05 Eylül 2011, Pazartesi
Tevfik UYAR
Tevfik UYAR tevfikuyar@airporthaber.com

TATİL DÖNÜŞÜ İZLENİMLERİ

Yıllık iznime çıkıp bayramla birleştirdiğimden bir süredir yazamıyordum. Bu bir bahane değil elbet; ancak izin ve tatil kavramımda bir süre önce değişiklik yaptığımdan, lüks bir otelde bacak bacak üstüne atarak değil, doğada, dağlarda, ovalarda gezerek geçirdim vaktimi.
 
Bu süre zarfında havacılık gündemini takip etmenin de pek mümkün olduğu söylenemez. Teknolojiden arındırılmış bir gezi de başlıca amaçlarımdan birisiydi. Zaten dinlenerek değil, yorularak döndüm. 

Karayolları emniyetli
 
Ülkemizin çeşitli noktalarını gezerek 2 haftada 3800 km. yol yapmışım. 
 
İlk söylemek istediğim şey kara ulaşımının yapılan yeni çalışmalar ve inşa edilen yeni yollarla çok emniyetli hale geldiğini görmüş olduğumdur. Bence Karayolları Genel Müdürlüğü Türkiye’nin en iyi çalışan kurumlarından birisi. Bir çok yerde çalışmalar sürüyor ama işaret ve işaretçiler yerinde. Üstelik sizi makul bir mesafeden uyarıyor ve böylece hızınızı düşürmek için zaman bulabiliyorsunuz. Ayrıca hız limitleri içerisinde kaldığınız müddetçe, yeni bir azami hız kısıtlaması görmezseniz aracınızın virajlardan emniyetle dönebileceğine emin olabilirsiniz. Biz havacılar arasında yürüyeceği mesafe kısa olduğu için yelek giymeyen insanlarla karşılaşabilirsiniz ancak karayolu çalışanları özellikle gece kesin olarak yüksek görünürlük sağlayan reflektörlü yeleklerini giyiyorlar. Belki ince detaylar ama işim Kalite & Emniyet sahasında olduğundan mıdır nedir, ister istemez bu ince detaylara dikkat ediyorum.
 
Çevreye saygımız maalesef yok
 
Şehirlerimize, çevreye verdiğimiz değer için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.
 
Neredeyse gördüğüm her doğal güzellikte pet şişelerinin, sorumsuzca atılmış çöplerin her yeri işgal ettiğini görmek can yakıyor. Bu konuda hepimizin ciddi bir eksikliği var. Elbette çevreyi kirletmeye dair yasaların, dolayısıyla kabahatlerin ve cezaların bireyleri değil de sadece işletmeleri ilgilendiriyor gözükmesi başlıca etken. Bakın şu an “dumansız hava sahası” kapsamında devlet sigarayla iyi mücadele edebiliyor. Yasanın destekçileri de yasayı destekliyor, şikayet ederek, uyararak uygulamaya yardımcı oluyorlar. Çevreye çöp atma ile ilgili kesin olarak daha sıkı bir ceza sistemine, aynen sigara yasağında olduğu gibi gerekli her yere uyarılar yapıştırmaya ve istisnasız ceza uygulamaya ihtiyacımız var. Sahillerde sigara izmaritlerinin cirit attığını söylemeye de gerek yok sanırım; bununla hepimiz karşılaşıyoruz.
 
Diğer yandan göçebe bir toplum oluşumuzun şehirciliğe hala alışamıyor olmamıza olan katkısı sürüyor sanırım. Şehirlerimiz düzensiz. Tarihi eserler koruma altına alınmamış. Çevrenin nasıl görünmesi gerektiğine dair yasalarımız, kurallarımız yok.
 
Mesela UNESCO tarafından da Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen Safranbolu’ya gittiğiniz zaman dükkan tabelalarının tek bir yazı tipi ile, çevrenin dokusu ile uyumlu olduğunu görürsünüz. Hatta karakol tabelası bile ahşap bir çerçeve içine, yine ahşap oyma şeklinde yapılmıştır; yani emniyet müdürlüğünün klasik logosu ve tabelası yerine sizi bu tabela karşılar. Bu mantığın neden ülkemizin diğer güzel şehir ve kazalarına uygulanmadığını insan merak ediyor. Çarşıya dönüştürülmüş bir han ya da medreseye girdiğiniz zaman dükkanların kafalarına göre tabela, afiş astıklarını, her birisinin farklı bir yazıtipi kullandığını görüyorsunuz. Han içinde 4-5 adet kahve var: Birisi plastik, birisi cam, birisi ahşap masa sandalye atmış, her birisi farklı telden çalıyor oluyor. Belki çeşitlilik iyidir, güzeldir, ama bunların bir kurala, en azından belli başlı standartlara bağlı kalarak yapılmaması görsel bir kirlilik yaratıyor.
 
Havacılık, standardizasyon ve kalite...
 
Yukarıda gördüğüm her şeyi değerlendirirken havacılık alanındaki çalışma tarzımızı düşündüm.
 
Havacılar bilirler ki, Türkiye’de başka bir sektörde, çok kaliteli ve büyük imalat firmaları haricinde, sıkı bir kurallar bütünü ve iyi gelişmiş bir standardizasyondan söz etmek mümkün değil. Belki bu dünyada da böyledir: Başka bir ülkede farklı bir sektörde çalışmış olmadığım için böyle bir deneyimden bahsetmem mümkün değil.
 
Ancak standardizasyon ve kalite, insanların hayatlarının gerekli olan her alanında uygulanabilir bir şey olmalı. Doğası gereği insan, kurallar olduğu zaman daha rahat yaşıyor ve sorumlulukları azalıyor. Yapılan deneyler, insanların bir otorite tarafından belirlenmiş kurallar olması ve bunlara riyayet etmeleri halinde, düşünerek hatalı davranmaktan kaçınarak, kurallara uymayı tercih ettiğini söylüyor.
 
Tabi, çevreyi kirletmemenin bir kural olduğunu hepimiz biliyoruz, ve buna rağmen neden yapıyoruz?
 
Çünkü bu konuda ciddi bir yaptırımla karşılaşmıyoruz. Otorite yaptırımla beraber ortaya çıkıyor. Bugün Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün bir otorite olarak gücünü en çok yaptırımlarıyla hissetmiyor muyuz?
 
İnsanın otoriteye itaat özelliğini harekete geçirmek için yaptırımlar şart.
 
Safranbolu’da belirlenmiş standartlara uymazsanız ruhsat alabilmeniz mümkün değil örneğin.
 
Bir yere bir çöp attığınızda birinin gelip size sağlam bir ceza kesmesi ne caydırıcı olurdu değil mi? Öte yandan böyle bir yaptırımın gözle görünür olması insanların diğerlerini uyarma şansını arttırırdı. Güzel ülkemizde otobüste insanlar yakın oldukları için ya da şort giydikleri için uyarılabilirken, yere çöp attıkları, mağaraya isim yazdıkları, çevreyi fütursuzca kirlettikleri için uyarılmıyorlar.
 
Diğer konular...
 
Bu haftalık ana konularımızdan uzaklaşmış olduk, ancak geriye dönük bir gündem araştırması yaparak sağlıklı ve nitelikli bir şeyler karalamak pek mümkün değildi. Çalakalem bir şeyler yazmak da insanın içine sinmiyor.
 
Bugünkü haberleri tararken de gözüme bir şey takıldı:
 
Yanlış bir bilgi yüzünden “kompozit = plastik” gibi bir algı oluştuğuna şahit oldum. 
 
Küçük bir tanım yapacak olursak;
 
Endüstriyel malzemeleri temel olarak plastik, metal ve seramik olarak sınıflandırabiliriz. Kompozit, türemiş olduğu “compose” fiilinden de anlaşılacağı üzere bu malzemelerin ve farklı türlerinin en az ikisinin bir araya gelerek bir “kompozisyon” oluşturdukları malzemelerdir. Genelde bir ana malzeme, bir de birleştirici malzeme şeklinde bulunurlar.
 
Mesela cam elyaf epoksi dediğimiz, teknelerde de kullanılan kompozit türü, kumaş halindeki cam (seramik) ve epoksinin birleşiminden meydana gelir. En küçük birimi gözle görünür düzeydedir. 
 
Fazla uzağa gitmeye gerek yok: Kemiklerimiz, bir ara sıvı ile kemik hücrelerinin, kalsiyumun vb. malzemelerin bir araya gelmesinden oluşan kompozit malzemelerdir. Hatta hözünüzün önüne bir sunta getirdiğinizde gözle görünür yapıya sahip iyi bir kompozit malzeme de düşünmüş olursunuz.
 
Biraz daha zorlarsak bir bina kirişinin de kompozit bir malzeme olduğunu söyleyebiliriz: Beton ve demir.
 
Herkese iyi hafalar.
TATİL DÖNÜŞÜ İZLENİMLERİ

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000