25 Haziran 2012, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

Ütopyalar ve Nostalji

Türk Hava Yolları’nda yapılan “grev hakkımızın elimizden alınmaması eylemi” ütopyalarla nostalji arasında gidiş gelişler yaşattı. 

Ütopya ve nostalji sözcükleri ile fakülte yıllarımda tanışmıştım. Yabancı dilde eğitim yapan liselerden gelen arkadaşlarımız bunları biliyorlardı. Bizler ise yeni öğreniyorduk.

Latincede ütopyadaki “U” varolmayan-yok “Topya-Topos” ise “yer-toprak-ülke” anlamına geliyordu. Yani “var olmayan yer”! Ütopya, aslında olmayan, tasarlanmış olan ideal toplum şeklini tanımlamada kullanılıyordu. Aslında gerçekleşmesi imkânsız bir bakıma hayali tasarımlar, hayali projeler, hayali yapılar anlatılmak isteniyordu… Mimarlığın ütopyası geleceğin mekânlarını tasarlamakla eş anlamlı tutulabiliyordu.

Nostalji ise Fransızca “nostalgie”, Osmanlıca’daki "daüssıla" kelimesinin karşılığı olarak son zamanlarda "geçmişte kalan güzelliklere duyulan özlem" anlamıyla moda oldu. "Geçmişe duyulan özlem" anlamı için dilimizde var olan özlem ve hasret sözcükleri de kullanılabilir. Mimarlıkta nostalji geçmişin yapılarının korunması ile ilgilidir. Geçmişi korumak görsel olarak algılanan mekânlardaki yaşamı sosyolojik açıdan da değerlendirmeye imkan vermektedir. Özetle nostalji yaşanmışlıkları, ütopya yaşanmamışlıkları ifade eder!

Aslında sadece mesleği mimarlık olanlar değil herkes ütopyaları ve nostaljileri arasında tur atar.

Bir de nedense insanoğlu kendi aklını pek bir beğenir. Farklı akıllara da direnç gösterir. 1968 kuşağı özelliklerinin büyük bir bölümünü hala koruyan bendeniz de gençlik dönemimde aklımı beğenen biriydim. O yıllarda birilerinin dolduruşuna gelip, forumlar, boykotlar yapıp, sokaklara dökülmüştük. Öğrenci haklarımızın peşinde koşuyorduk.

Sürekli okuyup, faşizme, kapitalizme karşı çıkıyorduk. Bireysel hiçbir çıkarımız yoktu. Yıllar geçti ama birileri hep doldurmaya devam etti. Doldurup kurdular, öne doğru fırlattılar… Ama ön saflara geçtiğimde dolduranlar uzaktan bile görünmüyorlardı. Yine peşinden koştuğumuzu sandığımız inançlarımız, doğrularımızla paralel ideallerdi. Ve kişisel bir fayda beklemiyorduk.

İlginç olan bu koşuşmalar sırasında izleyenler daima hazıra konarlar. Kaybedenler hep kurulup öne sürülen piyonlar olurlar.

Türk Hava Yolları’nda geçirdiğim 25 yılda faklı kazanımlar edindim. Özellikle Toplu Sözleşme zamanlarındaki gerginlikleri, grevleri ve lokavt sürecini de yaşamış biri olarak şimdi geçmiş yıllara baktığımda garip duygulara kapılıyorum. Son olaylarda işlerini kaybeden havacılar için içim yanıyor. THY’de çalışırken de ayrıldıktan sonra da ütopyalarımı ve önceki yıllarımı özlem duyguları ile yorumladım. Her Toplu Sözleşme dönemi yaşananlar film şeridi gibi geçip durdu gözümün önünden... 

Günümüze bakınca bu iki taraflı (işveren-sendika) patlamanın gerçek nedenlerini anlamak gerek diye düşünüyorum.

Konuyu ne sadece “para” ne de sadece “yasa dışı eylem” şeklinde nitelendirmeden bir kez daha gözden geçirmekte yarar var. File bütün olarak bakmak, kuyruğunu da kulaklarını da, bacaklarını da bütünüyle birlikte algılamak da taraflar için faydalı olacaktır.

Bütünü algılarlarken, havacılığın en temel koşulunun emniyet olduğunun ve emniyetin de insan faktörü ve çalışma barışı ile sağlanacağının altını kalın çizgilerle çizerek, şu soruları kişilerden bağımsız yanıtlar aramalıyız:

Sendikalı olmak, toplu iş sözleşmesi ve grev, temel evrensel insan hakkı değil midir?

Anayasamızın 90. maddesi ve devletimizce imzalanmış Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile imzalanmış

sözleşmelerle bu haklar güvence altına alınmamış mıdır? Uluslararası anlaşmaları görmezlikten gelmek, meydan okuyan ülkemizin itibarına gölge düşürmeyecek mi? 

İşinden olan başka bir deyişle işinden edilen, hangi çıkarlar uğruna kaybettiği bilinmeyen tüm arkadaşlarımızın hizmetlerini yok saymak yazık değil mi? Hiç mi uzlaşacak zemin oluşmadı, neden?

Diğer büyük hava yollarında sosyal haklar nasıl güvence altına alınmış, incelenmiş mi? Çalışma şartları ve saatleri ile ilgili havayolları karşılaştırmalarını nerede görebiliriz? Uçucuların halkımızın gözüne batan ücretleri diğer hava yollarıyla kıyaslandığında ne durumda?

Küresel destek ve eylem girişimleri ne fayda sağlayacak, TK’lıların yıllardır emekleriyle inşa ettikleri şöhrete ne tür zararlar verecek?  

Büyüyen THY üniversitelerde “vaka” olarak gösteriliyor. Bilimsel kongrelerde makalelerle sunuluyor. Ar-Ge, yenilikçilik, eğilimlerin takibi ve uygulamalarıyla gelişen THY yatırım yapıyor, çiçek ekmiyor, ağaç dikiyor. Bir yandan 70’li-80’li yılların ütopyasını oluşturuyor ama lokavtlı kabus günlerini bile neden nostalji ile hatırlayalım?

Türk Hava Yolları’nda çalışıyor/çalışmış olmak başka bir duygu, bir ayrıcalık. THY kurumsal aidiyetin en güçlü yaşandığı kurumlardan biridir. Biz dışarıdaki TK’lılar kurumumuzla gurur duymak istiyoruz.

Diliyorum ki en kısa zamanda bu düğüm çözülür. Çalışma barışına zarar vermez. Arkadaşlarımız işlerinin başına döner…

Ütopyalar ve Nostalji

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000