAN sefainan@gmail.com
  • Bence tartismayı iyi sonlandirmissiniz. Bu adım dogru adım, ama sunlar olmazsa sağlıklı yürümez demişsiniz. İlaveler- teklifler süreci güçlendirir. Benim ilavem bu kurula TALPA da dahil olsun. Malum,TALPA yetkilisi adı altında Hollanda Kazasından sonra TV çıkıp cok isabetli bilgilerini paylaştılar!!!
  • Isparta da düşen uçakta FLAP arızası olduğunu( iddia eden değil )kanıtlayan kişi Kaza Soruşturma Kurulunun Tek MD uçağı kaptanı Seyfettin KESKİN dir.Kurula hem sözlü hem de yazılı olarak ıspatını sundu. Uçak enkazında Flaplar yukarıda Flap kolu UP pozisyonunda Süratler Flapsız iniş süratleri idi.Feyzi Kpt.Enkazdan delil karartmak için parça söküldüğünü iddia etti. Sizce bu soruşturma Soruşturma mı? Yoksa Soruşturma. Suçu ölmüş kaptana yık. Suçluları akla raporumu?.Vicdansızlar. Bu 57 kişinin asıl katilleri işte bunlar.
  • Corriere della Sera gazetesinin baş sayfasında yayınlanan aşağıdaki paragrafın ana fikri yukarıdaki parçadan hangi cümle ile eşdeğerdedir ? ''Liderin kendini yalnızlaştırması,ölçüyü kaybetmesi,herşeyin kendisiyle başlayıp kendisiyle bittiğini düşünmesi ... ve baş'a tapınanlardan oluşan bir iç saltanat grubunun ortaya çıkması... Bu saltanata yamanmak isteyenler ; makam aşkı ,ayrıcalıklar ve liderin yakınında olmak için bağımsızlıklarından vazgeçiyorlar.Baş'ı eleştirmenin olanaksızlığını biliyorlar. Yalnız itaat ,sadakat ve şükran duygularının geçerli olduğu bir dünyada yaşıyorlar...''
  • madem abileri oyle olmasada,sacmaliklar cikarmayi basarmis ki ilgisi alakasi yoktur bildigim kadariyla. siz genclerde yeni birseyler cikarmayi basarabilirsiniz:)

YAŞAR, NE YAŞAR NE YAŞAMAZ…

Yine bol haberli bir haftayı geride bıraktık. İnanın, sektörümüzde her gün, sayfalarca yazı malzemesi olabilecek bir dolu saçmalıklar, yanlışlar, hak yemeler yaşanıyor. Bazen düşünüyorum da, “iyi ki bu dönemde ben çalışma hayatında değilim” diyorum. Tüm çalışanlara kolaylıklar diliyorum. Şimdiye kadar, bu kadar adaletsizliklerin yaşandığı, yalakalıkların açıkça, diz boyu sergilendiği, hak-hukuk bilmezlerin yönetimleri paylaştığı bir dönem hiç yaşanmadı.

Yazıma nereden başlıyım bilemiyorum ki..? Gazeteler, internet siteleri, sosyal medya paylaşımlarında; gün değil, saat geçmiyor ki, bir yolsuzluk haberi paylaşılmasın. Parayı, araç değil amaç gibi gören, onun esiri haline gelen ve kazanmak için her şeyi uygun gören bir dolu insanın kurduğu şirketlerde yaşanan görevini kötüye kullanmalar, insanın midesini bulandıracak boyutta sergileniyor. Dolandırıcılık, hileli iflaslar, ihale yolsuzlukları, umut tacirlikleri, emek hırsızlıkları, koltuk sevdalıları, devlet bankalarını hortumlama bu rezil dönemde gittikçe artış kaydetti. Umarım ve dilerim ki, bu yanlışlar en tepeye dayanmaz ve hafızalarımız da münferit sahtekârlıklar olarak yer eder. 

Bu genel rezilliklerden sektörümüz de payını alıyor. “Devletin malı deniz yemeyen keriz” örneği, bu yolsuzluklar, ahlaksızlıklar, hırsızlıklar; genelde hep devletimize, yani devletin ilelebet sahibi olan bizlere fatura ediliyor. Torunlarımızın bile ödeyemeyeceği bir dolu borç, yani yetim hakları, torunlarımızın bile ödeyemeyeceği büyük rakamlardan oluşuyor.

Çünkü devleti soymakla benim cebimden para almak arasında bir fark yok. Bu soygunları, bir şekilde tüm yurttaşlar, çocukları ve torunları birlikte ödeyeceğiz.  

Benim anlayamadığım veya anlamakta zorlandığım konu, bu tür hileli iflas, hırsızlık ve dolandırıcılıkların içine girmiş olanların soyadları ilelebet kirlenirken, bu kişiler sokağa nasıl çıkabiliyorlar. Günümüzde hiç bir bilgi gizli kalmıyor. Dün yaptığın yanlışlar, ileride tek, tek belgeleri ile karşına çıkabiliyor. Kendilerinin yanı sıra, aile isimlerini de rezil eden bu kişiler ve bunlara göz yuman yetkililer, bir gün bu çarkın terse döneceğini hesaba katmazlar mı? Bir gün, tüm kirli çamaşırların ortaya çıkacağını ve bunlardan kendileri olmasa da çoluk, çocuklarının hatta torunlarının etkileneceğini ve boyunlarında bir yafta ile dolaşmak zorunda kalacaklarını hiç düşünmezler mi?  

Ayrıca; Bu tür yanlışlar içine giren bu insanlar kul hakkı yerken, nasıl oluyor da ben Müslümanım diyebiliyorlar? Bunların Müslümanlıklarına inanan gerçekten var mıdır?

             ********

Gelelim ikinci önemli konumuza;

SHYO mezunlarının sorunları bitmiyor.  Büyük üstat Aziz Nesin’in film ve tiyatro oyunlarına konu olmuş ve senelerce oynamış,” Yaşar, ne yaşar ne yaşamaz” isimli bir romanı vardır.

Hatırlatmak için özetliyeyim;

Yaşar, okula başlarken nüfus kaydına göre ölmüş olduğunu öğrenir. Bundan sonra hiç bir olayda da yaşadığını anlatamaz. Ama iş babasının vergi borcunu ödemeye gelince "resmen ölü" olduğunu söyleyip kurtulamaz da... Sevdiği kızla evlenemez, çünkü nüfusta kaydı yoktur. Babasından kalan mirası alamadığı gibi, yaşadığını kanıtlamak için başvurduğu bürokrasi girdabında kaybolur. Baba olur, oğlunu nüfusa kaydettiremez ve memura hakaretten düştüğü cezaevinde hayatı öğrenir.

İşte bizim meslektaşlarımız için de, böyle bir roman yazılabilir. Bu arkadaşlar Teknisyen midir? Eleman mıdır? Mühendis midir? Yoksa, Amele midir? YÖK, bunu anlayamadı... SHGM, anlayamadı… Şirketler anlayamadı... Anlayan beri gele…

Bakın şimdi yaşanan yaşar ne yaşar ne yaşamaz tarzı komediye;

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) dört yıllık lisans eğitimi veren havacılık bölümlerine; ‘Eleman’ unvanı verdi.

 Kısaca; ülkemizde havacılık alanında nadir bölümler olan ve çoğu gencin hayalini süsleyen Uçak Elektrik-Elektronik ve Uçak Gövde-Motor Bölümleri mezunlarına; ‘Uçak Bakım Elemanı’ unvanı verildi.

 Bir yıl zorunlu İngilizce hazırlık eğitiminin ardından, dört yıl lisans eğitimi veren Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi ve Sivil Havacılık Yüksekokullarına bağlı bulunan, ÖSYM tarafından yapılan Üniversite Giriş Sınavında yüksek puanlarla öğrenci alan bu okul mezunlarına uygun görülen unvan Elaman oldu. Bu eleman(!) yetiştiren okulların yüksek lisans ve doktora programları bile var. Teknisyeni duyduk. Teknikeri duyduk. Mühendisi duyduk da bu eleman neyin nesi oluyor bunu bir türlü çıkaramadım.

 Yurtdışında bulunan üniversitelerde, eşdeğer bölümlerden mezun olan gençler, Uçak Bakım Mühendisi ya da Uçak Avionic Mühendisi ve Uçak Teknoloji Mühendisi gibi unvanlar alırken, ülkemizde bu bölümlere eleman denilmesi, hayret edilecek bir olay niteliğindedir.

YÖK, 26 Temmuz 2012 tarihli toplantısında; Uçak Elektrik-Elektronik Bölümü’ne; Uçak Mühendisliği, Uçak Gövde-Motor Bölümü’ne ise; Uçak Kontrol Makinisti(!) unvanı vermiş, ancak, ilerleyen aylarda bu unvanlar ‘Eleman’ olarak değiştirilmiştir. Bu unvan meselesinde sapla saman birbirine iyice karışmış görünmekte.

Ülkemiz üniversitelerinin dört yıllık teknik bölümlerinin hiç bir mezununa ‘Eleman Unvanı’ verilmediği düşünüldüğünde, Türk Sivil Havacılığını ayakta tutan, olmazsa olmaz olan bu bölüm mezunlarına böyle bir unvanın verilmesi sonucunda mezunlarının mağdur edilmesi ülkemiz adına üzücüdür. Bununla birlikte, bu bölümlerin temel seviyesinde eğitim alan iki yıllık Uçak Teknolojisi Programı mezunlarına YÖK’ün ne unvanı vereceği de ayrıca merak konusudur. Sanırım, bunlara da, mesleki literatürümüzde yer almayan bir unvan daha verilebilir!

Sevgili YÖK; Hala çözemediğiniz unvan konusunda Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok.

 Örneğin; Dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunan üniversitelere baktığımızda eşdeğer ders müfredatına sahip bölümler;

Avusturalya'da Kangan Üniversitesi ve New South Wales Üniversitesi’nde Uçak Bakım Mühendisliği (Aircraft Maintenance Engineer),

Almanya'da ABD kökenli olan Embry-Riddle Havacılık ve Uzay Üniversitesinin Berlin kampüsünde Uçak Bakım Mühendisliği (Aircraft Maintenance Engineer),

Yine Avustralya Queensland Üniversitesi’nde Avionic Mühendisliği (Aerospace Avionics Engineering)-Uçak/Havacılık Elektrik-Elektronik,

Pakistan’da Ulusal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve Air Üniversitesi’nde Avionics (Uçak/Havacılık Elektrik-Elektronik) Mühendisliği. Bu okulları ve oradaki havacılık sektöründe bu okul mezunlarına ne unvan verildiğini bir gözlemleyin.

Dikkat edin. Ülkemizin gençlerine ve sivil havacılık sektörümüze yazık ediyorsunuz. Siz onlara “eleman” derken, dikkat edin de bazıları da size “el aman!” demesin.  

Ülkemizde, özellikle havacılık eğitimi konusu son derece yetersiz koşullarda ve eğitmen sıkıntısında sürerken, buralardan mezun olanlara hala “yaşar ne yaşar ne yaşamaz” anlayışı doğrultusunda saçma sapan unvanlar verilmesi Aziz Nesin’lik bir konudur.

Şimdi de gelelim üçüncü konumuza;

Artık ülkemizde de BAĞIMSIZ(!) kaza araştırma ve inceleme kurulu var.  Bazılarının deyişi ile; dolu dizgin ve çok başarılı seyreden sivil havacılığımız da bundan sonra çoktandır olması gereken bir kurulumuzun yönetmeliği resmi gazetede yayınlanarak yasalaştı.

Bundan sonra ülkemizde yaşanacak olan her türlü deniz-kara-demiryolu ve havayolu kazaları için, aynı NTSB örneğinde olduğu gibi, bir kurulumuz devrede olup; olan kazaların oluş nedenlerinin araştırılmasının yanı sıra bundan sonra olabilecek kazaların önüne geçilebilecek.

Buraya kadar son derece güzel ve olması gereken bir uygulama.

Ancak; güzel ülkemin güzelliğine paralellik arz etmeyen yönetim kadroları tarafından düzenlenerek,   ” Var mı?  Var” mantıklı yaklaşımı ile oluşturulan bu kurul, bence doğarken ölü doğmuştur.

Adı üstünde; BAĞIMSIZ olarak kayda geçen bu kurula karar verenlerin, bağımsızlıktan ne anladıklarını ben pek anlayamadım. Benim anladığım bağımsızlık, emir kulu zihniyetinde çalışmayan kişilerden oluşan ve kesinlikle konularda tarafsızlık ilkelerinden ödün vermeyecek bir yapıyı anlatmak için kullanılır. Bağımsız kişiler veya kurumlar; kimseden emir almadan, araştırdıkları konuyu kimseden korkmadan ve çekinmeden irdeler ve açıklarlar.

Ancak görülen odur ki; bu kurul, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına bağlıolarak yapılandırıldı.  Bağımsızlık, buymuş:-) Kurul bağımsız olacak ve sadece bakandan emir alacakmış:-) Hatırlarsanız bir köşe yazımda, Amsterdam kazası sonunda NTV televizyonunun Ana haber programına çıkacağım sırada tarafıma gelen telefon tacizinden bahsetmiştim. Bana bile yapılan bu taciz, bakana bağlı bir kaza araştırma ve inceleme kurulu üyelerine yönelik yapılamaz mı? Bu tacizi okumayan varsa buyursun okusun.  “BİZ NE DERSEK ONU DE SEFA BEY”

Değerli okurlarım;

Bizde oluşan kazaları incelediğimizde; her kazada en önemli bulgulardan biri olarak, alt yapı eksikliklerini görebilmeniz olanaklıdır. Alt yapı, devletin sorunu olup, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının asıl üstünde durması gereken konusudur.

 Hal böyleyken, ülkemizde yaşanacak veya yaşanması olası bir kazadaki bulgu, alt yapı eksikliğini içeriyor ve dolayısıyla bakanın veya bakanlığa bağlı bir genel müdürlüğün suçlanmasını gerektiriyorsa ne olacaktır? “Bakanın olur imzası ile görevlendirilen kişilerin verecekleri rapor da” tabii ki bu kurul üyeleri gerekirse bakanlığı veya bakanlığa bağlı genel müdürlükleri bile suçlayacaklardır derseniz, yazının geri kalanını okumanıza gerek yoktur.

Ancak; hiçbir okurumun bu konuda benden farklı düşüneceğini sanmadığımdan, devam ediyorum; bu kurul, üç yıllığına en az beş, en fazla yedi kişiden oluşacakmış. Üç sene sonra, görev süresi dolanların tekrar devam etmesi, yine bakanın iki dudağı arasında, oluru alındıktan sonra olanaklıymış.

Bu kurul, araştırma-inceleme ve danışmanlık hizmetleri için hizmet alımı yapabilecekmiş.” Yani, Hasan, Hüseyin, sen bu işlerden anlarsın. Bu kazaya bir bak, araştır, irdele bana raporla” diyebilecekler. Tabii ki, sektörde bu konuda uzmanlaşmış kişilerden hizmet alınması gerekir ve son derece mantıklıdır. Bu rapor, hizmet alımı yaptıkları sektörün profesyonellerinden alındı ve bu profesyonellerin görüşleri bu kurul tarafından değerlendirildi diyelim. Kaza, alt yapıda ve yine bakanlığa bağlı SHGM-DHMİ’ nin yanlışları, eksikleri, yetersizlikleri yüzünden oluşmuşsa ne olacak?

 Hangi kurul başkanı ve üyeleri bunu bakana sunacakları resmi raporuna yazabilecek? Hadi yazdı diyelim, bakan bunları azletmeyecek mi veya üç sene sonra yeniden kurul üyeleri atanırken bu kişiler bir daha görev alabilecek midir? Var mı böyle bir cesur yürek, Don-Kişot !

Bizim ülkede bu tutmaz. Bu nedenle “bağımsız” yorumunun, bir kez daha anlam açısından değerlendirilmesini salık veriyorum. Hiç olmazsa bağımsız demeyin olsun bitsin.

Bu kurul sadece kazaları (accident) değil, hava olaylarını da (incident) incelemeli ve havayollarına, uçak üreticilerine, SHGM, DHMİ gibi otoritelere öneriler yapmalıdır. Yapacakları öneriler yasa gereği emir sayılarak uygulamaya sokulmalıdır. Aksi takdirde, bu öneriler suya yazılmış yazıdan oluşur.

Üst düzey bürokrat veya akademisyenlerden oluşacağını düşündüğüm bu üst kurul, hizmet alımı için anlaşılmış uzman kişilerden aldıkları raporları inceleyebilmek, daha doğrusu anlayabilmek için bile bu konulara hakim olması gerekir.  Benim havacılıkta yaşanan bir kazanın nedenlerini bana anlatan birini anlayıp bunu kaleme alabilmem ile havacılık alt yapısı olmayan bir gazeteci veya habercinin konuyu kaleme alması bir olur mu?

Az kalsın unutuyordum. Bizim ülkemizde kaza kırım sonuçlarını tam olarak tüm detayı ile açıklamak yasaktır. Bizim kazalarımızda hazırlanan raporların sadece izin verilen kısımları kamuoyuna ve taraflara açıklanabiliyor. Oysaki Hollanda Kaza Kırım Komisyonunun sitesine girdiğinizde, Amsterdam kazamızın tüm raporunu eksiksiz olarak okuyabilmeniz olanaklıdır.  

Şimdi ben kendi kendime bir soru yönlendirip cevaplamaya çalışayım.

Peki, Sefa Bey; Bu kurulu bakana bağlamayıp nereye bağlamak istersiniz?

Cevap;  Kara-Deniz-Demiryolu ve Havacılığın direk bağlı olduğu bakanlık ile yine aynı konulardaki kaza-kırım komisyonunu aynı makama bağladığınızda buradan gerçek neticeyi alamazsınız. Bu nedenle bu kurul değil bakana Cumhurbaşkanına bile bağlı olmamalıdır.( Çünkü Cumhurbaşkanı da siyasetin içinden gelmiş olabilir)

Bence bu kurul gerçek netice verip olası kazaları ve kazaların olmaması için hükümler verecekse, bu hüküm vereceği yer TBMM olmalıdır. Çünkü TBMM’de farklı siyasal partilerin milletvekillerinden oluşmuş bir komisyon eşliğinde bu görev yapılabilir. İşte, o zaman: Bakan suçlu ise Bakan, makinist suçlu ise makinist suçlanabilir. Aksi takdirde bu kurul “Var mı? Var” mantığında oluşmuş bir yapıdan öte gidemeyeceği için, her zaman trense makinist, uçaksa pilot, gemi ise kaptan suçlu bulunur ve BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİDER.

NOT/ www.sefainan.com da Rüya uçak B777X in ilk defa yayınlanmış tüm video ve görsellerini bulabilirsiniz. 

YAŞAR, NE YAŞAR NE YAŞAMAZ…

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (50)

iPhone Uygulaması ~ 3 yıl önce
Bence tartismayı iyi sonlandirmissiniz. Bu adım dogru adım, ama sunlar olmazsa sağlıklı yürümez demişsiniz. İlaveler- teklifler süreci güçlendirir. Benim ilavem bu kurula TALPA da dahil olsun. Malum,TALPA yetkilisi adı altında Hollanda Kazasından sonra TV çıkıp cok isabetli bilgilerini paylaştılar!!!

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Bilirkişi ~ 3 yıl önce
Isparta da düşen uçakta FLAP arızası olduğunu( iddia eden değil )kanıtlayan kişi Kaza Soruşturma Kurulunun Tek MD uçağı kaptanı Seyfettin KESKİN dir.Kurula hem sözlü hem de yazılı olarak ıspatını sundu. Uçak enkazında Flaplar yukarıda Flap kolu UP pozisyonunda Süratler Flapsız iniş süratleri idi.Feyzi Kpt.Enkazdan delil karartmak için parça söküldüğünü iddia etti. Sizce bu soruşturma Soruşturma mı? Yoksa Soruşturma. Suçu ölmüş kaptana yık. Suçluları akla raporumu?.Vicdansızlar. Bu 57 kişinin asıl katilleri işte bunlar.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Soru Bankası ~ 3 yıl önce
Corriere della Sera gazetesinin baş sayfasında yayınlanan aşağıdaki paragrafın ana fikri yukarıdaki parçadan hangi cümle ile eşdeğerdedir ? ''Liderin kendini yalnızlaştırması,ölçüyü kaybetmesi,herşeyin kendisiyle başlayıp kendisiyle bittiğini düşünmesi ... ve baş'a tapınanlardan oluşan bir iç saltanat grubunun ortaya çıkması... Bu saltanata yamanmak isteyenler ; makam aşkı ,ayrıcalıklar ve liderin yakınında olmak için bağımsızlıklarından vazgeçiyorlar.Baş'ı eleştirmenin olanaksızlığını biliyorlar. Yalnız itaat ,sadakat ve şükran duygularının geçerli olduğu bir dünyada yaşıyorlar...''

Yanıtla

Kalan karakter 1000
gercek e ~ 3 yıl önce
madem abileri oyle olmasada,sacmaliklar cikarmayi basarmis ki ilgisi alakasi yoktur bildigim kadariyla. siz genclerde yeni birseyler cikarmayi basarabilirsiniz:)

Yanıtla

Kalan karakter 1000
ne demiş ~ 3 yıl önce
türkçe yazsan da anlasak...
soru bankası ~ 3 yıl önce
yazdığınız yorumu google translate e yazdım acaba hangi dilde diye o bile anlıyamadı malesef

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000