01 Şubat 2016, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com
  • Aman Oya Hanim, 3. havalimani ile ilgili nasil olur da olumlu olmayan, gurur duymayan bir yazi yazabilirsiniz? Siz millet iradesine, kalkinmaya, gelismeye karsi mi cikiyorsunuz, dis mihraklardan mi besleniyorsunuz? Saka saka, yazin tabi. Lakin yukaridaki gibi beyin kirintisindan yoksun yorumlara da hazir olun, kuduz kopegin kimi isiracagi belli olmaz.
  • 3.havalimanı "ulusal gurur". mühendis bozuntularının odası kirletemez
  • 3. havalimanı günü kurtaran yarını karartan bir proje. hepimiz bunu cesurca haykırmalıyız. evet KRAL ÇIPLAK
  • 3. havalimanı günü kurtaran yarını karartan bir proje. hepimiz bunu cesurca haykırmalıyız. evet KRAL ÇIPLAK

Mehmet Amca’dan 3.Havalimanına Doğru

40 yıllık bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Hikâyenin kahramanları Mehmet Amca ve Dr. Mimar Hayati Tabanlıoğlu.

Yıl 1976… Havalimanlarını işleten kuruluş, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü “DHMİ”,  havalimanları, yolcu terminallerinin inşaatını yapan kuruluş ise Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü “DLHİ” idi. İlginç olan inşaa eden Bayındırlık Bakanlığı, İşleten Ulaştırma Bakanlığı idi. Operasyon yapan şirketler, meydanda hizmet veren kamu kurum ve kuruluşları, özel şirketler vb ihtiyaçlarını DHMİ’ye bildirirler, DHMİ bu ihtiyaçları kendi süzgecinden geçirir, Ulaştırma Bakanlığına gönderirdi. Meydanların inşaası için DLHİ’ye havale edilirdi. Tabii bu arada yatırım plan ve programlarının da “DPT”Devlet Planlama Teşkilatınca (şimdi Kalkınma Bakanlığı) onaylanması gerekirdi. Yöreye ve öngörülen yolcu potansiyeline göre aşağı yukarı aynı tip mimari projeler uygulanırdı.

Ankara, Antalya, İzmir gibi büyük kentler için mimari proje yarışmaları açılırdı. Fakat İstanbul’da durum biraz daha farklıydı. İstanbul için yapılan yarışmalar sonuçlanmıyordu. Bürokrasinin tavan yaptığı senelerdi. Bayındırlık Bakanlığına bağlı “Büyük Yapılar ve Büyük Projeler Bölge Müdürlüğü” isminde bir organizasyon vardı. Başında rahmetli Dr.Hayati Tabanlıoğlu bulunuyordu. Atatürk Kültür Merkezi ile Atatürk Hava Limanı “AHL” projelerini yönetiyordu. Hayati Bey AHL’nin kapasitesinin, ihtiyaçlarının, ulaşımının, pistlerinin, taksiyollarının, apronlarının vb, limanın içinde yer alacak tüm tesislerinin yerini, büyüklüğünü belirleyen “master planının” da sorumluluğunu üstlenmişti. Doğal olarak, Türkiye’nin dışarıya bakan yüzü, ilk karşılama noktası olarak değerlendirdiğimiz havalimanının yakın çevresine de müdahale etmek durumunda idi. Otoriter, titiz, çok çalışkan bir insandı. THY’de genç bir mimar olarak çalışmaya başladığımda,  bana, Avan projelerini Hayati Beyin yürüttüğü, THY’nin Bilgi İşlem, Eğitim ve Restoran/lokanta binalarının mimarisi ve mimariye esas teşkil edecek ihtiyaçlarının koordinasyonu görevi verilmişti. Bu benim adıma büyük bir şanstı. Çünkü bir havalimanının bütününü görmek ve fonksiyonlarını anlamak şansı bulmuştum. Yeniden öğrenme sürecim başlamıştı. Bir yandan THY’ye ait olan 3 binanın mimari projelerinin tasarımında bir yandan da bugün “İç Hatlar Yolcu Terminali” olarak kullanılan, o zamanın “Dış Hatlar Yolcu Terminalinin” projelerinde çalışıyordum. Böylece bir yolcu terminalinde “bayrak taşıyan havayolunun” ana üssündeki ihtiyaçlarını, diğer yandan İstanbul’a/İstanbul’dan uçan şirketlerin ihtiyaçlarını anlıyordum. Haftanın birkaç gününü THY İnşaat Emlak Müdürlüğünde geçiriyordum. Sınırlı da olsa havacılıkla ilgili yayınları takip etmeye başlamıştım. Elimize geçen broşürler bile çok değerliydi. Türkçe yayın yoktu. Ne bulsak bizim için nimetti.

Tüm yayınlarda havalimanı projelerinin başlama noktasının yer seçimi ve “ulaşım” olduğunu görüyorduk. Okulda şehircilik dersi hocalarımız, ulaşım sistemlerini, bedenin kan dolaşımına benzeterek anlatırlardı. Damarlardaki tıkanıklığın felce hatta ölüme neden olacağını, damarlararası ilişkinin önemini vurgularlardı. Hayati hocamız da planlanmakta olan yolcu terminalinin demiryolu ve metro bağlantılarını master planda projelendirmişti. Kâğıt üzerinde de olsa havalimanına raylı taşımacılık geliyordu. Yani bu bağlantı 70’li yıllarda planlanmıştı. Biz de kendi aramızda, Hayati Hocanın ne kadar vizyoner olduğunu düşünüyor, konuşmalarını hayranlıkla dinliyorduk.

Havayolculuğun hikâyesini okumayı söker gibi çözüyordum. Bir “master planımız” vardı. Neyin nereye yapılacağını biliyorduk.

4 yıl süren mimari proje çalışmasının ardından bizim (THY’nin) binaları ihaleye çıktı. Bizim bu 3 binamızın inşaatını DLHİ yapacaktı. Yanlış hatırlamıyorsam 3 kez ihale edildi. Müteahhitlerin biri iflas etti. Diğeri işi bıraktı. Yapımı yıllar sürdü… (Binalarımıza ancak 1987-88 yıllarında taşınabildik)

O dönemlerde, “Mehmet Amca” diye hitap ettiğimiz bir İnşaat Emlak Şefimiz vardı. Bir tarafta akademisyen kimliği ile Doç.Dr.Hayati Tabanlıoğlu, diğer tarafta Anadolu insanı Mehmet Amca… Mehmet Amca Kendisi inşaat teknikeri idi. Amca dememizin nedeninin yaşı ile ilgisi yoktu. Mehmet Amca, THY’deki herkesi tanırdı. Kimden ne istenir, kime ne yaptırtılır bilirdi. Yurt içindeki bütün THY ofislerinin, mal sahipleri kim, kiraları ne kadar, kira dönemleri ne, DHMİ’ye nerede ne ödeniyor, hangi meydanda kim var, yetkisini kullanır mı gibi tüm detaylara hakimdi. Dahası var… Atatürk Hava Limanındaki binaların nerelerinde neler var, hangi organizasyonlar hangi görevleri yapmakta, Mehmet Amcaya sormak yeterliydi.

20.yy’ın, 1900’lerin başında Türk sivil havacılığının başladığı yer olan AHL (Yeşilköy Havaalanı), 1953 yılında uluslararası hava trafiğine açılmıştı. Uçak lüks ulaşım aracıydı. Ağırlık karayolu taşımacılığına verilmişti. Ancak, uçak teknolojisi gelişirken havacılığın operasyon tarafı da gelişiyor, yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyordu. Bu ihtiyaçları karşılamak için “gecekondu” önlemleri alınıyordu. En hızlı şekilde, ya mevcut binaları tadil ediyor, ya da bugün, baraka diyebileceğimiz yapıları konduruyorduk. Çünkü, “işin” ihtiyacı projelendirmek, kuruluşlararası koordinasyonunu sağlamak, ihaleye çıkarmak falan gibi çok uzun süreci beklemeye tahammülü yoktu. Bu da Hayati Hocayı kızdırıyordu! Master plan dışı gelişmeler oluyor, meydan adeta kendi kendine limana dönüşüyor, ihtiyaçlar artıyordu…

Diğer yandan altyapıya, özellikle pis su kanallarına oradan buradan-şuradan eklemeler yapılıyordu. En sık karşılaştığımız olay “fosseptik” çukurlarının taşmasıydı! İşte, Yeşilköy’ün kanallarının geçtiği yerleri, fosseptik çukurlarını, rögarlarını, elektrik hatlarını, ısıtma tesisatlarını da, belki DHMİ sorumlularından daha iyi Mehmet Amca bilirdi. Zira, altyapı projesi diye bir şey yoktu. Bu kadar çok şeyi nasıl aklında tutuyordu, bilgisayar yoktu, excell yoktu, herşeyi manuel yapıyor, arşivliyordu. Dosyaların yerini bile kendisi biliyordu. Mehmet Amca giderse biz ne yapardık…

1980 ihtilâli olduğunda havalimanının Kargasekmez tarafındaki büyük “barakadan” charter uçuşları yapılıyordu. Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız ana vatana gelip-gitmek için artık uçağı tercih ediyorlardı.

Bizim bakım hangarımızın (tek uçak kapasiteli) ve Kargasekmez’deki Charter Terminalinin (!) en temel sorunu da akan çatılarıydı. Akıntılarla asla baş edilemezdi… çatının yeniden yapılması gerekiyordu. Tamamını söküp yeniden yapmak hem maliyetli idi, hem de yatırım planlarında yeni terminal ve yeni hangar yer aldığından bütçeden ancak onarım desteği alınabiliyordu. Üstelik çatının sökülmesi terminali bir süre kullanmamayı gerektiriyordu. Dönemin sıkıyönetim komutanlığının emriyle Kargasekmez terminalini tadil etmiştik. Tadilat sırasında, bizim işleri yapan müteahhitin işçilerinin, limanda başka bir iş yapan müteahhitin seramiklerini alması nedeniyle, kontrol sorumlusu olarak, kendimi Hava Harp Okulu Komutanının makamında bulmuştum. Heyecandan ağzım dilim kurumuştu. 1402 sayılı sıkıyönetim kanununu acımasızdı. Neyse ki komutan olayın abartıldığını anlamıştı. Müteahhit alınan birkaç kutu seramiği iade etti!

Bende iz bırakan bir başka konu da, o yıllarda çalışan kadınların pantolon giymemesi idi. Pantolon giymek kıyafet yönetmeliğine aykırıydı. Ben de çatıya çıkıp nerelerin nasıl onarılacağını/onarıldığını tespit etmek için eteğimin altına pantalonumu çekerdim. Ne kadar uğraşsak boşunaydı. Yine uçak hangarının ofis bölümlerinin demirbaşı olan kovalar, her yağışta yerlerini alırlardı. X-ray çekimleri yapılacağı zaman hangar boşaltılır, uçağın etrafına bantlar çekilirdi. Hangar çatısı oradan buradan yağmur sularını hangarın içine çekerdi. Çünkü hangarın çatısında kurşun delikleri olduğu, hangara dadanan kuşlara ateş edildiği söylenirdi…

Mehmet Amcanın emekli oluşu da o yıllara rastlar. Hem çok üzülmüş, hem de çok korkmuştum. Değil cep telefonu, ev telefonu bile zordu… Ama, korktuğum olmadı, bizler fark etmeden o kadar çok şey öğrenmiştik ki… Artık başkaları bize sorar hale gelmişti! Gördüm ki, “hiç kimse vazgeçilmez değil ve kimsenin yeri boş kalmıyor.” Mehmet Amcanın da hemen boşluğu dolduruldu.

Sonraki yıllarda “yap-işlet-devret” adı verilen iş modeli ile karşılaştık. “Yap-işlet-devret” rahmetli Özal’ın bize öğrettiği iş modeliydi. Şaşırdık, anlamadık, kızdık. Kuşkuyla baktık. Model işlemeye başladı. İhtiyaçlar öylesine önde gidiyordu ki,Hayati Beyin liman üzerindeki otoritesi kalmamıştı. Bir süre sonra o da emekli oldu.

Derken, Sabiha Gökçen gündeme geldi. İlk tartışmaya başladığımız konu “u l a ş ı m” idi. Elbette İstanbul için 2.nci bir havalimanı gerekliydi. AHL giderek satüre oluyordu. Ama, iki liman tandem (koordinasyon içinde, birbirine bağlı olarak; ortaklaşa, birlikte, beraber) nasıl çalıştırılacaktı? Demiryolu? Metro? Peki ya deniz? Hiçbirinin cevabı yoktu! Hatta rahmetli Özal talihsiz bir söylemde bulunmuş “demiryolculuğun kominizmin ürünü” olduğunu söylemişti… Sonunda, Sabiha Gökçen Havalimanı bağlantısı sadece D100’e kaldı. Ne deniz, ne de raylı taşımacılıkla desteklenemedi.

Bu arada rant çevrelerince AHL’nin etrafı sarılıyordu. Yapılaşma önlenemez bir şekilde öylesine arttı ki, AHL’de neredeyse nefes alacak yer kalmadı. Kaygı duyduğum, bir çok kereler dile getirdiğim apron kazalarının oranı da artmaya başladı.   

Yıllar arasındaki pek çok ilginç yaşanmışlığı atlayarak 2013’e gelelim… Büyüyen Türkiye, büyüyen İstanbul… Ve 3.Havalimanı. Yetkili kurullarda tartışmadan “mega projenin” ihalesi yapıldı. Daha söylentisi çıktığında Arnavutköy’de arsa fiyatları tavan yapmıştı. Yer seçiminde bu bölgenin tercih edilmesinin en önemli nedeni olarak 3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu gösterildi. Şimdiye kadarki yerleşme-şehircilik kabullerinin tersine, 3. Hava limanıyla birlikte oluşacak “yeni şehir” projesinin İstanbul’un mevcut kentsel gelişim yönünün aksine; İstanbul’un kuzeyine kaymasına karar verildi. Oysa, bu bölgede doğal eşikler (su havzası, orman alanı vs.) olduğu için, planlamada değil yapı yapmak tam tersine denetim altında tutulması gereken bölge idi.

Bu yerleşim alanları ile kent merkezi arasında ulaşım bağlantılarını sağlayacak herhangi bir raylı  toplu taşıma sistemi,  metro veya metrobüs hattını şimdiye kadar ne duyduk, ne de gördük.  Bölge mevcut durum itibari ile sakin yaşamı ve orman havası ile dikkat çekiyordu. Acaba neler olacak?  

Bir vatandaş olarak öğrenmek istediğim 3 temel konuyu soruyorum:

  1. Gerçekten AHL kapatılacak mı? Onca yatırım yerle bir mi edilecek? Adına kentsel dönüşüm mü denecek?
  2. Üçüncü havalimanı; Sabiha Gökçen ve AHL ile tandem nasıl çalışacak?
  3. Kentin Anadolu yakasında yaşayanlar üçüncü hava limanına nasıl ulaşacaklar? Her yaşta yolcu için neler düşünülüyor?

Bakınız:

TMMOB 

TEMA 

Mehmet Amca’dan 3.Havalimanına Doğru

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (6)

Vay canina ~ 10 ay önce
Aman Oya Hanim, 3. havalimani ile ilgili nasil olur da olumlu olmayan, gurur duymayan bir yazi yazabilirsiniz? Siz millet iradesine, kalkinmaya, gelismeye karsi mi cikiyorsunuz, dis mihraklardan mi besleniyorsunuz? Saka saka, yazin tabi. Lakin yukaridaki gibi beyin kirintisindan yoksun yorumlara da hazir olun, kuduz kopegin kimi isiracagi belli olmaz.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
odp ~ 10 ay önce
3.havalimanı "ulusal gurur". mühendis bozuntularının odası kirletemez

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Ferhat kanlı ~ 10 ay önce
3. havalimanı günü kurtaran yarını karartan bir proje. hepimiz bunu cesurca haykırmalıyız. evet KRAL ÇIPLAK

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Ferhat kanlı ~ 10 ay önce
3. havalimanı günü kurtaran yarını karartan bir proje. hepimiz bunu cesurca haykırmalıyız. evet KRAL ÇIPLAK

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000