01 Ekim 2018, Pazartesi
Çetin ÖZBEY
Çetin ÖZBEY cetinozbey@airporthaber.com

Müşteri Odaklı Şirketler. Sendikalar ve Siyaset



Olmayanı var mı? Hayır. Özellikle tüm hizmet sektörü şirketlerinin tepeleri övünürcesine öyle veya değil, “müşteri odaklı çalışıyoruz” demeyi görev addeder.

Bir şirketin müşteri (tüketici) odaklı olmasının birinci şartı, önce bu kararı vermesi ve sonra yapacağı bütün uygulamaları bu karara uydurmasıdır. Türk Hava Yolları bu kararı çoktan vermiş olan bir şirket.

Geçtiğimiz hafta THY Yönetim Kurulu Başkanının yapacağı bir yurt içi  seyahatte kabin personelinin kendisini uçağın ön sıralarından birine oturtabilmek için biletli bir yolcuyu “ bu koltuk arızalı” bahanesi ile oturduğu koltuktan kaldırdığını ve bilahare o koltuğa Yönetim Kurulu Başkanını aldığını / almak istediğini ve yolcunun / yolcuların bu durumu yadırgayarak yüksek sesle ” Bizi aldattılar “ diye söylendiklerini okudum bir sitede. Anlatımda bir gazete haberine de atıf yapılmıştı.

İlk önce “bir Türk Hava Yolları çalışanının işgüzarlığı olabileceği hususu geçti aklımdan. Sonra ise öyle olsaydı

Sn. Başkan değişikliği kabul etmez ve yolcudan özür dilerdi diye düşündüm. Daha sonra İlker beyin uygulamayı protesto eden yolcuya / yolculara  “Şova Gerek Yok” şeklindeki garip hitabını okudum. Bunu fazlası ile yadırgadım. Haberde Başkanın bu sözden sonra yerine geçtiği yazılı. Anlayamadım. Yolcunun kaldırıldığı koltuğa mı oturdu, yoksa kendisine ilk tahsis edilen arka sıradaki yerine mi geçti?

Zaman zaman siyasilerin beklenmedik bir protesto ile karşılaştıkları zaman sarf ettiği “Şova Gerek Yok “ sözünün hiç yeri olmamasına rağmen nereden aklına gelmiş, kimden esinlenmiş bilemem ama  Türk Hava Yollarına para ödeyerek hizmet alan yolcuya yapılan çirkinliğe bu gereksiz sözü ile  “ tüy diker ” gibi olmuş.

Ve de inanıyorum ki bundan sonra İlker Beyin hiçbir basın toplantısında “ THY’nin müşteri odaklı “bir şirket olduğunu söyleme hakkı kalmamıştır. Kendisine olay mı, olayın üzerine elleri ile diktiği tüy mü hatırlatılır onu bilemem. Takdir edileceği üzere yapılmak istenilen uygulama ve itiraz eden yolcuya / yolculara söylenen söz birbirinden beter. Belki de bunu sorabilecek gazetecilere toplantıya davet etmezler. En kestirme ve alışılagelen yöntem bu.

Neticeten hiç yakışmamış. Ne Türk Hava Yollarına ne de onun tepesinde oturan ve çalışanlara örnek teşkil etmesi gereken şahsa.

SENDİKALARIN SİYASET İLE İLİŞKİSİ

Hep merak etmişimdir. Sendikalar bir siyasetin ilişkisi ne düzeyde olmalıdır? Siyaseti ülke ve toplum sorunlarıyla ilgilenmek olarak kabul edersek, her bireyin olduğu gibi örgütlerin ve sendikaların da siyaset yapmasını doğal karşılamak gerekir. Aslına bakarsanız sendikaların üyeleri için talepte bulundukları hakların tümü siyaset ile bir noktada mutlak ilintili. ( örnek ücret artışlarının devlet bütçesine etkisi gibi )  Sendikaların yaptığı mücadele ile siyaset ilişkisini gösterecek birçok örnek mevcut. Bu durumda işçi örgütleri olan sendikaları siyasetten kopuk olmasının gerektiğini düşünmek realist bir yaklaşım olmayacaktır.

Uzmanlar “ 1980 sonrasında sendikaların siyasal partilerle kurduğu ilişkilerin süreklilik arz etmediğini söylüyorlar. Önde gelen Sendikaların siyasal partilerle kurduğu ilişkilerin tamamen bağımsız bir model içinde yer alan ilişkiler olduğunu söylemekte ve de sendikacılığın ülkenin etkin siyasal güçlerinden giderek bağımsız bir şekilde hareket edebilmekte olduğunu belirtiyorlar. Sendikaları siyasetin etkinlik alanı olmaktan çıkartırken siyasal partiler üzerinde üyelerin oy potansiyeli paralelinde bir baskı unsuru tesis ederek hak arama mücadelesinde somut netice alabilme çabasında olduğunu ifade etmektedirler.” Evet, okuyunca bu anlatım makul ve olması gerektiği gibi geliyor insana.

Peki: Bu Yaklaşıma Üyeler Ne Diyor? Taşımacılık iş kolunun direk kara taşımacılığı konusu ile ilgili şirketlerini bir tarafa bırakırsak, bu işkolunun Sivil Havacılık bölümü şirketlerinde sendikalaşmanın fazla yaygın olduğunu söylemek mümkün değil. Türk Hava Yolları ve onun bir parçası olan Turkish Teknik dışında Sendikalı şirket yok gibi. Ve bu durum da sendikacılık açısından anlaşılabilir olmaktan uzak. Ancak konumuz bu değil. Ve de hikâyeyi bu sendika yöneticilerinin ilk seçildikleri dönemden özellikle H. Topçunun destek ve gayretlerinden başlayarak anlatıyorlar. Evet; Hava-İş üyelerinin bir bölümü sendikalarının siyasi oluşum ile mesafeli olduğunu düşünmüyor. Bu güne kadar olan bitenler bir tarafa Hava İş’in Sn. Başkanının bir takım demeç ve konuşmaları ile bu havayı muhafaza ettiği de bir gerçek.  Başka bir deyiş ile ilk paragraftaki anlatımın kendileri açısından doğru olmadığını, sendikanın siyasilere hiç bir konuda baskı unsuru oluşturamayacağını ve tersinin ise mümkün olduğunu ve Hava İş’in Siyasetle iç içe oluğunu belirtiyorlar. THY bünyesinde yeni kurulan Hava Sen’in Mart 2018’ de 4000 üyeye ulaşmasını takiben THY tepe yönetimi ve Hava İş tarafından ayağına çomak sokularak tökezletilmesinin ise bu görüşlerini desteklediğini ilave ediyorlar. Ancak bir üye Hava-İş’in 15 Temmuz 2016 olayları sonrası iş akdi feshedilen 211 çalışanın işe iadeleri konusunda faal olacağını açıklamasını müspet olarak değerlendirdiklerini ve de bunun yukarıdaki görüşle kısmen de olsa bağdaştığını belirtiyor. Ve de ortak temenni uzmanların bu konudaki anlatımlarının tüm sendikalar için müşterek bir çıkış noktası teşkil etmesi. Kanaatimizce Sendikaların “patronlardan, siyasi partilerden ve devletten bağımsızlık”  anlayışını benimsemeleri gerekir. Dolayısı ile sendikaların bu gruplardan hiç birinin uzantısı haline gelmemesi ve sarı sendika damgasını yememesi gerekli. Zira daha sonra ilerleyen zaman içerisinde bu lekeyi silmek imkânsıza yakın.

BİR ŞİRKET VE O DÖNEMİN SENDİKACILIK ANLAYIŞI

Çok senelerce önceydi.. Bir tanıdığımız vardı. Rahmetler olsun. Vefat etti. Şirketi 50 sene önceki isimle çalışmaya devam ediyor mu bilemiyorum. “O zamanlar Ülkemizde kullanılan tüm naylon kılı bu firma üretirdi. Diş fırçasından, yer temizlik malzemelerine kadar kullanılan tüm kıl aksamının üretimini yapardı. Bir gün fabrikasına kendisini ziyarete gitmiştim. Bir fabrikada bulunması gerekenden hayli büyük bir toplantı salonunun bulunduğunu ve de işçilerin burada toplanmış olduğunu gördüm. Fazlı bey beni gezdirirken “ Burada da yöneticiler ve zaman zaman da personel toplantı yapar “ dedi ve süratle geçti salonun önünden. Salona bakmak istemediğini hissettim. İçerideki kalabalığın ne olduğunu sordum. Cevap enteresandı. ” Ha, falan Sendika bizim personelle görüşmek istedi. Arada bir böyle talepler oluyor ve de bu salonu kendilerine tahsis ediyoruz” İçeride hiç yönetici var mı diye sordum haliyle, cevap çok kısaydı.” Onların işi çalışanlarla “. Üretim mahallinin dolaşılmasını takiben Patronun odasına gittik. Ve anlattı. Toplantıda bizim işçi arkadaşlar Sendikacılara üye olmaları halinde kendilerine nasıl bir avantaj sağlanacağını sorarlar, onlarda anlatır. Maaşlara zam vb.. konular. İşçiler onları cevaplar.  Biz zaten makul ve yeterli zammı muntazaman alıyoruz.  Maaşlarımızdan bir şikâyetimiz yok ve bir işçimiz emekli olunca onun oğlu veya bir yakını işe alınıyor. İzin falan sıkıntımız hiç olmadı, o dönemde hiçbir işyerinde bulunmayan seviyede sağlık hizmeti alıyoruz. Eşim falan hastane de doğum yaptı vb… Sizin bize bunların üzerinde sağlayacağınız bir avantaj varsa söyleyin”

Alışılagelen toplantı bu minvalde sürer ve noktalanırmış. “Bu toplantının fabrikada yapılmasına izin vermezsem, işçilerim için dışarıda sıkıntı doğar, onu da arzu etmem”.diye ilave etti. Kendisine haliyle     “ Tüm bunlara rağmen bir veya birkaç işçinize sendikalaşmaya rağbet gösterse ne olur? Diye sordum. Cevap yine insancıldı. “Doğrusunu istersen bilemiyorum. Her halde ikna etmeye çalışırız. Firmamın işçilere tanıdığı avantajları şu veya bu bir Sendikanın çalışmaları ile verildiğinin düşünülebilecek olması beni üzer. Ben arkadaşlarıma güvenirim. Kaldı ki yaklaşık iki senede bir tekrarlanan bu toplantıların sonunda Sendika Yöneticilerinin de beni ziyaret edip işçilerimizin çalışma şartları nedeni ile teşekkür ettiklerini de unutmam.

Rahmetinin odasında çok güzel bir kaligrafi ile yazılmış ve çerçevelenmiş bir deyiş bulunuyordu.” EN BÜYÜK SERMAYEMİZ, ÇALIŞANLARIMIZDIR “ Galiba işin sırrı bu deyişte olsa gerekti.

Türkçesi Fazlı Bey hem patron hem de işçilerin üye oldukları Sendikanın Baş Temsilcisiydi adeta.

Müşteri Odaklı Şirketler. Sendikalar ve Siyaset

Facebook Yorum

Yorumlar

deneme ~ 2 ay önce
deneme

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Sn Çetin bey ~ 2 ay önce
Yakın geçmişte de buna benzer hadiseler olmuştu ama başrollerde ykb ve genel müdür yoktu,yakınları,akrabaları vardı. Full bir Dubai uçuşunda,oradaki bir fuar'a katılacak ykb'nin akrabalarını uçurmak için iki business class yolcu salona geç geldikleri bahane edilerek uçağa alınmamışlardı.Eski ulaştırma bakanı'nın oğlu uçacak diye taksi'deki Paris uçağı körüğe geri yanaştırılmış,gemicik sahibi zat'ı dönüşte genel müdür vip'de karşılayıp uçağı bekletmedikleri için özür dilemişti.Aynı dönemin thy genel müdür'ün,dolu olan Trabzon uçağına yedek biletli akrabalarını bindirmek için dış hat'dan gelen transit yolcuların beklenilmediği de var. Halbuki yetiştirilme imkanı ve zamanı vardı, sonuçta uçağı kaçıran 5-6 yolcu otele alındı,sabah ki seferle gönderildi. Bunlar iftira,yalan vs değil tabii belgesi,kanıtı da yok ama eski alan personelleri hatırlar eminim. Sendika olayına gelirsek de 2002'de 5 milyon civarı olan sendikalı çalışan sayısı günümüzde 1 milyon civarına düşmüş ama ne gariptir ki emekçilerin çoğu da kendilerini sömüren,hak,hukuk vermeyen,kendilerini işsizlik ile tehdit eden zihniyete oy verip durmuş hala daha öyleler. Günümüz sendikaların da iktidar baskılarıyla sarılaşması da ayrı bir yazı konusu olur sanırım. Ülkemizde insana yakışır şekilde maaş,sosyal haklar,zam vs verilse,sömürü düzeni olmasa,emekçilerin sorunu olduğunda kolaylıkla çözülse,adalet olması gerektiği gibi işlese zaten sendikalara gerek kalmayacak. Gelişmiş ülkelerde bile devamlı grev olabiliyorken,insanlar hakları için demokratik her tepkiyi verebiliyorken ve bunları yaparken vatan haini diye yaftalanmıyorken bizim ülkemizde işçilerin devamlı işsizlik ile tehdit edilmeleri onların da geçim nedeniyle herşeye boyun eymeleri,tepki vermemeleri,patron ve zenginlerin uzun yıllardır devamlı iktidarlarca kollanmaları neden geri olduğumuzun en büyük kanıtlarındandır. Bir şirketi çalışanı büyütür,para,prestij kazandırır,yöneticisi,sahibi,müşterisi değil, bir ülkeyi de insanına verdiği değer,adalet,eşitlik,liyakat,eğitim,bilim,spor,sanata gösterdiği önem,yaptığı yatırım büyütür,makam uçakları,arabaları,vatandaşı daha da borçlandırarak,çoğunlukla bir bölgeye yol,köprü vs yapmaları,sokaklarda arabaların çoğalması değil. Saygılar,hürmetler.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Mazlum ~ 2 ay önce
kitap yazaydın gardaş
Mazlum'a ~ 2 ay önce
Uzunsa okuma yorum da yapma o zaman.
IST TK ~ 2 ay önce
Çetin bey, İlker beyin bu sözü malesef yakışık durmadı ama öyle gelir gelmez yolcuya söylenmiş bir söz değil. Ne yazikki İlker beyin buyurun yerinize oturun benim için hangi koltuk olduğu farketmez demesi uzerine, yolcu şimdi de şov yapıyorsunuz diye çıkıştı. Bu nedenle o diyalog gerçekleşti. Koltuk arızasına gelirsek, o da malesef yer hizmetlerinin yolcuyu oradan kaldırmak için kullandığı bir bahane. Kabin ekibinin bir suçu yok.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
CVP ISTTK ~ 2 ay önce
YOLCUYA BU BAHANE İLETİLİP YER YK BAŞKANINA TAHSİS EDİLDİKTEN SONRA NE SÖYLENSE ÖNEMLİ DEĞİL. KALDI Kİ YOLCUYU AYNI ŞEKİLDE CEVAPLAMAKTA DOĞRU KAÇMAMIŞ.UYGULAMANIN İLKER BEYİN İSTEĞİ VEYA BEKLENTİSİ ÜZERİNE YAPILDIĞINI BENDE ZANNETMEM.DAHA SONRA İLKER BEYİN YOLCUYU ARAYIP ÖZÜR DİLEDİĞİNE İLİŞKİN BİR HABER DE OKUDUM. SÖYLEDİĞİNİZE GÖRE KABİN PERSONELİ SÖZÜM YANLIŞ OLMUŞ.KASIT YOK. ÖZÜR DİLERİM.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000