01 Haziran 2009, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com
  • Fazla söze ne hacet. İşte pist bakımları, işte radar arızalrı. İşte havacılıkta planlama
  • Planlama konusu siyasilere atılmış bir kazıktır. Siyasilerden kastım, ülkeyi yönetenler. Muhalefet ise bu kozu nedense hiç kullanmaz. Çünkü ya bilmez veya işine gelmez. Mahmut
  • Planlama ve uygulama arasındaki bağıntı daha önemli. plan yapılır ama uygulanmazsa hiç bir şey ifade etmez. aygün
  • Plan yapanlar inanmıyor. Asıl mesele bu.

Pilan mı Pilav mı?

Ülkemizde 1960’lı yıllardan beri “plan mı, pilav mı” tartışması yaşanır. Planlı döneme giriş 1963-1967 yıllarını kapsar. Planlama konusu gündeme ilk geldiği günlerde, planlamanın “dar bir kalıp” olduğunu ileri süren sağ siyasi partililer, bu kavramı sulandırmak için, “biz plan istemiyoruz pilav istiyoruz" demişlerdi.

Plan istemeyenlerin görünen iddiası, planlı kalkınma ile kitlelere iş ve aş sağlanamayacağıydı. Oysa bu iddianın arkasında kafasına göre takılmak, duruma göre tavır almak vardı.

Öyle böyle derken Türkiye’de “pilavcılar” kazandı. Şehircilikte, mühendislikte, ekonomide, üretimde, enerjide, bankacılıkta, yerel yönetimlerde, trafikte hemen her alanda planlama ciddiye alınmadı. Yapılan planların kimi uygulanamadan bir kenara itildi kimi de delik deşik edildi. Plansız projesiz yapı demek olan gecekondulaşmaya göz yumularak yeni bir disiplinsizlik kültürü oluşturuldu. İnşaatlar projesiz başladı. Ya yarım kaldı ya telef oldu. Umutlara mı yanarsınız, boşa giden paralara mı? “Ben yaptım oldu” mantığıyla, plansız, projesiz atılan temeller, yere göğe sığdırılamadı. Tıpkı ihtiyaç analizi ve fizibilitesi doğru yapılmayan metrobüsler gibi, tıpkı ihtiyaç duyulandan 43 yıl sonra teslim edilen deprem evleri gibi. Sonunda planlamaya yapanlar bile inanmaz oldu.

Nedir planlama

Planlama önceden belirlenmiş amaçları gerçekleştirmek için yapılması gereken işlerin saptanması ve izlenecek yolların seçilmesidir. Bir diğer ifadeyle geleceğe bakma ve olası seçenekleri saptama sürecidir; yani, geleceği düşünmedir. Özetle planlama, bir eylemle ilgili tüm etkinliklerin önceden hazırlanması, kaynakların etkili ve verimli kullanılma sürecidir. Bu sürecin işleyişi insan kalitesine bağlıdır.

Peşpeşe karşılaştığım olaylar nedeniyle “plan mı pilav mı” konusunu ele aldım. “Pilavlarım” ağırlıklı olarak ulaşımla ilgili görünse de özünde insan kalitesi var.
Taksi şoförleri çok hızlı ve riskli araba kullanıyorlar. Hiç hoşlanmıyorum. Geçen gün taksiye bindim. Ve daha kapıyı kapatmadan önce hatırını sorup sonra da acelem olmadığını söyledim, adresi verdim. Şoför dönülmezden döndü ve girilmez sokağa giriverdi. Ve açıkladı; “Kafama uymayan hiçbir kurala uymam. Trafiği de trafiği bilmeyenler düzenliyor, sonra da şikâyet ediyorlar” diye dert yanmaya başladı. İl trafik komisyonuna o bölgede çalışan taksicileri çağırmalılar. Bak o zaman trafik nasıl işliyor.” Derken hooop yine bir girilmeze girdi. Karşıdan selektör yaparak gelen meslektaşının selektör yapmasına sinirlendi. Ama adam haklıydı. Kararlar yanlıştı! Bağdat Caddesine geldiğimizde trafik hiç yürümüyordu. Geniş kaldırımlar. Her binanın altı dükkân ya da işyeri. Ama ne park edecek yer var, ne de mal getiren kamyonlar için bir düzenleme... Sağlı sollu çift sıra duranlar da cabası. Buraları kimler planlıyor, bu kararlar nasıl veriliyor, anlamak mümkün değil.

Bir başka olay havacılıktan: Esenboğa’dan güzel bir gece uçuşu ile hiç gecikmesiz, Sabiha Gökçen’e indik. Valizimiz yok. Bir an önce eve gidelim diyoruz. Hava rüzgârlı ve soğuk hissediliyor. Otopark ücreti ödeyeceğiz. İnanamadım gözlerime, kuyruk oluşmuş bile. Önümüzde 29 kişi var. Tek gişe açık, yavaş yavaş hizmet sürüyor. Diğeri kapalı. Ne oldu şimdi… Uçağın rötarı yok ama arabamızı alamıyoruz. Sanırım 7-8 dakika sonra bir arkadaş geldi ve diğer gişe açıldı. “Aman canım yemeğe gitmiş, belki de tuvalete gitti” gibi mırıltılar başladı. Peki, ama o saat diliminde kaç uçak iniyor. Gelen uçakların kaçta ineceği belli değil mi, görevlinin mazereti her ne ise planlayamaz mı? Kaybedilen kümülatif zaman kimsenin umurunda değil. Yani 10 kişinin ortalama 7 dakika kuyrukta beklediğini varsayarsak kaybedilen zaman 10 kişi * 7 dakika = 70 dakikadır!

Artık İstanbul şehrinde trafiğin yoğun olmadığı saatler sadece geceleri. Yol tamiratı, tesisatla ilgili kısa süreli altyapı sorunlarının halledilmesi kesinlikle gece saatlerine alınmalı. Ama yetkililerin sığındığı en klasik mazeret çıkar karşımıza: “Fazla mesai veremeyiz” oysa çalışanlara verilecek fazla mesai, insanların yollarda harcadığı zaman ve kaynak israfının milyonda biri değildir. Kümülatif zamanın maliyeti son derece önemli bir kayıptır.


Söz trafikten açılmışken birazda geçen hafta yapılan Fenerbahçe Kongresini anlatayım. Günlerdir medya bu işle meşgul ve yer yerinden oynarken, aynı güne, aynı yerde bir de Kızılay Kadın Kollarının şenliği koyulmuş…

Bilirsiniz Fenerbahçe burnu kör barsak gibidir. 3 spor kulübü ve halka açık park vardır. Bir de tüm halkın kullandığı küçük çarşı Piramit’in yerine yapılan belediyenin barı! (Şimdi bu bara parası olan gidiyor.) Ayrıca Fener Kalamış Caddesinin üzerinde onlarca kafe… Trafik Kafelerin “vale”lerinin keyfine göre işliyor. Bu bölgeye hafta sonu gelen araba sayısını hesaplamak çok zor olmasa gerek. Otopark ihtiyacını öngörmek de falcılık değil. Peki, çözüm olarak ne yapıldı? Spor kulüplerinin girişindeki 50-60 arabalık otopark kapatıldı, taşlar yığılıyor sözde yeşil alan olarak düzenleniyor. Oysa 1000’lerce m2’lik yeşil alan zaten var.

Gelelim kongre gününe. Sanırsınız ki her türlü önlem alınacak, trafik akıtılacak öyle mi?

Fenerbahçe adeta Çanakkale gibiydi. Fenerbahçe geçilmez! Trafiği düzenlemek, yanlış park edenleri çekmek için 2 koca çekici gelmiş arabaları çekiyor: Önce çekici yanaşıyor, özenle araba yükleniyor. Koşarak arabanın sahibi geliyor. Ya geyik başlıyor ya da araba sahibi ortalıkta yoksa arabayı yükleyen çekici tüm görkemiyle dönmeye çalışıyor. Tabii trafik kemik, kıpırdamıyor. O da ne; efelenerek bir de betonyer gelmiş.

16.000 üyeli kulübün üyelerinin hiç değilse %40’ı oy kullanmaya gelmez mi? Nitekim 6000 üye oy kullanmış. 6000 üyenin yarıdan fazlası da eşi dostu ailesi ile gelmişti.

Şenlikçilerin, kulüplere gelenlerin, pazar gezmesi yapanların sayısını ve hareket tarzını öngörmek çok mu zor? Önceden planlama yapılamaz mı? Araçların yanlış park etmeleri önlenemez mi?

"Mimarlık" ve "kent planlama" meslek disiplinleri ile kent yönetimi ve yerel yönetimler, birbirleri ile ortak çalışmak zorundadırlar. Ama trafiği otoparkçılara, yapıları kalfalara bıraktığımız gibi şehir düzenlemelerini de siyasilere bırakınca işte böyle yaşanmaz oluyor.
İnsan kalitemiz giderek düşüyor. Umursamazlık, kural tutturamamak her tarafımızı kuşatıyor.
Trafik cehenneminden temizlik kabullerimize de değinmek istiyorum.

Temiz milletiz ne de olsa

Dün ünlü bir pastanemizde kurabiye alıyorum. Çırak kâğıt torbayı alıyor. Elini içine daldırarak torbayı açıyor. Sonra eldiven giyip kurabiyeleri koyuyor. O sırada, ayakkabılarını çıkarmış, dondurma tezgâhının üzerine çıkmış bir başka delikanlı ampul değiştiriyor. Yorumunu size bırakıyorum.

Yazının başlığına “plan mı pilav mı” dedim. Sakın ola ki plan gibi pilav yapmayı küçümsemeyin. Pilav yapmak için de plan gerek.

Planlı kentlerde yaşamanız ve "akan trafiğe” rast gelmeniz dileğiyle…

Pilan mı Pilav mı?

Facebook Yorum

Yorumlar

Misafir ~ 7 yıl önce
Fazla söze ne hacet. İşte pist bakımları, işte radar arızalrı. İşte havacılıkta planlama

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
Planlama konusu siyasilere atılmış bir kazıktır. Siyasilerden kastım, ülkeyi yönetenler. Muhalefet ise bu kozu nedense hiç kullanmaz. Çünkü ya bilmez veya işine gelmez. Mahmut

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 8 yıl önce
Planlama ve uygulama arasındaki bağıntı daha önemli. plan yapılır ama uygulanmazsa hiç bir şey ifade etmez. aygün

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 8 yıl önce
Plan yapanlar inanmıyor. Asıl mesele bu.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000