15 Mart 2011, Salı
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

Park yeri Kehanetleri

Gitgide küçülen dünyamızın yaşadığı doğal afetler ve insanların yarattığı felaketler “kehanet”  kavramını, geçici de olsa, gündeme getirmektedir. Kehanet, Arapça kökenli bir sözcük, konuşma dilinde, olumsuzluk ve korku içeren anlamıyla yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Özünde gelecekle ilgili tahminde bulunmak, öngörmek yatar.

Kehanette
bulunanlara ya da gaipten haber verenlere 'kâhin' denmektedir. Kâhinlerin doğa kanunlarının dışındaki boyutlarla iç içe yaşadıkları varsayılır. Gelecekte nelerin olacağı herkesin ilgi duyduğu, merak ettiği konulardır. Bu ilginin temelinde, bilinmezlikler karşısındaki zayıflık yatar. Geleceğin her ne kadar genel hatlarıyla şekillendiğine inanıyor olsak da merak tutkusu bazı kişileri bilim ve akıl dışı uğraşlara çekmektedir.

Kimi yıldızlara, kimi sulara, kumlara, kimi kahve fincanlarına bakarak tahminlerde bulunur. Biz de verilere, geçmişteki ve günümüzdeki olaylara sezgilerimizi katarak öngörüde bulunuyor, önlemler öneriyoruz.
Bizim inancımız; önceki olgu ve olayları yorumlayıp gelecekte ne olacağına dair tahminler yapabileceği doğrultusundadır. Görgü, bilgi ve deneyimlerimiz bize bu şansı sağlar. Tahmin tekniklerini kullanmak bazı olayları henüz oluşmadan öngörebilmeye yardımcı olur. Yönetim bilimlerinin “kâhinleri” olan “futuristler” ya da vizyonerler; farklı senaryolara göre strateji ve taktikler geliştirerek önlemlerini alırlar.  


Aslında, tahminlerin görünen yüzleri, buz dağının su üstünde kalan
küçücük bir bölümü gibidir. Burada önemli olan suyun altındaki görünmeyen kısmıdır. Bize de “park yeri kehanetlerini” düşündüren su altı görüntüleri… Görüntüleri oluşturan iki güncel konu var. Bunlardan biri Japonya'da meydana gelen, son 140 yılın en şiddetli depremi, diğeri ise Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yaşananlar…

Dünyanın 8.9 şiddetindeki feci depremi ülke özelinde büyük zarara yol açtı. Tanınmış çok uluslu (Asahi Kasai, Bridgestone, Canon, Cosmo Oil, Fujıisu, Honda Motor, JFE Çelik, JSR, Mitsui Madencilik, Nıssan Motor, Panasonic, Sony, Sumitomo Metal Industries, Tohoku Energy, Tokyo Energy, Tokyo Gas, Toyota Motor gibi) şirketlerde üretim durdu. Henüz dünya genelinde yapacağı etkiyi bilmiyoruz.

 

Depremin vurduğu Sendai şehrinin havaalanı pisti sular altıda kaldı, uçaklar kırıldı. Çin'den ve diğer ülkelerden Japonya'nın kuzeyi ile başkent Tokyo'ya yolcu uçaklarının bazı uçuşları iptal edildi. Havalimanlarında güvenlik ve emniyetin sağlanmasına çalışılıyor. Japonlar II. Dünya Savaşındaki zararın benzeri büyüklükte bir zararla karşı karşıya olduklarını söylüyorlar. Japonya’nın yeniden inşa edilmesi/yapılanması uzun bir zaman alacak. Bu sırasında neler, nasıl değişecek, havacılık sektörüne etkisi; küresel, bölgesel, ikili anlaşmalar bağlamında ya da“alliance”lar, açısından mı olacak? Nükleer serpinti sistemleri nasıl etkileyecek? gibi sorular çoğaltılabilir…
 

Diğer tarafta Kuzey Afrika yanıyor. Gelişmiş ülkelerin, üniversitelerde okutulan ve yöneticilerce benimsenen uluslararası ilişkiler dinamiğinin etkisi ile dikkatle izlediği egemenlik/özgürlük savaşları olmakta. Belki de, Orta Doğu kültüründe gözlenen, devrilmesi beklenen liderlerin yine ayni halk tarafından omuzlara alınıyor olması, gelişmiş ülkeleri temkinli durmak zorunda bırakmaktadır. Hangi tarafta duracaklarını zaman içinde göreceğiz.

 

Yakın geçmişi hatırlayalım: Ruhsatsız sebze sattığı için polisle tartışıp kendini yakan 26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Buazizi’nin ölümü, Tunus'tan başlayan demokrasi yangınını başlattı. Demokrasi savaşlarının sembolü oldu.  Ardından Mısır’lı bir gencin kendini yakma girişimi, Mübarek’in ülkeden gidişi ve Libya kaosu…

Biliyoruz ki artık her olayın birbiriyle ilgisi var. Birilerinin burnunu çekmesi, diğerlerinin yataklara düşmesine neden olabiliyor. Tüm sektörler etkileniyor. Libya pek çok ülkenin petrol tedarikçisi… Libya’da müteahhitlik yapan firmaların durumunu düşündüğümüzde durumun vahameti ortaya çıkıyor. Sadece bir büyük inşaat firmasının, çok iyi yetişmiş, 250 kadar yönetici ve mühendisi ile 1000 kadar çalışanı Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı. Orada kalan makine parkı, depolardaki malzeme ve Türkiye’den ihraç edilecek malzeme bağlantıları, taahhütler vb her şey belirsiz ve askıda…

 

Kuzey Afrika’daki kriz ulaşım ve turizm sektörlerini de vurdu. Tarifeler, rezervasyonlar yeniden ele alınmak zorunda kalındı. Rotalar gözden geçirilerek, değiştirildi. Petrol fiyatları yükseliyor, maliyetler yükseliyor dolayısıyla bilet fiyatları tehdit altında. Bütün bunların arkasında neler var, belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ama kısa ve orta vadede, daha başka neleri tetikleyeceğini, hangi “fırsatları” ortaya çıkaracağını öngörerek hazırlıklı olmak gerekiyor. Bu öngörülerden birini kendi kehanetlerim olarak değerlendiriyorum!

 

Dikkat çekmek istediğim kehanet konusu iki yönlü. Birinci yönü hava limanlarını, ikinci yönü de uçak bakım sektörünü ilgilendiriyor. Havayolu trafiğinin, doğal afetler, terör, salgın hastalıklar, iç savaşlar, gibi krizler nedeniyle düşmesi; hava limanlarında, uçamayan/seferi olmayan uçaklar için uzun süreli ve güvenli park yeri ihtiyacını doğuracak. Bu sorun doğal afetlere maruz kalan havayollarının uçaklarına da yer bulmak gerekecek.

 

Diğer taraftan uzun süreli park eden uçakların da bakımı söz konusu olacak. (Bu zorunluluğu biz THY’de 90 günlük grev sırasında yaşamıştık. Kabin içi bakımının dahi yapılması gerektiğini anlamıştık.)

Öyle görünüyor ki demokrasi savaşları ve ardından gelebilecek diğer karmaşıklıklar bu ihtiyaçları hep gündemde tutacak.

 

Bu kehanet ya da olasılıklara hazır olmak çok güç değil. Hava limanı işletmelerinin PAT sahalarını yeniden ele alarak, uçak park sahalarının uzun süreli park alanlarının genişletmeleri oldukça kolay gibi görünüyor. Şöyle ki, Kuzey Afrika’da durumları bozulan pek çok inşaat firmamız bütün gücüyle ve hızla bu yatırımları yerine getirebilirler.

Ayrıca, park edilen, bir süre uçuştan çekilen uçakların bakımı için bakım malzemesi ve insan kaynağı planlamasını hazırlamak da gerekmekte. Bunun için teknisyen yetiştirilmesinin yeniden gözden geçirilmesi ciddi bir önem taşıyor.

 

Bu kehanetler karşısında önermek istediğimiz bir başka önlem de “The Climate Investment Funds (CIF)” gibi IATA ülkesi havayollarının kendi aralarında “Afetler Fonu” (The Disaster Funds) oluşturarak, kurallara bağlamaları… Sigorta dışında kaynak yaratmaları…

Park yeri Kehanetleri

Facebook Yorum

Yorumlar

Misafir ~ 6 yıl önce
iki tane aynı yazınızdan var. burada yazdıklarınız hep çıkıyor. sahiden kahin gibisiniz

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000