09 Şubat 2015, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

KORKU DA BİR YÖNETİM TEKNİĞİ

M.Ö.384 yıllarında doğan felsefe biliminin sistemleştirilmesinde en önemli rolü oynayan Aristoteles insanı tanımlamıştı: “Düşünen hayvan” demişti. Düşünen ve konuşan hayvan” ifadesi, insanı tam olarak ifade etmiyor. Benim itirazım da “hayvan” lafına! Hayvan sözcüğünü kaldırıp “canlı” olarak değiştirirsek daha anlamlı oluyor. İnsan yoğun duygularla yaşıyor  ve akıl oyunları ile kendini, çevresini yönetiyor. Korku da duygularının içinde baskın bir rol oynuyor.

İtalyan Rönesansının önemli isimlerinden  Niccolo Machiavelli, bundan 500 yıl önce "Sevilen biri mi olmak, yoksa korkulan biri mi olmak daha iyidir?" sorusunu  “korkulan insan olmak sevilen insan olmaktan daha güvenli” şeklinde cevaplamıştı.

Güç kavramına yüklediğimiz anlam; korku, saygı, inanç, güvenle pekişir. Gücün içine bir yandan da korku ile saygı bizim toplumumuzda birbirine karıştırılır. Bu karışıklık son yıllarda daha da arttı. Örneklerini sosyal medya, televizyon, gazete gibi iletişim kanallarında her an yaşıyoruz. İnanma,  güvenme ve biat etme ihtiyacı adeta iliklerimize işlemiş. Korku olmayınca güvende hissetmeyiz, gariptir, basit-hafif buluruz.  Aslında gücü ele geçirmek için önce “bilgi” sonra “güven” aşılamak gerekir. Gelin görün ki, korku aşılamak birinci önceliği almış durumda…

Korku da Bir Yönetim Tekniği

Şirketlerde, ailelerde, siyasi partilerde, sendikalarda, resmi ve özel kuruluşlarda; otoriter yöneticiler elerine geçirdikleri yetkiyi, yönettikleri üzerine korku salan bir güce çeviriyorlar. Çünkü “korku” otoritenin göstergesi olarak kullanılıyor. Herkesin içinde azarlamak, alay etmek, eleştirmek, küçük düşürmek, hakaret etmek, cezalandırmak, işten atmak onlar için HAK!

Örneğin: Verilen satış hedefini tutturamamaktan korkan satış elemanın, hatalı telefon bağlayan sekreterin işsiz kalma endişesi, arkadaşları tarafından dışlanan grafikçinin, patronun karşısında yapacağı sunumun beğenilmeyeceğini düşünen yöneticinin korkusu.”

Uzmanların birleştiği fikir: Beğenilme ve takdir, cezalandırılma-eleştirilme korkusuna göre daima daha itici ve yapıcı bir güç olduğudur. İşten atılma, başarısızlık, mahçup olma belirsizlik korkusu gibi korkular "psikolojik" dengeyi bozar, doğal sonucu olarak da verimi düşürür. Hata yapma riski artar... Güvenilir olanlar, güven duyabilecekleri ilişkiler yaratırlar.

İnsanın doğasından olan korku; yerine ve zamanına göre,“enerjiyi harekete geçiren ve aksiyon almasını hızlandıran bir yakıt” olabileceğini ileri sürenler var. Ben tamamen tersini düşünüyorum. Korku bastığında korktuğum “şeyden” kendimi alamam, takılır kalırım. Düşüncelerim karmaşıklaşır, inançlarım, değerlerimle korkularım savaşmaya başlar. Heyecanımı olumsuz etkiler. Ortamdan soğumaya başlarım. Saygım azalır. Zaten sevgiden söz etmek mümkün olamaz. Takım çalışmalarından endişe duyarım. Konuşmak, yazmak, iletişim kurmak güçleşir. Sahtekarlıklar başlar. Korkanlara “korkak” damgası vurulur. Korku bazen de “dolmuşa gelmeye” neden olur. Kışkırtmalara, tahriklere açık olunup bir anda öne atılıp çözülür korkular… Girdabın içine düşüverir insan.  

Korku olmazsa disiplin sağlanamaz mı? Korku aidiyet ve sadakat duygusunu nasıl etkiler? Bugün yaşadığımız çalışma ortamlarında korkuyla verim sağlanıyor mu? “Bilgi toplumunda” çalışanların korkuyla yönetilmesi “etkili” mümkün müdür? Korkulan bir ortamda takımlar başarılı olabilir mi? otoritenin yarattığı korku, başka korkuları da tetikler mi? Çalışanların yanlış işler yapması gibi sonuçlar doğurur mu? Yanlışlar, hatalar, istenmeyen durumlar, halıların altına süprülür mü?
 

Otoriter Yönetimin Açmazı
Otoriter yönetici, beklediği disiplin, sessizlik, itaat, biat ve saygılı davranışları gördüğünde,

performansın neden düştüğüne şaşırır. Yeterince çalışılmadığını, çalışanların iş yapmayı bilmediklerini düşünür. Süreçlere odaklanır; daha ayrıntılı ve katı kurallar koyar. Jurnal kanalları işlemeye başlar.

İnisiyatif kullanmayı sınırlar. Sonunda çalışanların büyük çoğunluğu “otoriteye” hizmet eder hale gelir ve otoriteyi mutlu etmeyi kendi değerlerinin ve iş etiğinin önüne koyarlar.

Otoritenin “BEN” egosu giderek tavan yapar. Sertleşen otorite, çalışanlarda, bedbinlik, umutsuzluk, öfke, kötü niyetli itaat ve düşük güven oluşturur. Çalışanlar isteksizleşir, yetkinlik ve becerilerini kullanmamaya başlarlar. Orta kademelerde “boş verme” eğilimleri görülür.

Liderlerin, yöneticilerin çalışanlardan yüksek performans elde edebilmeleri için İNSAN FAKTÖRÜNÜ dikkate almaları, çalışanların, varlıklarını, kalplerini, ruhlarını (nefs) ve beyninlerini bir bütün olarak düşünmeleri gerekir. Çalışanları, verilen talimatları yerine getiren robot gibi gören yaklaşım; krize girdiğinde, darbenin nasıl oluştuğunu göremez.

İş huzuru ve performansın en yüksek düzeyde olmasını istiyorsak… Teknolojide ve bilim alanında atak yapmak, ihracatı arttırmak, daha çok yolcu taşımak istiyorsak yönetimde “insan faktörünü” hiçbir zaman göz ardı etmememiz gerekir.

Son söz: Ağaç ustaları için söylenen bir deyiş vardır: “Her marangoz elindeki ağacın tüm özelliklerini bilmek zorundadır. Bunları bilmeyene değil usta, çırak bile denemez”.

KORKU DA BİR YÖNETİM TEKNİĞİ

Facebook Yorum

Yorumlar

husnu ~ 2 yıl önce
THK ve Turkkusu yıllarca korkuyla yönetildi.Sonuç ortada.Emanet kurumlari yönetenler (THK ve Kızılay vb.) kasitli-kastsiz yaptıkları hataların hesabını vermezler veya görmezden gelinirse hıyanet edebilirler.Türk toplumu da genetik olarak güçlü otoriter ve korkulan lideri benimser ve onu ornek alır.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
iPhone Uygulaması ~ 2 yıl önce
Oya hanım kaleminize, yüreğinize sağlık..

Yanıtla

Kalan karakter 1000
sinerji ~ 2 yıl önce
performans yönetiminde güven esas;kontrol şart, derler.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000