16 Eylül 2008, Salı
Korhan OYMAN
Korhan OYMAN koyman@fit.edu

Sorun Bitmez Ancak Çözüm Vardır

Bu hafta iki önemli konuya değinmek istiyorum. Birincisi Sky Havayollari’nın geçen haftaki Antalya-Pozlan seferini yapacak uçağının sağ kokpit camının açık kalması sonucu kalkıştan vaz geçmesi ile başlayan medya sürecine biraz değineceğim. İkinciside Bangkok’ta yatıda vefat eden merhum kaptanımızın ardından Umur Talu’nun peşpeşe yazdığı yazılara ilişkin bir iki şey söyleyeceğim.

Sky’in geçen haftaki olayıyla başlayan süreç sonrasında bazı medya sitelerinde gerek okuyucu gerekse havayolu şirketlerinin yetkililerince geçilen haberlere karşı eleştiriler yapıldı. Efendim Sky’ın hadisesinde çok normal bir işlem olan rejected take off uygulanmış, Pegasus uçağında uyuştrurucu bulundu diye habermi yapılırmış, yok bu sektörde işten anlayan hiç gazeteci yokmuymuş gibi her medya haberine karşı şirketler tarafından eleştiriler yağıyor genelde. Zaten dünyada böyle bir basın sistemi yok. 

Tabiki medya olayları detaylı araştırma konusunda Türkiye’de çoğu zaman sınıfta kalır gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında. Bunu hepimiz biliyoruz. Ancak suçun tamamınıda medyaya yüklemek biraz bence haksızlık. Gelişmiş ülkelerde her şirkette bir şirket sözcüsü vardır. Bu kişi konusunda eğitimlidir, basını nasıl bilgilendireceğini bilir ve basınla sürekli irtibat halindedir. Önemli olaylar sonrasındaki kriz yönetimine vakıftır ve süreci idare edebilecek yetki ve bilgi ile donanmıştır. Sonuçta herhangi bir olayın ardından neredeyse olayla eşzamanlı sağlıklı ancak sınırlı bir bilgi medyaya hemen geçilirki süreç kontroldan çıkmasın ve ileride büyük sıkıntılara yol açacak yanlış haberlere ortam yaratılmasın. Flaş haber sayılan olaylarda özellikle internet ortamında hemen bir bilen bulmak söz konusu olamayabilir. Çoğunlukla genç yaştaki meslekte yeni muhabirlerin elinden geçen bu haberler olayın akabinde hemen şirket sözcüsü tarafından medyaya bilgi geçilmediği takdirde olayın yorumu söz konusu muhabirin konuya ne kadar zaman harcayacağıyla eşdeğer bir konuma taşınmış olur. Önemli olan o yoruma fırsat vermeden kamuyu bilgilendirme vazifesini medya kanalıyla şirketin yerine getirebilmesidir.

Artık olaylar karşısında kulağının üzerine yatmak veya olayın gündemden düşmesini beklemek gibi bir seçenek neredeyse yok denecek kadar az. Hiç unutmuyorum geçen yıl Isparta kazasından sonra yazdığım yazıya eleştiri yollayan bir sigortacı okurumun gönderdiği linke tıkladığımda bir Türk uçuş ekibinin Londra kalkışında İngiliz Hava sahasını nasıl birbirine kattığinı ve de İngiliz Sivil Havacilik Otoritesi tarafından nasıl soruşturmaya maruz kaldığını hayretler içinde okudum. Yani artık gizli saklı hiçbirşeyin kalma ihtimali yok. Zaten bizim sevgili airport okurlarının eleştirilerini şöyle bir gözden geçirdiğinizde olayın tüm detaylarına ulaşıyorsunuz anında. Yani “cam tam kapanmamış, kapanmışta tam kalkışta acılmış yada uçak V1 süratini geçmiş olmasına rağmen çok kolaylıkla durmuş, zaten bu önemli bir şey değilmiş” falan gibi geç gelen medya bilgilendirmelerini bizim kidemli sector çalışanı okurlar anında düzeltip tekrar medyaya sunuyorlar. Birde tabiki Youtube falan gibi sitelerdeki RTO ile ilgili taca çıkan uçak görüntülerinede ulaşmak bugünkü teknolojiyle bir tuşa basmaya bağlı.

Sonuç olarak, medya kamuyu doğru bilgilendirmekle yükümlü olduğu kadar işletmelerde medyanın bu sorumluluğuna ortak olmakla yükümlüler. Bunu bir an önce idrak etmek bizleride haber kirliliğinden kurtaracaktır.

Gelelim Umur Talu’nun yazıp çizdiklerine. Uçuş ekiplerinin görev süreleri tüm dünyada bir numaralı grev konusudur ve geneldede mercek altındadır. Ancak bunun savunucusu Sabah Gazetesinde bir köşe yazarı değil ülkedeki hava yolu pilotlarının meslek kuruluşudur. Denetçiside Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüdür. Tabiki işletmeciler bu tür maliyete etkisi olan kuralları eğip bükmeye çalışırlar. Dünyanın her yerinde olur bu. Burada esas olan bunu önleyecek mekanizmaları yaratabilmektir. Bakıyorum bugün bizim airport haberin yazılarının altındaki eleştirileri takip etse SHGM’ye tonla araştırılacak iş çıkar. Örneğin Amerika’da Aviation Safety Reporting System (ASRS) diye FAA, NTSB ve NASA ile sektörün işbirliğinde ortaklaşa kurulmuş olan bir uçuş emniyeti şikâyet hattı var. Bunun benzeri 12 diğer şikâyet raporlama sistemi bugün dünyanın en büyük havacılık sistemlerinde devreye alınmıştır. Pilotların, hosteslerin, dispeçlerin, ATC operatörlerinin, teknisyenlerin ismen veya anonim olarak uçuş emniyetini ihlal edecek olaylara şahit olduklarında bunu denetim mekanizmalarına iletecek bir hat sözünü ettiğimiz. Böylece denetim mekanizmasının yani SHGM’nin üzerinde çalışacağı gerçek datalara sahip olması ve uçuş emniyetini ihlal edecek uygulamalara çok süratli bir şekilde müdahale etmesi mümkün olabilmaktedir.

Işte bence airporthaber’in yazılarının altına yazdıklarınızla icraatların ipliğini pazara döküceğimize bir merkezde ve SHGM’nin bilgisi dâhilinde bunları yaparsak yarın bir gün sektör denetçimiz olan SHGM’ye niye gereken tedbirleri almadi veya denetimleri gerçekleştirmedi diye sorma şansımız olur. Ben şahsen Sayın Arıduru’ya buradan böyle bir sistemin kurulmasında sektore önderlik etmesini talep ediyor ve de nacizane bende eğer katkıda bulunabilecek olursam elimden geleni yapacağımı beyan ediyorum.  Umur Talu’lardan değilde kendimizden yani havacılık camiamızdan medet umalım ve kendi çözümlerimizi dünyadaki örneklerini göz önüne alarak oluşturalım.

Tabiki şunuda ilave etmek istiyorum bitirmeden. Yapmamız gereken işlerin başında havayolunda çalışan ve uçuş emniyeti sürecinde önemli rol üstlenen meslek gruplarına havacılığın fizyolojisinide iyice anlatmamız geliyor. Eskiden hava kuvvetlerindeki üslerde ve filolarda spor amaçlı pingpon ve bilardo masaları olurdu şimdilerde jimnastik ve kondisyon odaları oluyor. Eskiden pilot dediğinizde akşam mangalını yakıp yazlıkta rakısını içip sonrada ertesi sabah iki Ankara git gel yapan havacı aklımıza gelirdi. Bugün ise ayda 100 saatlere yakın veya üzerinde uçan, uçuş süreleri 10 saati aşan, mesai süreleri 15 saati bulan, yani o metal ve komposit yığını konserve kutusunda yaşamının belli bir bölümünü çok sağlıksız ortamda geçiren kişi geliyor gözümüzün önüne. Sürekli stresli ortamda irtifaya bağlı ve de elektronik ekipmanlardan düşükde olsa radyasyon alan bu kişilerin kendine iyi bakmasıda farz olmuş durumda. Yani sigara içmeyen, alkolden, kafeinden olabildiğince uzak duran, planlı bir şekilde sporunu yapan, sağlıklı beslenen ve işine uygun bir yaşam süren kişi bu meslekte 65 yaşını gorebilecektir. Bunu her yetiştirdiğimiz, her işe aldığımız ve her birlikte uçtuğumuz pilota ve de aynı şekilde tüm teknisyen, kabin memuru ve de hava trafik kontrolörü arkadaşımıza sürekli tekrar etmek durumundayız.

Siz uçucu ve kritik havacılık personeli sağlığınıza dikkat edin, SHGM şu kontrol mekanizmasını oluştursun, şirketlerde takkeyi koyup bu sabit maaş karşılığı 120 saat adam uçurmanın ileride kendilerine yol su elektrik (kaza) olarak nasıl döneceğini idrak etsinler gerisi çok kolay.

Hayırlı Ramazanlar Diliyorum

Dr. Korhan Oyman
College of Aeronautics
Florida Institute of technology
koyman@fit.edu

Sorun Bitmez Ancak Çözüm Vardır

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000