13 Temmuz 2009, Pazartesi
Tevfik UYAR
Tevfik UYAR tevfikuyar@airporthaber.com

Polis var, bi zahmet eğilin!

Bazen minibüslere ayakta yolcu almayı yasaklarlar. Aslında yanlış bilmiyorsam hep yasaktır da; arada bir kanunlar sıkı işler. Bir minibüste ayakta yolcu varsa kaptanın ağzından bunu duyabilirsiniz. Kavşaklarda oturuyor numarası yapıp, şoförü cezadan, kendinizi de yolda beklemekten alıkoyabilirsiniz.

Bu cümleleri yakında kokpitten duymak mümkün olabilir…

Şaka bir yana, tuvaletleri de paralı hale getiren, kilolu yolculardan ekstra ücret talep eden Ryanair bu defa da “neden otobüste, trende ayakta yolcu oluyor da uçakta olmuyor” demeye başladı. Konuyla ilgili çalışma yapacaklar ve yolcuların ayakta yolculuk edebileceği bölmeler tasarlayacaklarmış… Boeing de bu fikre iştirak etmiş.

Peki… Yani gerçekten de düşük ücretli havayolu firmalarının dahiyane buluşları oluyor, ama bu defa uçuş emniyetine aykırı durumlar oluşabileceğini düşünüyorum. Otobüste olur, trende olur. Ne otobüs ne de tren uçak kadar hızlıdır ve uçak gibi bir eksen de daha hareketli değildirler.

Şimdi “otobüste, trende oluyor, neden uçakta olmuyor?” sorusu bir ihtiyaç ya da eksikliğe işaret etmiyor. Tayvan’da, Bangladeşte otobüslerin üzerinde de insan taşıyorlar. O halde uçaklarda neden olmasın (!)? Kanat üstünden, burun manzaralı bir köşe nasıl olurdu?

Ekonomik krizin gerçekten de havayolu firmalarını bunalttığını biliyoruz, buna bir lafımız yok, ancak önlemler hiçbir zaman uçuş emniyetini ihlal etmemeli.

Merak etmeyen bilmez, uçakta iniş ve kalkışlarda illa ki koltuklarınızın dik olması istenir. Değilse hatta kabin memuru gelip düzeltmenizi rica eder, çünkü uçak koltukları dik olduğu zaman meydana gelebilecek darbe ve çarpmalarda insan omurgasına zarar vermeyecek ölçüde tasarlanmışlardır. Özellikle iniş ve kalkışlarda olmak üzere insanın koltuktaki o pozisyonu son derece önemlidir.

Ayakta yolcuya bu imkan nasıl sağlanacaktır?

Bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış olmasın, ancak sadece birkaç riskten dilim döndüğünce bahsetmeye çalışacağım:

Eğer gövde bağlı değilse, uzun boylu yolcuların uçuşun iptal edilme ya da kalkıştan vazgeçilme durumlarında, veyahut uçağın hareket eksenindeki diğer ani ivmelerde kendi ağırlık merkezlerinin yüksekliğinden dolayı çok ciddi biçimde devrilme ve hatta ayakları da bağlı ise katlanma riski yaşayabileceklerini,

Türbülanslarda kafalarını tavana çarpmamaları için ya ayaklarından ya da alttan omuz veyahut bele uzanan kemerlerle sabitlenmesi gerektiğinden, ancak ayakları hiç kımıldatamayacak kadar sabit durma halinin uzun sürmesinin de kalp damar rahatsızlığı olan bazı yolcularda emboli, yani pıhtıların bir yerde toplanması sonucu damar tıkanıklığı yaratmasına sebep olabileceği,

Eğer hem ayaklar hem de gövde bağlı ise, emboli riskini de barındıracak şekilde bunun da zaten katlanılmaz bir yolculuk olacağı aşikârdır.

Olmaz diye bir şey yok, elbette olur, elbette konunun uzmanları bu konuda çalışacak ve sağlıklı bir emniyet kemer sistemi kuracaklardır, ancak yine de havacılık tarihinde ilk kez karşılaşılacak bu durum bilmediğimiz şeyleri de beraberinde getirecektir.

Doğrum varsa yanlışım varsa işin tıbbi uzmanları lütfen söylesinler. Hatta riskleri bana e-posta ile atarsanız çok sevinirim.

Karakutu nerde? Ağaca çıktı…

Air France AF447 kazasının araştırma ekibi, daha önce de ifade edildiği gibi, 10 Temmuz tarihinde karakutu arama çalışmalarını sona erdirdi.

Geçtiğimiz hafta siz değerli okurlarıma elimden geldiğince Airbus uçaklarında olduğu iddia edilen meseleyi aktarmaya çalıştım. Tarihte zaman zaman uçaklarda tasarım hataları olmuş, bu tasarım hataları büyük kazalara sebep olmuştur. Burada kazanın sebebinin gerçekten de pitot tüpüne bağlı olup olmadığına dair tek kesin bulgu karakutuda gizlidir. Bu kazanın gerçekten de ortaya atılan ve tahmin edilen sebeplerden gerçekleşip gerçekleşmediği hala muallâktadır. Karakutudaki hız verisinin kazadan hemen önceki anda ani yükselmiş ya da düşmüş olması bu durumu ispatlar nitelikte olacaktı. Veyahut, kaza başka her nedenden kaynaklanmış ise, kara kutu kesin sonucu belirlemekte araç olacaktı. Bulunamamış olması havacılık tarihi, kültürü ve geleceği açısından talihsizliktir.

Çocukken hepimizin bildiği, söylediği bir tekerleme vardır. Komşudan komşuya seslenmekle başlar, sonunda elde avuçta bir şey kalmaz.  Tekerlemede aranan kafiyeye erişmek için kulağa mantıklı gelmeyen şeyler de olur.

Biraz tekerlemeden sonra sözkonusu inek içindeki suyla birlikte baltayı yutar ve dağa çıkar. O dağ da yanıp biter kül olur.

Air France’ın öyküsünü de böyle nitelendiriyorum. Koskoca bir kaza “yandı, bitti ve kül oldu”.

Hem üreticinin hem operatörün aynı ülkenin en büyük kuruluşları olması akıllara çeşitli spekülasyonlar getirse de ICAO Konvensiyonu Annex 13’e göre kaza-kırım ekibine Brezilya’nın liderlik etmiş olduğu unutulmamalıdır. Gerçi kara kutu arama çalışmaları müşterek bir askeri operasyonmuşçasına yürütülse de, aksi kanıtlanana dek söylenilen her şey komplo teorisinden ibaret olmaya devam edecektir. Bir gün başka bir deniz araştırması sırasında ortaya çıkması ümidiyle…

Sevgi, saygı ve selamlar

Polis var, bi zahmet eğilin!

Facebook Yorum

Yorumlar

Misafir ~ 7 yıl önce
konuya çok esprili bir şekilde yaklaşmışsınız. teşekkürler.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000