04 Nisan 2016, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

Terörün milleti, dini var mı?

Terör sözü, latince "terere" sözünden türemiştir; tedhiş, korku salmak, dehşete düşürmek, yıldırmak anlamına gelmektedir. Ancak bu korkutma, yıldırma ve tedhiş büyük çaplıdır ve birey ya da bireylerin ruhsal yapılarını birden bire kaplayan korku durumunu ve şiddet halini anlatır.

Terörizm korkusu, yüzyıllar önce ortaya çıkmış. Terörün bilinen geçmişi ise Hz. İsa'nın doğumundan tam 66 yıl sonra ortaya çıkmış. ''Sicarii'' adıyla bilinen ilk terör hareketi, Ortadoğu'da bugünkü İsrail'in bulunduğu bölgede, korkuya ve şiddete neden olmuş. Milat'tan sonra 66-73 yılları arasında bağnaz din adamlarının kurduğu son derece iyi örgütlenmiş, bir dini mezhep olan ''Sicarii'' hareketi, Kudüs'te yoğunlaştırdığı eylemlerde, çok sayıda insanı acımasızca katletmiş. Düşmanlarını, gündüz ve tercihen tatil günleri kalabalıkların oluştuğu bölgelerde, ''Sica'' adını verdikleri ve elbiselerinin altında gizledikleri küçük kılıçlarla öldüren Sicariiler, tarihin ilk terör örgütü olarak bilinir.

Bugünün dehşet saçan örgütü ise ISIS “Islamic State of Iraq and Syria”. Bu örgüte İŞİD, DEAŞ, DAEŞ gibi isimler de veriliyor. Passenger Terminal Word dergisinin Mart 2016 sayısı, sayfa 48-56 arası terörizme ayrılmış. Dergi, ISIS’in El-Kaide’den daha korkunç olduğuna işaret ediyor. ISIS’in taraftarlarını global ölçekte etkileyebildiğine, çünkü ülkelerde yerleşip, taraftar toplayabildiklerine değiniyor ve bugüne kadar karşılaşılan en büyük terör örgütü olarak görüyorlar.
Aslında, ortam savaşlara uygun hale getirildi. Ekonomik gerginlik tüm yansımalarıyla toplumların bütün katmanlarına yayıldı. Bir yandan da etnik dokulardaki yaralar kaşınmaya başlandı… Filmler, oyunlar, oyuncaklar şiddet içeren yapılara büründü. Her türlü silah üreticilerinin, kara para ve uyuşturucu tacirlerinin ekmeklerine katmerli bal kaymak sürüldü. Büyüklü küçüklü terör örgütleri için şartlar oluştu.

Terör örgütleri için en cazip yerler toplulukların, masum halkın bulunduğu yerlerdir. Havalimanları ve uçaklar da bunların karıştırmak için hedeflediği cazip sansasyonel yerlerdir. Havalimanları bir ülkedeki tüm faaliyetlerin kesim noktalarıdır. Ticaret, turizm, kültür, spor, ekonomi, sanat, ileri teknolojiler, inovasyonlar vb havalimanlarında entegre olur. Diğer taraftan da suçluların kaçış noktalarıdır. Bu yüzden; terör ve terörün havacılığa ilgisi, hayatımıza olan etkisi ciddi hale gelmiştir. Günümüze ve geçmişe bakarsak yaşamı kabusa çevirme çabalarının başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Hatırlayalım:

En vahim ve hiç beklenmedik olay El-Kaide'ye bağlı kişiler tarafından kaçırılan uçakların 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'ndeki iki farklı hedefe intihar saldırısı düzenlenlediği terör saldırısı idi. Saldırılar sonucunda 19 hava korsanı dahil 2.996 kişi hayatını kaybetmiş ve ünlü mimar Minoru Yamasaki’nin İkiz Kuleleri (World Trade Center) yok olmuştu. Saldırının ardından yerde ve karada önemler alınmış, standartlarda değişikliklere gidilmiş, cock-pit kapılarına kilit ve şifre uygulamaları da getirilmişti. Ancak güvenlik ve emniyet tedbirlerinin, standartların uygulanması ve buna tüm ülkelerin aynı önemi vermesi bir sorun olabilmekte.  Teröristlerin niyeti uçağı patlatmak ise; nerede, hangi hava sahasında gerçekleştireceklerini bilemeyiz. O yüzden her kalkış ve her iniş noktasındaki emniyet/güvenlik uygulamalarının aynı ciddiyette sağlanması zorunluluk.

Katliamlar 2015’de hızlandı
2015’den itibaren terörün şiddetinini artırdığını görüyoruz. Örneğin, Paris’te 7 Ocak 2015’de Charlie Hebdo Dergisine yapılan baskında 11 kişi hayatını kaybetmiş faciayı ELKAİDE üslenmişti. (1)

10 Ekim 2015’de Ankara'da cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısı gerçekleştirildi. “Emek, barış, demokrasi” mitinginin yapılacağı tren garı kavşağında gerçekleştirilen canlı bomba saldırısında ölü sayısı 97'ye yükseldi.

31 Ekim 2015’de Sharm-el Sheik’ten Saint Petersburg’a gidecek olan Metrojet’in A321’i patlatıldı. Kurtulan olmadı. Hayatını kaybedenlerin sayısının 224 olduğu açıklandı. Havayolları uçuşlarını kesti, yolcu gemileri rotalarını değiştirdi, turizm şirketleri tur paketlerinden Mısır’ı çıkardı.

13 Kasım 2015’deki 3 ayrı noktada Paris'in birinci, onuncu ve onbirinci bölgeleriyle birlikte Fransa Stadyumu'nda gerçekleştirilen silahlı ve bombalı terör saldırılar nedeniyle olağanüstü hâl ilan edildi ve Fransa'nın tüm sınırları kapatıldı. Ölü sayısı 130 olarak bildirildi.

Saldırıları yapan örgütlerin adı her ne olursa olsun, kendilerine  islami  kimlikler veren örgütler tarafından üstlenilen bu katliamlar nedeniyle batıda “islami terör” başedilmesi gereken hedef olarak görülüyor.

12 Ocak 2016’da Sultan Ahmet Meydanında’ki canlı bomba 10 ölü, 15 yaralı sonuçlanan bir acıya imza attı.  Bir çok devlet, vatandaşlarına, Türkiye’ye gitmeyin uyarısında bulundu. Turizm firmaları Türkiye turlarından vazgeçiyor. Kapalı Çarşı’yı hiç böyle görmedim!
18 Şubat 2016’da Ankara’nın kalbine bıçak saplandı. 28 ölü 61 yaralı. Genelkurmay ile kuvvet komutanlıkları ve İçişleri Bakanlığı’nın bulunduğu yerde askeri servislere bombalı saldırı düzenlendi…

13 Mart 2016’da Ankara Kızılay Atatürk Bulvarı ve Yargıtay'a yakın bölgede patlama meydana geldi. Patlamada 34 kişi hayatını kaybetti…
19 Mart 2016 İstanbul Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde patlama meydana geldi. Saldırıda canlı bombayla birlikte 5 kişi hayatını kaybeti, 7'si ağır 39 kişinin yaralandı…

21 Mart 2016’da Paris saldırılarının zanlısı Salah Abdeslam'ın tutuklanmasına misilleme olarak yapıldığı iddia edilen Brüksel Zaventem Havaalanı’ndaki canlı bomba/bombalar en az 14 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmaya neden oldu. Havaalanı saldırılarından kısa süre sonra Brüksel’de Avrupa Birliği binalarına yakın metro istasyonunda çifte patlama meydana geldi. Bu patlamalarda da en az 20 ölü 30’u ağır 106 yaralının olduğu belirtildi.
Saldırıların ardından başta Brüksel olmak üzere Avrupa başkentleri alarma geçti. Güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Dünya liderleri saldırıya verdikleri tepkide teröre karşı birlik olunması çağrısında bulundu.

Brüksel’de metro ve tren seferleri durdu. Havaalanları kapatıldı. Belçika’ya yapılan tüm uçak seferleri de iptal edildi. Paris ve Brüksel’in havacılık ve turizmden nasıl etkileneceği ile ilgili şimdilik bir şey bilmiyoruz. 2016 yılı istatistikleri çıkınca göreceğiz.

Geçmişteki olaylar “hijack” ağırlıklı idi.

Kayıtlara geçen ilk uçak kaçırma (hijacking) olayı 1931’de yaşanmış. Olay, Ford imalatı Tri-motor uçağının Peru’nun başkenti Lima’dan Byron Rickards adlı biri tarafından kaçırılmasıyla ilgili. Amacı devrimcilere yardımcı olmak. Rickards ikinci denemesini 30 yıl sonra gerçekleştirmiş. Continental Havayolları'na ait B707'yi oğluyla birlikte kaçırıp Fidel Castro'ya hediye etmek üzere Küba'ya indirmiş.

Ancak, ilk organize uçak kaçırma olayının 16 Temmuz 1948'de gerçekleştirildiği kabul edilmekte. Cathay Pacific Havayolları'na ait Catalina tipi deniz uçağı Macao kalkışı sonrasında üç silahlı terörist tarafından kaçırıldı. Pilot uçağın kontrolünü hava korsanlarına bırakmayınca vurularak kumandaların üzerine yığıldı. Kontrolsüz kalan uçak denize çakıldı. Olayda uçakta bulunan 27 kişi ölürken sadece terörist grubun lideri sağ kurtuldu.(2)
Hava korsanlığına ilişkin ilk yasal düzenlemeler 1961 yılında ABD'de yapıldı. Bu yasayla hava korsanlığı; uçuştaki her türlü ticari hava taşıtını şiddet, zor ya da tehditle haksızca ele geçirmek ya da denetim altına almak biçiminde tanımlandı ve ağır cezalar getirildi.

Uçağa binmeden yolcuların aranması da ilk kez Amerika’da 1973 yılında FAA tarafından mecburi kılındı. Yakın tarihimizde, uçak kaçırma, iki kutuplu dünyanın da etkisiyle en fazla 70 ve 90’lı yılları arasında yaşandı. Ancak “Havayoluyla, Uluslararası Taşımaya İlişkin Bazı Kuralların Birleştirilmesi” hakkında Montreal Sözleşmesi’nin imzalanması, alınan ve sürekli güncellenen tedbirlerin uygulanması uçak kaçırma eylemlerini önemli ölçüde engellendi. 

Yine geçmişe bakarsak; örneğin, dünyanın ilk kadın hava korsanı Filistinli Leyla Halid, Filistin Halk Kurtuluş Örgütü’nün bir üyesi idi. 1967 Kara Eylül olaylarını takip eden yıllarda, üçü eşzamanlı olarak toplam dört uçak kaçırma eylemine katılmış ve 1969 yılında yaptığı eylemle dikkatleri büyük ölçüde üzerine çekmişti.
Çok iz bırakan bir olay da, 6 Eylül 1970'de yaşandı. 4 uçak aynı anda; TWA'in B707'si Frankfurt'tan, Swissair'in DC-8'i Zürih'ten, El Al Havayolları'nın 707'si ve Pan Am'ın 747'si de Amsterdam'dan kaçırıldı. İsrailli Havayolu El Al'ın tarihindeki ilk ve tek uçak kaçırma olayında kabinde bulunan güvenlik görevlileri hemen müdahale ettiler. Çıkan çatışmada teröristlerin biri öldü, kadın terörist Leyla Halid ise yaralandı. Uçak Londra'ya indi. Leyla Halid İngiliz Polis'i tarafından tutuklandı. TWA ve Swissair'ın uçakları Ürdün'ün başkenti Amman yakınlarındaki Dawson Hava Üssü'ne götürüldü. Pan Am uçağı da yakıt ikmali için Beyrut'a, sonrada Kahire'ye indirildi. Yolcular serbest bırakıldı ve 747 Jumbo Jet yerde hava korsanlarınca patlatıldı.

Tarihin en ironik uçak kaçırma olayı ise 24 Kasım 1971’de bir soyguncu tarafından gerçekleştirildi, korsan, uçağın arka kapısından paraşütle atlayıp kaçtı. Seyir halindeki uçağın kapılarının açılmaması için tasarlanan mekanizmadaki pime, korsanın adına izafeten Cooper pimi denildi!

Son söz: Ülkemizde ve dünyada çok sayıda uçak kaçırma ve/veya terör olayı yaşanmakta. Bunların son bulmasını, yaşanmamasını diliyoruz, ama ne yazık ki terör odakları kurutulmadıkça, işimiz zor görünüyor.

Bizi en çok rahatsız eden husus;  islami terör adı verilen canavarın kimler tarafından, nasıl yaratıldığını bilmeden terörün “islam dinine” mal edilmesi… Diliyorum; araştırmalar, soruşturmalar asıl kirli elleri ortaya çıkarır. 

(1) Bu saldırı, 1989 yılında, Christian DORNIER adlı bir şizofrenin kendi ailesi dahil rasgele öldürdüğü 14 kişiden sonra yaşanan en korkunç olaydı. Fransız yetkililer çok sıkı önlemler alınacağını söylemişlerdi.
(2) U.Cebeci, Kokpit, 12 Şubat 2000, Hürriyet Gazetesi

Terörün milleti, dini var mı?

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000