02 Ocak 2012, Pazartesi
Sefa İNAN
Sefa İNAN sefainan@gmail.com
  • Sefa sen ,kaç işci attın işten, mobing den yargılanacakmısın,23 yıl iktidarda kalma becerisi gösterebilirmisin,size sormadan sözleşme imzalarsam namussuz ve şerefsizim deyip sonrada sözleşmeyi imzalıyabilirmisin,hic bir şey yokmuş gibi ortada dolanabilirmisin,binlerce işci işten atılırken sen göbeğini kaşıyıp ne yapayım bu işciden adam olmaz diyebilirmisin..sen böyle bir lider olabilirmisin sefa olamazsın...
  • Sefa nın hapisemi grmesi lazımdı:) Sefa ilelegal örgüte destekmi yapoyordu:) Neden hapise girsin yahu:) Allah sana uzun ömürler versin kardeşim ya beni güldürdünya Allah ta seni güldürsün:) Heyyyy Sefa PKK lı falan değil bilesin aman ha:)
  • sefa ya teşekkür.çok çile çekti hava çalışanlar için,ne kötü günler yaşadı.aç kaldı susuz kaldı direndi sefa.cezavlerine düştü,oyunlar tuzaklar hazırlandı sefa ya ama sefa hepsini dize gtirdi.tehdit edildi,korkutulmaya çalışıldı,akrabaları ve yakınlarına yönelik çok baskı uygulandı.yakınları işssiz bırakıldı ama sefa hepsini yendi.Havacılar ve diğer çalışanlar için,barur,gaz,jop yedi yine geri dönmedi.Kırmızı,yeşil pasaportlar da cabası onlarıda reddetti.Hatta biliyormusunuz siz Sefa Tüm dünyanın özlemle ilgilendiği ve tüm bu kuşatmalar ve yıldırmalar karşısındaki DİK duruşu ile hala ayakta.Sana teşekkürler Sefa .
  • bilinen herşey tek tak karşımıza çıkıyor ama doğru dürüst bişey yapabildiğimiz yok hem bu dernekler konusunda hem de uçucu ekip konusunda FTO konusunda arkadaşa katılıyorum ben de ama bu krallıkların bu düzenin bir parçası olmak da biraz tuhaf kaçıyo ne zaman bunlar düzelir derseniz ben pek düzeleceğini sanmıyorum

SUÇLU, TOPLUMUN TA KENDİSİ...

Öncelikle, yeni yılın ülkemizle birlikte tüm havacılık camiasına ve tabii ki okurlarımıza kutlu olmasını diliyorum. Okurlarımın yazılarıma yolladığı yorumlara ve bilhassa yapıcı eleştirilerine teşekkür ederken 2012 yılında da yazıma değer katan yorumlarınızı aynı yoğunlukta beklediğimi ifade etmek isterim.

1991 yılında, Türkiye’nin ilk sivil havacılık dergisi olan UTED dergiyi yayın hayatına soktuğumuzda; başkan sıfatı ile gündem yazısı yazmak zorunda kaldım.

Mesleğim uçak teknisyenliği olduğundan, hala sürdürdüğüm bu yazarlığı(!), hobi olarak yapıyorum. Buna ek olarak bir de TV programcılığını birkaç yıl sürdürdüğümü de biliyorsunuz. Hobi amaçlı yaptığım bu uğraşlarda; konu ne olursa olsun, sadece kendi duygu ve düşüncelerim doğrultusunda hareket ederim. Bağlı olduğum bir yer olmadığı gibi kişisel çıkar beklemem de söz konusu bile olamayacağından, kalemimle yüreğim arasına kimse giremez.

Her hafta şirketlere, otoriteye veya sendikayı eleştirecek değilim ya, bu hafta benim de içinde bulunduğum toplumu, duyarsızlığı ve adam sendeciliği açısından eleştirerek yeni yıla girmeyi uygun gördüm. Bu nedenle, sizlere yaşanmış bir anım eşliğinde kıssadan hisse vermeyi düşündüm.

Bildiğiniz üzere 30 senelik THY çalışma hayatımda, UTED’in 20 sene başkanlığını sürdürüp 2006 senesinde THY ile birlikte dernek başkanlığını da kendi isteğim doğrultusunda, şimdiye kadar Türkiye’de hiçbir toplum liderinin hizmet anlamında ulaşamadığı büyüklükte kazanımlar eşliğinde bıraktım.

Aradan geçen 6 yıllık zamana karşın, hala THY’de çalışan birçok dernek üyemizin tekrar aday olmam konusunda ısrarlı ricalarını,” Lütfen ısrar etmeyin bir daha derneğe gelirsem çok paranızı yerim” şeklinde espri ile yanıtlayıp reddederken, onlara bu sözcüğü neden kullandığımı anlatıyorum.

Ülkemizdeki koltuk hırsının neden kaynaklandığını anlayabilmeniz için bu örnekli yazı çok önemli.

Yazık ki; bizim toplumumuz, üyesi olduğu dernek, vakıf, spor kulübü veya sendika gibi sivil toplum örgütlerini denetlemekten aciz olup; “bana neci” bir tutum izliyor. Bu, bilgisizlikten mi kaynaklanıyor, yoksa aman sendeci yapımızdan mı? bunu henüz tam olarak anlayabilmiş değilim. Toplumun bu duyarsızlığını kullanan bazı insan”cık”lar elde ettikleri koltuk sayesinde maddi ve manevi bir dolu avantaj elde etmelerinden olsa gerek ki koltuklarını asla bırakmayı düşünmüyorlar.

Bu koltuklara oturan kişiler, devamlılıklarını sağlayabilmek için, yandaşlara ihtiyaç duyduklarından, çevrelerinde; “Aman başkanım, sen gidersen biz ne oluruz?” diyen toplumun değil liderin kendi görev verdiği bir dolu “yancıları”da bu sistemden beslenmektedirler.

Dernek Başkanlığını bıraktığım son genel kurulda; genel kurulu yöneten divan başkanımız, mali denetleme raporunu istediğinde; üyelere yönelik bir konuşma yaptım ve dedim ki; ”Arkadaşlar, şimdi derneğimizde ne kadar nakit para olduğunu bilen var mı?” Ses yok. “Peki, şimdi ben çıkıp ta kasada mevcut 520.000 i aşkın para yerine size 300.000 var desem itiraz eder misiniz?” Ses yok...

Sonra mali sekreterimiz, elinde denetleme raporu ile rakamı açıkladı ve alkışlarla ibra edildik. Dernekteki faturaları, toplantı tutanaklarını, gelir-gider ve demirbaş defterlerini alıp genel kurula geliyorsunuz, bir kişi çıkıp ta hesap tetkik komisyonu kurarak, gelir-gider ve faturaları izlemek istemiyor. Varsa yoksa alkış ve 2-3 yılda bir yapılabilen genel kurulu bile izlemeye bile vakti(!) olmadığından, hemen oylamaya geçilmesini arzu eden üye yapısı. Geçmiş faaliyetlerin değerlendirilip, yeni stratejilerin konuşulması, harcamaların nereye ve neden yapıldığının sorgulanması gereken genel kurulların düştüğü duruma bakın! Bunun suçlusu o sendikanın veya derneğin yöneticileri değil ki. Peki, kim o halde? Toplumun ta kendisi…

Eski yönetim ne yapmış, para mı kazandırmış, yoksa paraları çarçur mu etmiş? onlar için hiç önemi yok. “En büyük başkan, bizim başkan! “sözcükleri ile aslanlar gibi ibra edilir ya tekrar seçilir ya da yediğiniz haram paraları ibra ettirip helalleştirip gidersiniz.

Şimdi diyeceksiniz ki; Sefa bey, derneklerin, sendikaların denetleme kurulları var, onları biz yönetimleri denetlesinler diye seçiyoruz. Onlar bizlere karşı sorumlu olup; yönetimi denetleyecek ve bize genel kurulda hesap vereceklerdir. Evet, bu teoride doğru.

Peki; siz dernek veya sendika seçimlerinde o denetleme kurulu üyelerini kim seçiyor biliyor musunuz? İlgili yerlere aday olan yönetim listesini yapan lider, denetimi de kendi aday listesine yazıyor ve seçtiriyor. Bu nedenle sistem hep kendi yandaşlarından veya sempatizanlardan kurulmuş oluyor.

Ayrı gibi görünse de aslında denetimi ve yönetimi aynı ele teslim ediyorsunuz. ( bu sistemi ülke yönetim anlayışlarına da yaymak mümkün) Yasama-Yürütme –Yargı erkleri denilen üçlü kuvvet ayrılığı gibi.

Hadi diyelim ki sistem yanlış, böyle gelmiş böyle gidiyor. Olsun, yine de bir çözüm var. Bu işin genel kurulu ve seçim şansı var. Orada denetim kurulunu da yönetim kurulunu da denetleyecek kişiler derneğin veya sendikanın gerçek sahipleri, yani üyeler veya toplum. Onların her an hesap tetkik komisyonu kurarak tüm faturaları, gelir ve giderleri, alımların esasa uygun yapılıp yapılmadığını inceleme şansı var. Kullanıyorlar mı? Hayır.

O halde bu toplumun parasını yemek, yememek süte kalmış diyebilir miyiz? Evet diyebiliriz. Kısaca parayı veren üye veya vatandaş, parayı alan yönetimi denetlemiyorsa, yapılacak bir şey yok. Her şey yönetimdekilerin sütüne kalmış. Bir gün yemez, ikinci gün yemez, sonra bir bakar ki kimse hesap sormuyor süt de bozulur, ahlak da.

Bu işleyiş mevcut sistem içinde oyla gelinen her türlü kurum ve kuruluşta hâkim.

Kısaca; para yiyeni sorgulamakta yok, para kazandıranı alkışlamak da...

Seçilmiş yönetim, üyeden aldığı aidatın çok üstünde bir gelir elde etmiş binalar veya beklenilmeyen faaliyet geliri elde etmiş olarak genel kurula çıksa ne fark eder. Parasının nereye gittiğini sorgulamayan üye, paranın nereden ve hangi şartlarda geldiğini mi kontrol edecek?

Yanılmıyorsam 1995 senesiydi. UTED’in Bakırköy’deki binasını UTED dergimizin reklam gelirleriyle zar, zor, borçlanarak almış ve borcumuzu ödemiş olarak ve genel kurula çıkmıştık. Kiracılıktan kurtulup kendi binamıza taşınmanın verdiği mutluluğu üyemizle paylaşmanın verdiği hazla sabaha kadar uyuyamamıştım. Genel kurula çıkmadan bir saat önce, yanıma bir üyemiz yaklaştı ve “Sefa bey, ben seni akıllı adam sanırdım, binaya ne gerek var? Bizler her ay düzenli olarak aidatları yatırıyoruz. Aidat yetmiyorsa, genel kurulda yükseltmek olanaklı. Bu nedenle, bu aldığınız binaya gerek yoktu. Boşuna kendinizi sıkıntıya soktunuz” dedi. Kısaca, “nasılsa bu parayı aidat dışında faaliyetlerden elde ettiniz, istediğiniz gibi harcasaydınız”der gibi bir laf çaktı. Şaşırmış ve bir o kadarda üzülmüştüm.

Kısaca, ne yaparsan yap, ister ağzınla kuş tut, ister hamutuyla götür, yine de ibra olursun.

Bu toplum, bu bilinçle bu vurdum-duymaz tavırları nedeniyle hak ettiğini buluyor ve layık olduğu şekilde yönetiliyor.

Geçenlerde, bir genel kurulda yönetime aday bir grup, mevcut yönetimin son aylardaki otel faturalarını merak etmiş, görmek istemiş. İnanır mısınız, göstermemişler!

Peki, o grup yönetime aday diye düşünülüp diğer mevcut yönetim grubu tarafından faturalar gösterilmiyor. Peki, sendikanın ve paranın sahibi delegeler neden itiraz edip gösterin demez? Anlayan beri gelsin. Bir suç varsa ve buna üyeler itiraz etmiyorsa, aynı suça iştirak etmiş olmuyorlar mı? Oluyorlar da olduklarından bile haberleri yok.

Bunun yanı sıra; Milletvekilliğine, profesyonel sendikacılığa aday çok, ama amatör dernekçiliğe aday bulabilmek çok zor. Bu size neyi çağrıştırıyor bilemem ama ben bu yapıyı toplumsal erozyon olarak görüyorum.

Bu tür vurdum-duymaz, bana neci bir topluma; dürüst hizmet etsen de aynı, hırsızlık, arsızlık yapsan da aynı.

O nedenle bana tekrar dernek ve sendikada görev yap diyen arkadaşlarıma, sevenlerime, okurlarıma mesajım; bu toplum yapısı devam ettiği sürece, bunu düşünmeyeceğim. Ancak yine de bu toplum sayesinde bir yerlere gelmiş biri olarak, en azından oluşmuş olabileceğimi düşündüğüm vefa borcumu bu tür aydınlatıcı yazılarla ve seminerlerle ödemeyi tercih ediyorum.

Şimdi de gelelim, THY’de örgütlenmiş sendika ve derneklerimizin son durumuna;

Biliyorsunuz, kısa bir süre önce Türk-İş Genel Kurulu yapıldı. Bu genel kurula iki grup girdi ve her zaman olduğu gibi, iktidardaki grup farklı bir şekilde seçimi kazandı. Türk İş genel kurulunda işçi yoktu(!). Bu genel kurulda birçok sendikanın profesyonel başkanları, yöneticileri, Profesyonel şube başkanları da delege olduğundan, bunlara işçi demek yanlış olur.

Atilay Ayçin ise; bu işçisiz yapılan genel kurulda kendisi gibi işçi olmayan bazı delegelerinin desteğinde Türk İş in genel sekreterliğine talip olmuştu. Ancak, beklenen oldu ve farklı bir yenilgi yaşayarak, karşı rakibinden %100 fark yedi. Bu tür seçimlerde işçi için kimin daha iyi çalışacağından ziyade, kişisel beklentiler ön planda olur ve genelde iktidardaki grup daha çok kişisel beklentilere cevap verebileceğinden, mutlaka kazanır. (Hava-İş’te 22 senedir yaşandığı üzere)

Aynı durum bizim sendikamızda da var. Mevcut yönetimin seçimi kaybetmesi bu “adam sendeci” toplum yapısı varlığını korudukça, parasal güçlerini(!) rahatlıkla kullanan yönetimler seçimi kaybetmezler ve zaten kaybetmiyorlar da.

Toplum veya onun seçtiği delege yapısı genel kurul da bu yanlışı görüp te birlikte hareket ederek “sendika ağalığı” sistemini kökünden çözebilmesi mümkün ve çok kolay. Delegenin isteği üzerine sendika tüzüğüne “ Sendika profesyonel yöneticileri bu görevlerinde en fazla iki dönem kalabilirler” sözcüğünü ilave ettirdin mi, bu saltanat biter.

Peki, neden yapmazlar?

Sanırım; padişahlık, sultanlık, diktatörlük ve ağalık sistemini seven bir yapımız var veya delege ile yönetim arasında bir başka menfaat, nemalanma, vb… olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum.

Sonuç olarak; Bu duyarsızlıkta olan bir çalışan kesimin sendikası da, derneği de; sarı (işveren destekli) değil, sapsarı olur. Bu yapıyı sadece ben bilecek değilim ya, sendika ve işveren yönetimleri de bu yapıdan beslendiklerinden, bu duyarsız topluluğu kullanma yoluna giderek saltanatlarını sürdürürler. Hatta daha da ileri gider, çalışanların kendi kurduğu ve yaşattığı özgür iradeleri ile oy vereceği örgütlerini yönlendirmeye bile çalışabilirler.

Bunlar doğal ve rastlanan uygulamalar.

Ancak benim anlayamadığım; Toplumun hala varolan yapıdaki bu yanlışları göremeyip küçük çıkarlar uğruna veya eş, dost, işveren yönlendirmeleri ile oy kullanması…

NOT/ Kaptan ve Pilotların genelini bire bir ilgilendiren SHT 6A-50 Rev5 in eksiklik ve hataları ( SHGM genel müdürü Bilal Ekşi ye iletilmiş halidir) (TIKLAYIN)
SUÇLU, TOPLUMUN TA KENDİSİ...

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (32)

Misafir ~ 5 yıl önce
Sefa sen ,kaç işci attın işten, mobing den yargılanacakmısın,23 yıl iktidarda kalma becerisi gösterebilirmisin,size sormadan sözleşme imzalarsam namussuz ve şerefsizim deyip sonrada sözleşmeyi imzalıyabilirmisin,hic bir şey yokmuş gibi ortada dolanabilirmisin,binlerce işci işten atılırken sen göbeğini kaşıyıp ne yapayım bu işciden adam olmaz diyebilirmisin..sen böyle bir lider olabilirmisin sefa olamazsın...

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 5 yıl önce
Sefa nın hapisemi grmesi lazımdı:) Sefa ilelegal örgüte destekmi yapoyordu:) Neden hapise girsin yahu:) Allah sana uzun ömürler versin kardeşim ya beni güldürdünya Allah ta seni güldürsün:) Heyyyy Sefa PKK lı falan değil bilesin aman ha:)

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 5 yıl önce
sefa ya teşekkür.çok çile çekti hava çalışanlar için,ne kötü günler yaşadı.aç kaldı susuz kaldı direndi sefa.cezavlerine düştü,oyunlar tuzaklar hazırlandı sefa ya ama sefa hepsini dize gtirdi.tehdit edildi,korkutulmaya çalışıldı,akrabaları ve yakınlarına yönelik çok baskı uygulandı.yakınları işssiz bırakıldı ama sefa hepsini yendi.Havacılar ve diğer çalışanlar için,barur,gaz,jop yedi yine geri dönmedi.Kırmızı,yeşil pasaportlar da cabası onlarıda reddetti.Hatta biliyormusunuz siz Sefa Tüm dünyanın özlemle ilgilendiği ve tüm bu kuşatmalar ve yıldırmalar karşısındaki DİK duruşu ile hala ayakta.Sana teşekkürler Sefa .

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 5 yıl önce
bilinen herşey tek tak karşımıza çıkıyor ama doğru dürüst bişey yapabildiğimiz yok hem bu dernekler konusunda hem de uçucu ekip konusunda FTO konusunda arkadaşa katılıyorum ben de ama bu krallıkların bu düzenin bir parçası olmak da biraz tuhaf kaçıyo ne zaman bunlar düzelir derseniz ben pek düzeleceğini sanmıyorum

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000