13 Aralık 2010, Pazartesi
Tevfik UYAR
Tevfik UYAR tevfikuyar@airporthaber.com
  • Türkiyede tabiki Türk pilotu uçmalıdır....Başka milliyetten olanlar değil...Kabotaj Türk insanının hakkıdır. Patronların değil...
  • TC vatandaşına Kabotaj hakkı verilmelidir. Bu nedenle SHK değiştirlmelidir...
  • Ben pilotum ve hakkım istiyorum uyutulan pilotlar adına...Yıllardır sadece patronlara tanınmış kabotaj hakkı neden T.C vatandaşlarına tanınmasın...Vatandaşın hakkı ticari gayeler için yenilmiştir. Siz pilot değilsiniz ve kötü niyetlisiniz. Belki de para kaybedeceklerdensiniz.
  • ne yani kalitesizlikleri ve yetersizlikleri kabotajın arkasına mı saklayacağız?????

UÇUŞ OKULLARI NEREYE?

İkinci dünya savaşının etkilerini atlatır atlatmaz hızlı büyüyen avrupa endüstrisinin yarattığı doğal bir sonuç işgücü problemiydi. Avrupa devletleri önce niteliksiz işgücü bulamadığı için vasıfsız göçmen alımlarına başlamıştı. İstemeye istemeye çok çeşitli ülkelerden çok çeşitli insan profillerine “evet” dediler. Zamanla bu kişileri “asimile” edemedikleri için, kültüren entegrasyonu ortaya attılar. Onu da beceremediler. Üstelik gelen ailelerin çocukları da kendi asilimasyon ve kültürel entegrasyon programları yüzünden sistematik olarak cahil bıraktılar. Bugünse nitelikli işgücü sorunlarını çözemiyorlar ve vasıflı işgücü için kapılarını tüm dünya vatandaşlarına açmış ülkeler var.

Avrupa’yı bir kenara bırakalım... Türkiye’de havacılık sektörünü ele alalım.

Havacılık sektörü 2002 yılından bu yana korkunç bir ivme ile büyüdü. Aynen yukarıda anlattığımız avrupa endüstrisi örneğinde de olduğu gibi, zamanla işgücü ihtiyacı problem haline geldi. İnsan kaynağı eksiği çekilen işgücü tanımları arasında pilotlar ve teknisyenler başı çekiyor. Avrupa’nın göçmenlere kapısını açtığı gibi bugün başta THY olmak üzere yerli havayolu firmaları da yabancı pilotlara kapılarını açıyor ve doğal olarak iş gücü ihtiyacını yurtdışından karşılıyor.

Ancak bir de Türkiye’de “işsiz ATPL sahipleri” gibi bir gerçek tam karşımızda duruyor.

Uzun süredir faaliyet gösteren uçuş okulları arasına, gerek var olan okulların bir şubesi olarak, gerekse yeni bir marka ve yeni bir okul olmak suretiyle yenileri katılıyor. Başka bir deyişle Türkiye’nin hem uçuş eğitim pazarı hem de kapasitesi gün geçtikçe artıyor.

Necdet Şendil’in başkanlığında faaliyet alanını arttıran ve bir süredir başarılı bir yönetim örneği göstererek giderek büyüyen Türk Hava Kurumu’nun iktisadi işletmesi Gökçen Havacılık, İstanbul’da kurmuş olduğu yeni okuluyla eğitimlere başladı. Okulun yönetiminde ise eğitim alanındaki tecrübesi ve herkesin saygı gösterdiği kişiliğiyle Osman Alp var. Diğer yandan Atlasjet de öncelikle kendi pilotlarını yetiştirmek üzere, “İş garantisi veren tek uçuş okulu” sloganıyla kendi uçuş okulunu açtı ve önümüzdeki ay onunda katılması ile uçuş okulu pazarına iki yeni oyuncu daha dahil olmuş olacak. Stella ortaklığıyla Dalaman’da faaliyet gösterecek olan Gözen Grup’un uçuş okulu ise gün sayıyor. Her ne kadar İstanbul pazarından uzak gibi görünse de uçuş eğitimi almak isteyenlerin bu uğurda ABD’de kalmaya bile razı olduklarını biliyoruz; ki bu da Stella’yı İstanbul pazarından çok da uzakta tutmuyor.

Bu durumda SHGM’nin sürekli olarak dile getirdiği “Türkiye’yi bölgesinin Bakım ve Eğitim Merkezi haline getireceğiz” söyleminin içi pazara yeni katılan oyuncular ve kapasite artışı ile dolmaya başlasa da, hedefin içeriği ile mevcut durumun bilhassa “bölgesinin” kelimesinde birleştiğini görmeye başlıyoruz. Neden mi?

Çünkü Türkiye’de sivil hava taşımacılığı yapan şirketler kendi yetiştirdikleri pilotlar dışındaki yeni mezun pilotlara hala –haklı ya da haksız- bir ön yargıyla yaklaşıyor.

Şu halde Türkiye’deki uçuş okulları, giden ve eğitim alan Türk öğrencilerden ziyade, burada EASA sistemine göre eğitim alıp ülkesindeki firmalarda uçuş yapacak olan yabancı öğrencilere daha efektif eğitim verecekmiş gibi görünüyor; çünkü uçuş okullarının varlığı ve eğitim sisteminin havayolu firmaları tarafından tasvip edilmediği ve uçuş okullarının standartlarının havayolu şirketleri tarafından kendi standartlarına uygun bulunmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Havayolu firmaları pilot seçimlerinde tecrübe kıstaslarını bu mevcut taze pilotların sahip oldukları ortalama tecrübeden üstte tutuyor. Bu da yeni mezun öğrencilerin havayolu firmalarınca istihdam edilmesine engel oluyor. 

Tüm bu durumu birlikte çözebilecek bir çözüm üzerinde çalışılıyor olduğu da söylenemez... 

Üstelik havayolu firmalarının “iş garantili” uçuş okullarının da sektörde serbest oyuncu olarak yer alan mevcut uçuş okullarına karşı ezici bir rekabet üstülüğü sağladığı da düşünülürse serbest oyuncular biraz yetim kalacaklar.

Öyle bir çözüm bulunmalı ki –bu çözüm SHGM’nin işbirliğiyle olabileceği gibi onun yönlendirmesiyle ama sadece ticari işletmeler arasındaki anlaşmalara dayalı da olabilir-  bu çözüm hem mevcut uçuş okullarının standardını yükseltmeli, hem de bu okullardan mezun olan genç dostlarımızın mağduriyetini gidermelidir. Bu çözüm naçizane sunduğum şu aşağıdakine benzer bir şey olabilir:

Bilindiği üzere havacılık sektöründe faaliyet gösteren firmalar dahil olduğu kalite sistemi, uymakla yükümlü olduğu yönetmelikler ve sahip olduğu kalite standardı sebebiyle hizmet aldığı tüm firmaları denetler. Aralarında bir ticari anlaşma ve belli bir kontenjan olmasa da uçuş okullarını havayolu firmalarının bir tedarikçisidir. Bu yazılı bir anlaşmaya dökülürse –ki bu belli sayıda bir kontenjan belirlemek anlamına gelebilir- uçuş okulları havayolu firmalarının denetlemekle yükümlü olduğu işletmeler haline gelir.

Bu sayede uçuş okulları SHGM haricinde bir de havayolu firmaları tarafından denetlenir ki bu da hem uçuş okullarının standartlarının yükselmesine, hem havayolu firmalarının önyargılarının kırılmasına, hem de havayolu-uçuş okulu arasındaki iletişimin artarak eğitimin gelişerek özelleşmesine yardımcı olur.

Havayolu işletmeleri ingilizce bilmeyen ve üniversite mezunu olmayan kişileri kesinlikle tercih etmiyor olmalarına rağmen bugün bazı uçuş okulları, bu profile uygun kişileri kayıt ediyor mesela. Bu profildeki öğrenciler mezun olduktan sonra iş bulamıyorlar. Üstelik EASA yönetmelikleri, lise mezunu olan kimselerin her tür uçuş lisansı alabilmesine yetki tanıdığı için bu durum SHGM’nin “bulgu listesinde” yer alan bir ayrıntı değil, ancak bir havayolu firmasının denetiminde bu durum önem kazanabilir.

Tabi tüm bunlara ilaveten yapılacak ticari anlaşmanın bir sonucu olarak havayolu firmalarının her okulda bulundurmuş olduğu kontenjan sayesinde öğrencilere hem belli sayıda bir iş garantisi verilmiş olur, hem de tercih edilmek isteyen öğrenciler arası rekabet artar ki bunun da daha yetkin ve bilgili pilotların yetişmesine katkı sağlayacağı inkâr edilemez. Ayrıca piyasadaki iş garantisi veremeyen serbest oyuncuların rekabet üstünlüğünü yitirdikleri için küçülmek zorunda kalmaları riskini de ortadan kaldırır.

O halde çağrımızı bu hafta SHGM, havayolu firmaları ve uçuş okullarına yapıyoruz:

Bir araya gelerek iyi bir anlaşma zemininde uçuş okulları ile havayolu firmalarının iletişimleri ve standart alışverişlerini arttırabilirseniz, bir çok husus çözülmüş olacaktır.

Herkese iyi haftalar.

UÇUŞ OKULLARI NEREYE?

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (23)

Misafir ~ 6 yıl önce
Türkiyede tabiki Türk pilotu uçmalıdır....Başka milliyetten olanlar değil...Kabotaj Türk insanının hakkıdır. Patronların değil...

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
TC vatandaşına Kabotaj hakkı verilmelidir. Bu nedenle SHK değiştirlmelidir...

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
Ben pilotum ve hakkım istiyorum uyutulan pilotlar adına...Yıllardır sadece patronlara tanınmış kabotaj hakkı neden T.C vatandaşlarına tanınmasın...Vatandaşın hakkı ticari gayeler için yenilmiştir. Siz pilot değilsiniz ve kötü niyetlisiniz. Belki de para kaybedeceklerdensiniz.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
ne yani kalitesizlikleri ve yetersizlikleri kabotajın arkasına mı saklayacağız?????

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000