28 Ekim 2013, Pazartesi
Sefa İNAN
Sefa İNAN sefainan@gmail.com
  • SAYIN SEFA BEY BENİM BİLDİGİM YEMEN PAKİSTAN NİJERYA GANA NİJER SOMALİ KENYA RUANDA ETOPYA VS AYNİ RISK ALTINDA KESİNLİKLE HER AN OLAY OLABILIR ILAVE PERSONELLE MESAİ TUTAR THY OTEL PARASI VERMEZ RISK ALMAZ
  • Sefa bey, Kendi meslegimizle ilgili medyada ki uydurma haberleri gördükçe, kimbilir havacılık dışındaki haberler de bize neler yutturuyorlar diye düşünüyorum. Saygilarimla
  • Adamlar işi biliyor. Video ile bilinç altına oynuyorlar. Çok iyi propaganda yapıyorlar. Bizim gibi bilim alanında zayıf ülkelerde bu komplo teorileri çok iş görür.
  • Her uçağın motorunda yine ICAO gereği yangın önleme (Fire Protection) sistemi vardır. Hem de her motora 2 kez uygulanabilen. O sizin seyrettiğiniz olay aksiyon filmlerinde olur. Yanarak inen veya düşen uçaklarda yangın yeri Motor dışındadır. Yani bir motor yansa bile söndürülür, uçağın tek motoru kopup gitse bile o uçak indirilebilir. Yeterki kanadı kopmasın, diğer motoru çalışsın, kumandalar itaat etsin. Şunu anlayın ki babanıza bu millet tahammül etti. Tahammül edemeyenlerden birisi çıkıp tabancasıyla ateş bile etti. Suikast yapılmaya çalışıldığını inkar etmiyoruz ama bunu havacılığa, uçağa falan getirmeniz, bu şekilde gündem yaratmanız en azından işi bilenler açısından komik. Kendinize güldürüyorsunuz. Biz işi bilenler sizin maksadınızı biliyoruz. Bilgisi az olanları da kandırmayın. Bir zehirlendi, bir uçağı düşürülmeye çalışıldı falan çok komik, bizler kadar babanıza saygı duyun ve bırakın rahmetli yerinde rahat yatsın. Pilotlar kamikaze değil.

SABOTAJMIŞ… HADİ CANIM SENDE!

Her zaman dediğim gibi; çalışanları temsil eden sendikanın en yüksek organı olan genel kurulda; etik, adalet, hukuk, dürüstlük gibi, eskiden değerli olup günümüzde değerini kaybeden bu olgular, yerini; ” seçimleri kazan da, ne olursa olsun”a bırakmış durumda.  Kısaca, yeni sistemde oyun; kuralına göre değil, kural oyuna göre değişebiliyor.

Uçuş İşletme’nin delege seçimi, bu yarışta çok önemli. Bu nedenle bu hafta seçimlerin kırılma noktası olarak görülebilecek ve iktidar ve muhalif grupların mutlaka kazanmaya çalışacağı Uçuş İşletme ve Kargo bölümlerinde yapılacak olan delege seçimlerinin, genel kuruldaki güç dengelerinin oluşumunda etkili olacağı şüphesiz.

Bu nedenle, bu hafta sendikal konuların dışına çıkıp, geçen haftanın en önemli konusu olan, rehine pilotlarımızın yurda getirilmesi ile başlayan gereksiz şova değinmeye ve 26.10-2013 akşamı A haber’de Can Okaner’in sunduğu; “Anlatılmamış Öyküler” isimli TV programında, Merhum Turgut Özal’ın 1987 yılında Gultstream-3 TC-GAP uçağı ile yaşadığı kazanın sabotaj olup olmama konusunda Ahmet Özal ile birlikte tartıştığımız programa değineceğim.

Öncelikle, 71 gün esaret hayatı yaşayan ve sonucunda yurda sağ salim dönen pilot arkadaşlarımıza tekrar “hoş geldiniz!” diyerek konuya gireyim. 

Bildiğiniz üzere bu kaçırılma olayı olduğundan beri, sadece bu köşemden değil, kişisel bloğum aracılığı ile tüm sosyal paylaşım sitelerinde bu konuyu işleyerek, bazı kurum ve kuruluşlarımızın bile yap(a)madığı desteği yapmaya çalıştım. Hatta bu kaçırılma olayını kişisel olarak protesto ederek uçaktan inen, Yılmaz Özgentürk kaptanı kutlayan yazılar yazdım. Tabii ki bunları sadece bir vatandaş olarak kendime görev saydığımdan yaptım.

Çünkü, bu iki pilotumuzun kaçırılma olayında hükümetimizin Ortadoğu politikalarının etken olduğunu düşünüyordum ve hala da öyle düşünüyorum. Bu düşüncem, pilotları kaçıran grubun istediklerini alıp, sonra rehineleri bıraktıklarında, sanırım tüm kamuoyu tarafından da net olarak anlaşılmış oldu.  Sonuçta, pilotlarımızın sağ salim yuvalarına dönmesine çok sevindiğimi belirtmek istiyorum.  Diğer taraftan, bu korsan grubun bu başarısı ve istediğini alması, beni fazlasıyla üzdü. Hapiste olan ve biz yaptık diyenleri bile, Lübnan Devleti serbest bıraktı. Kısaca, bizim açımızdan başarılı bir politika veya pazarlık göremiyorum, burada bir kazanım yok. Alan veren memnun tarzı, “al gülüm ver gülüm” yapıldı.

Ancak; pilotlarımızın kaçırılma olayında dut yemiş bülbül misali davranan ve bu kaçırılmaya her nedense sessiz kalmayı seçen medyamız ve yazarları, pilotların dönüşü kesin olunca bir anda şakımaya başladı. Eline kamerasını, fotoğraf makinasını, kalem kâğıdını alan röportaja koştu.

Kaçırılan pilotlarımız da bu şova ortak olup, kim kamera uzattıysa ona konuşmayı seçti. Neler denmedi ki… Neymiş efendim, pilotlarımızı kaçıran grubun içinden bir korsan, Tayyip Erdoğan hayranı imiş. “Biz, Türkleri çok severiz, ama hacılarımızı kurtarmak için mecbur kaldık” denmiş. Korsanların elleri ayakları titriyormuş da onları bizim pilotlarımız teskin etmiş ki, ellerinden bir kaza çıkmasın…

Bunlar benim medyadan okuduklarım, dahası vardır muhakkak, siz okurlarım yazarsa ben de öğrenirim.

Az kalsın unutuyordum; kaçırılan pilotlarımız, Dışişleri Bakanımız Davut beyle birlikte tekrar kaçırıldıkları köye gitmeyi bile önermişler. Sanki turistik seyahat yapıldı ve beğenilen yerler tekrar sevgili bakanımıza arz edilecek:-)

Kaçırılan bu pilotlarımız esir miydi, yoksa misafir mi? anlayan beri gelsin…

Hükümet erkânı ve tabii ki THY yönetimi ise, tam kadro olarak, kaçırılan pilotlarımızı getiren Katar uçağı geldiğinde oradaydılar. Pilotlarımız, THY mevzuatı gereği personel hiçbir şekilde medyaya demeç veremezken, bir anda bu yönetmelik rafa kaldırılıp “konuşun, konuşun” denilmişçesine konuştular veya konuşturuldular!

Pilotlarımızın kurtarılması için sosyal medya siteleri aracılığı ile yurt içi ve dışında imza kampanyası düzenleyen 10 000’leri aşkın imza sahiplerine, kimse teşekkür bile etmedi.

Kısaca; ibre bir anda terse döndü ve hükümetimiz ve üç maymunu oynayan medya IN, olayı kınayan ve pilotlarımızın geri gelmesi için 10 000’leri aşkın imza toplayarak uluslararası destek sağlayanlar ve tabii ki kaçırılma olayına ilk tepkiyi koyma adına işini riske atarak eylem yapan kaptan Yılmaz Özgentürk, OUT oluverdi.

Sonuç olarak;

Bu al gülüm ver gülüm sistemi doğrultusunda yapılan alış verişe, biz yurttaşlar olarak sevindik, ama, bu alışverişten kazançlı çıkan ve istediğini alan korsanların bu korsanlık sistemindeki başarılarının sarhoşluğu ile tekrar bu tür kaçırma ve rehin alma olaylarını, yenileyip, yenilemeyeceğini kimse bilemez.  Özellikle, THY ekipleri dünyanın her yerine gidiyorlar. Bazı yerlerde yatı seferleri uygulanırken, bazı yerlerde git-gel seferler yapılıyor. Git-Gel seferlerde havalimanlarının diğer yerlere göre daha çok korunur olması nedeniyle sorun olmayabilir, ama, ya yatı seferleri?

İşte, asıl bundan sonra düşünülecek konu bu olmalı.  Uçuş ekiplerimizi nasıl koruyacağız?  Bu olaydan sonra, THY’nin sefer açtığı 3.dünya ülkelerine seferleri kaldıracağını düşünmemekle birlikte, bu yatı seferlerinde ekipleri nasıl koruyacağı konusunda şüphelerim var. Çünkü; yatı seferlerinde, uçucu ekiplerin yatıda kaldıkları süre içinde otel odalarında bekleyeceğini hiç sanmıyorum. Bu nedenle; otelle, şehir arasında korumalı servis eşliğinde getirilip götürülmeleri, bana daha mantıklı geliyor.

İkinci konumuz bir medya klasiği çizmesi adına önemli.

Bildiğiniz üzere,1986 yılında UTED başkanı olduğumdan bu yana medyamız ile ilişkilerim vardır. Şu anda sayamayacağım kadar TV ve yazılı medyada görüşlerim yayınlandı. Bu konuda THY Yönetim Kurulu Başkanı Cem Kozlu’dan bizzat üç yevmiye para cezası almama karşın, bana sorulan her soruya THY’deyken bile yanıt verirdim. Bu yapım, yani tarafıma sorulan her soruyu cevaplama özelliğim hala sürüyor.

Bu yapımın emekli olduktan sonrada devam edip Airport TV ‘de programlar yaptığımı zaten biliyorsunuz. Airporthaber’de ise, hala yazmaktayım. Hatta bu amatörce yaptığım uğraşların yanına bir de kişisel bloğum eklendi. Her tarafa yetişmeye çalışıyorum.

Bu nedenle, her hangi bir havacılık olayında medyamız, beni de aramakta ve görüş istemektedir. Şüphesizdir ki, sektörümüzde görüşleri alınacak bir çok değerli arkadaşlarımız vardır. Ancak bunların sektörde çalışanları yasaklı zihniyet nedeniyle konuşamamaktadır. Geriye kaldı emeklilerimiz. Onlar da “unumu eledim eleği duvara astım” örneği, bu tür konularda konuşmadıklarından, ne çalışanın ne de emekli olanın bilgi ve deneyimlerinden faydalanılamıyor. Kısaca, kala kala ben kalıyorum:-)

Bu nedenle geçen hafta yine telefonum çaldı ve A Haber TV’de Rahmetli Turgut Özal’ın kokpitte yaşanan bir acil durum nedeniyle zorunlu iniş yaptığı Gulfstream 3 uçağının, Ahmet Özal tarafından medyaya sunulan “Babama bu uçakta sabotaj yapıldı” haberine karşı yazdığım yazıyı "TURGUT ÖZAL'IN BİNDİĞİ UÇAKTA NELER OLDU?" okuduklarından olsa gerek ki, beni tekrar Ahmet Özal ile birlikte aynı konuyu TV ekranlarından da tartışmamızı arzu ettiklerini söylediler.

Sonuç olarak; Ahmet Özal beyle birlikte 26.10.2013 günü akşamı A haber stüdyolarında buluştuk ve program başladı. Programın başlangıcında, benim önceden görmediğim bir animasyon gösterisi vardı. Bu animasyona dikkat ettiğinizde, uçağın sağ motorunun yanarak inişe geçtiğini gözlemleyebilirsiniz. Programa böyle başlamak ve olmayan bir motor yangınını, olmuş gibi göstermek, ne kadar doğrudur? Bu animasyon, Ahmet Özal’ın tezini, yani uçağa sabotaj yapıldığı kuşkusunu kamuoyuna kabul ettirmek için, özel kurgulanmış olduğu açık değil mi?

Bu kurgulamadan sonra; ben “uçağın motoru yanmamıştı” dememe rağmen, ne kadar inandırıcı olabilirim ki? Animasyon görüntüsü, benim iki kelime ile uçağın motoru yanmamıştı dememe karşın, daha akılda kalıcı olmaz mı? Kamuoyu yanan motorla iniş yapmaya kalkan özel hazırlanmış animasyonu gördüğünde, bunun sabotaj olabilme olasılığına sıcak bakmaz mı?

Bu gerçekle bağdaşmayan animasyonu, tartışma programı öncesi yayınlamak ne kadar etiktir?   

Sayın Ahmet Özal, uçağın %95 patlama olasılığı olduğunu söylüyor, ama, bu gerçek olamaz. Çünkü bir uçağın patlaması için, yakıt deposunun alev alması gerekir. Elektrik arkının, kokpitin hemen yanında yer alan elektrik/elektronik paneldeki kablo demetinin madeni kelepçe kullanımı nedeniyle aşınıp elektrik arkına yol açtığı yapımcı firma tarafından bile kabul görmüş durumda.

Tüm havacılar çok iyi bilir ki, uçakların elektrik kabloları yanar, ama tutuşmaz. Evlerimizdeki kablolar gibi değildirler. Alın o kabloyu elinize ve çakmak ile yakın göreceksiniz ki sadece çakmağın alevinin değdiği yer yanacak ve alev ilerleyemeyecektir. Bu durumda, kokpitin yanında oluşan bu elektrik arkı, yakıt deposundaki yakıt pompalarının elektrik kablolarına nasıl gidebilecektir?

Bu olanaksız tezi tek taraflı savunduğunuzda, kamuoyunu yanıltırsınız. Bu tür programların yayın formatı, karşılıklı soru-yanıt şeklinde yapılması gerekir. Aksi takdirde, istediğiniz görüşü, kurgulama metodu ile yayınlayıp halkı yanıltmak mümkündür.

Görüldüğü üzere, sevgili medyamız, bu işi de çözmüş görünmekte. Programı izlemeden önce bu yazdığım detaylara lütfen dikkat edin ve olmayan sabotaj girişiminin olmuş gibi nasıl kurgulanmaya çalıştığını görün istedim.

Takdir tabii ki okurların…

Bu arada, 29 Ekim 2013 Salı günü Cumhuriyetimizin 90.yılını birlikte kutlayacağız.  Bu vesileyle tüm okurlarımın ve yurttaşlarımızın Cumhuriyet bayramını kutluyorum.

Nice yıllara…

SABOTAJMIŞ… HADİ CANIM SENDE!

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (28)

ER ~ 3 yıl önce
SAYIN SEFA BEY BENİM BİLDİGİM YEMEN PAKİSTAN NİJERYA GANA NİJER SOMALİ KENYA RUANDA ETOPYA VS AYNİ RISK ALTINDA KESİNLİKLE HER AN OLAY OLABILIR ILAVE PERSONELLE MESAİ TUTAR THY OTEL PARASI VERMEZ RISK ALMAZ

Yanıtla

Kalan karakter 1000
havaci ~ 3 yıl önce
Sefa bey, Kendi meslegimizle ilgili medyada ki uydurma haberleri gördükçe, kimbilir havacılık dışındaki haberler de bize neler yutturuyorlar diye düşünüyorum. Saygilarimla

Yanıtla

Kalan karakter 1000
iPhone Uygulaması ~ 3 yıl önce
Adamlar işi biliyor. Video ile bilinç altına oynuyorlar. Çok iyi propaganda yapıyorlar. Bizim gibi bilim alanında zayıf ülkelerde bu komplo teorileri çok iş görür.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Kamikaze-2 ~ 3 yıl önce
Her uçağın motorunda yine ICAO gereği yangın önleme (Fire Protection) sistemi vardır. Hem de her motora 2 kez uygulanabilen. O sizin seyrettiğiniz olay aksiyon filmlerinde olur. Yanarak inen veya düşen uçaklarda yangın yeri Motor dışındadır. Yani bir motor yansa bile söndürülür, uçağın tek motoru kopup gitse bile o uçak indirilebilir. Yeterki kanadı kopmasın, diğer motoru çalışsın, kumandalar itaat etsin. Şunu anlayın ki babanıza bu millet tahammül etti. Tahammül edemeyenlerden birisi çıkıp tabancasıyla ateş bile etti. Suikast yapılmaya çalışıldığını inkar etmiyoruz ama bunu havacılığa, uçağa falan getirmeniz, bu şekilde gündem yaratmanız en azından işi bilenler açısından komik. Kendinize güldürüyorsunuz. Biz işi bilenler sizin maksadınızı biliyoruz. Bilgisi az olanları da kandırmayın. Bir zehirlendi, bir uçağı düşürülmeye çalışıldı falan çok komik, bizler kadar babanıza saygı duyun ve bırakın rahmetli yerinde rahat yatsın. Pilotlar kamikaze değil.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000