10 Kasım 2014, Pazartesi
Servet BAŞOL
Servet BAŞOL servetbasol@airporthaber.com

TAŞ ve KÜLTÜR

Büyük Sistemler yapmanın basit ve kısa bir süreç sonucu değil, mesleğinin ustası kişilerin, usta çırak ilişkisi içinde, birkaç nesil ve ömür boyu çalışarak oluşturdukları sistemlerin 15- 20 yıl ısrarla kullanılarak geliştirilmesine dayanan bir kültür işi olmasıdır. Sorun “Taş Taş Üstüne Koyma” kültürünü ve devlet politikasını ve siyasi iradesini oluşturmaktır.

Harward Business Review’un Tem – Ağu 1993’te Building A Learning Organization – Öğrenen Bir Kuruluş İnşa Etmek makalesinde:

‘Öğrenen bir kuruluş yeni bilgi ve sağduyuyu yaratmada, edinmede ve nakletmede ve kendi davranışını bunu yansıtacak şekilde değiştirmede usta olan kurumdur’ der. Bilginin kurum içinde birikmesini sağlamak, en azından hedeflenebilecek bir şey’…”

Taş Taş Üstüne

Ali Rıza SARAL

 

Sevgili Ali Rıza çok güzel ifade etmiş. Sistem ya da sistemler kurmak istiyorsanız, bilgiyi doğru, yerinde ve sabırla işleyecek ve geliştireceksiniz.

İkinci adım ise bunu yine “insan” yapacak. İyi eğitimli, kişilikli ve gelişime açık sorgulayan “insan”.

 

1730’da Avrupa Sanayileşmeye başladığında biz Lale Devri’ni başlatmıştık.

1839’da ilk Fotoğraf Makinesi yapıldığında biz ilk Tanzimat Fermanını yayınladık.

1856’da Çelik İşleme Fabrikası açıldığında biz de Islahat Fermanını açıkladık.

1894’de ilk Otomobil trafiğe çıktığında Baytar Mektebimiz ilk mezunlarını vermişti.

1907’de ilk Helikopter Uçtuğunda biz II. Meşruiyet’i ilan ediyorduk.

1926’da Almanlar Roket yaptı, Atatürk de ülkede sanayileşmeyi başlattı.

1929’da Bulaşık Makinesi piyasaya sürüldüğünde ANK-IST arasında telefon hattı çekiliyordu.

1935’de Radar ve Televizyon yapıldı, bizde de Kayseri Bez Fabrikası kuruldu.

1937’de Turbo Motor yapıldı, biz de ilk yerli yapım uçak uçtu, Demir-Çelik Fabrikası Temelleri Atıldı.

 

1926-1938 arası sanayileşen Türkiye, sonra birden el freni çekilmiş gibi yalpalayarak bir kenara savruldu.

Köy enstitüleri “üreten insan” yetiştirmek üzere kurulmuştu ve İLKELERİ vardı;

- Çevreye uygunluk ilkesi.

- Öğrencinin doğasına uygunluk ilkesi.

- Kendi kendini yönetim ilkesi.

- İş içinde kendi kendine çalışma ilkesi.

- Öğrenciye yetki ve sorumluluk verme ilkesi.

Bugün bu ilkeler doğrultusunda eğitim aldınız mı? Bir düşünün.

 

Günümüzde her şey kolaylaşırken (arama motoruna adınızı yazın, internetteki tüm bilgilerin dökülmesi 0,58 saniye) zorlaşan tek şey ise düşünme!

Yakın Tarihimiz sunusunda da 27.12.1949’da imzalanan “Fulbright Antlaşması” “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Antlaşma…” yı örnek gösterdim.

Hala geçerli olan bu anlaşma gereği, eğitim seviyesinin düşürülmesi ile halkın daha kolay idare edilebileceği gerçeği ispatlanmış durumda.

Bu durumu aşabilmek ancak kişisel gayret ile mümkün.

Ülkemizin her bir köşesinde okuyan, okumaya çalışan üniversite öğrencileri bu gün sayı olarak daha çok. Can EREL, son araştırmasında 13 Lise ve 45 Yüksek Öğretim kurumunun Havacılık sahasında eğitim verdiğini listelemiş. Bu konudaki tüm çalışmalarım ve kanun teklifim bir yana, bu okullardan mezun olma şartı koyan bir Havacılık şirketine daha rastlamadım. Nedeni basit. SHGM ile YÖK, ikisi de havacılık konusunda altyapısız çalışan kurumlar. Üstelik SHGM “SHT-OPS-1 Ortak Lisan Madde 8 – (1) İşletici, tüm ekip üyelerinin ortak bir lisanda iletişim kurabilmelerini sağlamaktan sorumludur.” maddesi ile İngilizcenin resmiyetini vurgularken (tüm uçakların kitapları, uluslararası talimat ve sözleşmeler, anlaşmalar vs..), İngilizcenin temel öğretim dili olmayan bu Lise ve Yüksek Öğretim kurumları için bir anlam ifade etmemektedir. Ama çalışanların Ek-1’e göre belirli seviyelerde İngilizce bilme şartı halen geçerlidir.

Düşünmek bir birikimin değerlendirilmesidir. Kimse kendi başına nedenleri ortaya koymaz. Kendinden öncekileri bir araya getirir ve daldan düşen bir elma, bu nedenleri size açıklayıverir.

Tarih, bundan dolayı önemlidir. Tarihten ders almak ancak birikim ile olasıdır. Birikiminiz yok ise, kitaplıktaki ciltler sadece dekor amaçlıdır, sizi ve görenleri yanıltır.

Havacılık tarihimiz taş taş üstüne koymanın örnekleri ile değil, baltayı taşa vurma örnekleri ile doludur. Zaten taş taş üzerine koymak, eski köye yeni adet addedilir, hoş karşılanmaz. Üstelik “hiçbir başarı cezasız kalmaz” gibi veciz ve geleneksel deyişlerimiz bile vardır.

Tüm bu kültürün sonucu lisanssız bir devlet memuru, lisanslı çalışanları “denetlemek” gibi zor bir görevi yerine getirebileceğine inanır. Üstelik lisans almak istese, başına neler geleceğini bilir. En kolayı mühendis olarak bir şirkette işe başlasa dahi, sorumluluk alabilmesi için en az üç yıl çalışarak deneyim kazanması gerektiğini bilerek.

Zaten lisans gerekli olmayınca, seviyenin ölçülmesi için kıstas da gereksizleşir.

Yer işletmeyi, uçuş işletmeyi, kargoyu, ikramı vs.. her hangi lisanssız bir devlet memurunun denetleyebileceğine inanılır.

Pilot dediğin de farklı değildir. Herkes pilot olabilme vasıflarına sahipse, balondan en ağır ticari yolcu uçağına kadar onlarca lisans tip ve model çeşidi mevcutken, tüm marka, tip ve modeller tek bir devlet memuru tarafından denetlenebilir.

İşin aslı ise, meslek sahiplerinin denetim bulgularını hem kendileri, hem de meslektaşları için gelişim amaçlı kullanmaları olası iken, yetkisizlerin meslektaşlar üzerinde yaptığı etki, taş üzerindeki taşı devirmek gibidir.

İşin doğrusu ya da eğrisi yoktur. İş iştir.

İşi iyi, ya da kötü yapabilirsin ama bildiğin işi yaparsan!

Başka işlere kalkışınca mazeret aramamalı, havacılığımız neden yerinde sayıyor dememeliyiz.

Çünkü

“Derin olan kuyu değil, kısa olan ip’tir”.

(Çin atasözü)

www.servetbasol.com

TAŞ ve KÜLTÜR

Facebook Yorum

Yorumlar

Business review ~ 2 yıl önce
Sanirim Harvard ı yazarken bir harf karışmış. Ellerinize sağlık hocam, keyifle okudum

Yanıtla

Kalan karakter 1000
iPhone Uygulaması ~ 2 yıl önce
Servet bey,teşekkürler,çok güzel bir bilgilendirme yazısı olmuş.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Şişman ~ 2 yıl önce
Yani şiman değilim sadece boyum kısa

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000