04 Mart 2009, Çarşamba
Korhan OYMAN
Korhan OYMAN koyman@fit.edu
  • 3. Piyasadaki listeye göre American Airlines, United Airlines, National Airlines ve Continental Airlines firmaları DC-10 tipi uçaklarını filolarında bulunduran firmalardı. Sadece iki tane DC-10 tipi uçak ortalıkta yoktu, bunlarda Mitsui Firmasının bu iki uçağı All Nippon Airways için sipariş ettiğinden dolayı piyasada yoktu ve bu iki uçağın bagaj kapıları değistirilmedi. Bugüne kadar bilinmeyen bir sebebten dolayı japonlar o iki uçakları almaktan vazgeçti ve yapım numarası 29 ve 33 olan bu iki uçak Türk hava Yollarına satıldı. Ermenonville´de düşen ve 346 kişinin hayatını kaybettiği faciada yapım numarası 29 olan ve bagaj kapısı değişmeyen uçaklardan bir tanesi di. Belki sizi ilgilendirir diye yazdım. Saygılarımla.
  • Ona göre kararımızı verelim Hollanda hakkında. İşin aslına gelince: 1. 3 Mart 1974 tarihinde Ermenonville Ormanına düşen TK 981 numaralı THY Uçağı ile ilgili ölen sayısı 333 yolcu ve 13 mürettebat, yani toplam 346 kişi. 2. 12 Haziran 1972 tarihinde Los Angeles´ten New York´a gitmekte olan McDonnell Douglas DC-10-10 tipi uçağın, yani Flight 96 diye bilinen ve (Windsor İncident olarak hafızalarda kalan) zoraki inişinden sonra McDonnell Douglas Firması 3 Temmuz 1972 tarihinde piyasada olan tüm DC-10 uçaklarının bagaj kapılarının değiştirilmesi ve yeni kilitleme sistemi ile tekrar piyasaya geri sürülmesi için listelerde adı geçen uçaklar ve firmalara FAA aracılığı ile bagaj kapısı problemini bildirilmiştir. ..............................
  • Yazınızı okudum ve cevaplayacağım, izninizle. Beğenmediğimiz Hollanda Sivil Havacılık otoriteleri arasında çok deneyimli ve de ciddi olanlarından biridir. Bizim 1974´de Paris´de düşen DC-10 uçağımız KLM´in sipariş verip sonradan siparişini iptal ettiği uçaklardandı. KLM bu siparişi Hollanda Sivil Havacılığı DC-10 uçağını teknik olarak emniyetli görüp sertifiye etmediği için iptal etmişti. Hatta bagaj kilitleme sistemindeki ölümcül problemde Douglas´a yazdıkları sorunlar listesinde yer alıyordu. O kızdığımız Hollanda´lılar işlerini ciddi yaparken biz aynı uçağı satın alıp sefere koyup 350 kişinin hayatına mal olan bir kazanın sahibi olduk. O nedenle işin sonunu görmeden hemen paçaları sıvamayalım. Bırakalım rapor açıklansın. Devamı gelecek.
  • ....ait olan ve Japon All Nippon Airways icin siparis edilmisti. Ancak All Nippon Airways belirlenemeyen bir sebeb yüzünden siparislerinden vaz gecmis, ve Yapim Numarasi 29 ve 33 numarali ucaklar THY ye satilmistir. 3 Mart 1974 tarihinde düsen TK981 ucagin yapim numarasi 29 dur. Yani anlayacaginiz, KLM veyahut Hollandalilar ile uzaktan, yakindan alakasi yok. Konu ile ilgili daha fazla bilgi isterseniz, lütfen bildiriniz. Saygilarimla,

KAZA SONRASINDA ETİK YOZLAŞMA

Kötü haber tez ulaşır. Ancak o tez ulaşan kötü haberin içeriğinin bilinmezliği insanın ömrünün yarısını yer. 1974 Mart’ında DC-10 Paris’te düştüğünde rahmetli babam DC-10’da görev yapıyordu ve yurtdışına uçmuştu. Hala hatırlarım ben 10 yasindayım, annem sekiz aylık hamile, ev telefonu karaborsada o zamanlar, cep yok ağlaya ağlaya kapı kapı gezip diğer pilotlara acaba ekibin arasında babam veya amcam varmı diye sorduğumuzu.

Hala hatırlarım benim babam uçuştan dönup birbirimizi kucaklarken sınıf arkadaşım Rüya’nın babası rahmetli Nejat Berköz kaptanın DC-10’da şehit olduğunu ve onun yaşadığı acıyı. Havacılık böyle bir şey, sabah kucaklaşırsınız akşam bir hatıra olursunuz. Bunu ancak havacılar anlar. İşte yine geçen hafta beş yolcuyla birlikte dört havacımız bu dünyadan, bizlerden ayrıldı.

Onlar hayatlarını çok sevdikleri mesleklerini özveriyle icra ederken kaybettiler ama bizler hala böyle trajik olayların ardından nasıl davranacağımızı öğrenemedik. Kaza sonrasındaki sürece baktığımızda her alanda meslek, sektör, basın, hatta politik etiğin bile ayaklar altında kaldığını görüyoruz. Kaza sonrası tam anlamıyla “Made in Turkey”.

Sürecin başlangıcı tabiki kriz yönetiminde sınıfta kalanlarla dolu. Her kafadan bir ses çıkıyor. Medyanın hali ise Amerikalıların çok kullandığı bir tabirle tam bir “feeding frenzy”. Yani toplumu bilgilendirmek yerine insanların acısınla beslenen bir canavar durumu var ortada. En meşhur köşe yazarları bile durumdan görev çıkartıp aprondaki deveyi kazanın ana teması haline dönüştürüyor. Ama suçu onlara bulmaya gerek yok çünkü sürecin her karakteri farklı amaçlarla birbirine gol atmaya çalışıyor. Tabiki medyada hem Türkiye’de hem Hollanda’da topa uzanan kaleci konumunda her gelen topu yakalayıp tekrar sahaya atıyor. Ben THY yönetiminede çok kızmıyorum. THY’de yurdum şirketi ve ne kadar beş yıldızlı falanda olsada birçok işte olduğu gibi yurdum insanına yaraşır şekilde yönetiliyor. Bugüne kadarki kazalarda da durum farklı değildi.

Devletin her binasında bir kriz odası planda gösterilir, içi döşenir, TV, telsiz, telefon falan konur ama bir kriz anında kim ne yapacak, kriz yönetiminden kim sorumlu olacak, yada kurumun basın sözcülüğünü kim yapacak bilinmez. Bilinse bile bunlar prosedürlere dönüştürülüp ara ara kriz senaryoları uygulanarak test edilmedikçe bir işe yaramaz. Bunu anlamak için sadece Amerika’da Temmuz 1989’da Sioux Falls şehrine mecburi iniş yaparken kaza geçiren DC-10 uçağının hikayesini anlatan dökümanterleri seyretmek yeterli olacaktır.

Birde tabiki kötü bir huyumuz var tüm dünyayı kendimize düşman görüyoruz son yıllarda. Kazaya müdahale geç yapıldı veya Hollanda Sivil Havacılığı THY’yi ve Türk Havacılığını baltalamaya çalışıyor falan gibi kendi kendimize yine günah keçisi yaratıyoruz. Ben eminim bu işte Hollanda’nın en ufak bir suçu varsa kaza kırım araştırmasının sonucunda ortaya çıkar ve de gerekeni yaparlar. Beğenmediğimiz Hollanda Sivil Havacilik otoriteleri arasinda cok deneyimli ve de ciddi olanlarindan biridir. Bizim 1974’de Paris’de düşen DC-10 uçağimız KLM’in sipariş verip sonradan siparişini iptal ettiği uçaklardandı. KLM bu siparişi Hollanda Sivil Havacılığı DC-10 uçağını teknik olarak emniyetli görüp sertifiye etmediği için iptal etmişti. Hatta bagaj kilitleme sistemindeki ölümcül problemde Douglas’a yazdıkları sorunlar listesinde yer alıyordu. O kızdığımız Hollanda’lılar işlerini ciddi yaparken biz aynı uçağı satın alıp sefere koyup 350 kişinin hayatına mal olan bir kazanın sahibi olduk. O nedenle işin sonunu görmeden hemen paçaları sıvamayalım. Birakalım rapor açıklansın. Ona göre kararımızı verelim Hollanda hakkında.

Her kafadan çıkan seslerden biride yabancı avukatlarhakkında. Efendim adamlar ınsanları acılı günlerinde rahat bırakmıyorlarmış. Arkadaşlar, havacılık kazalarında açılan davalara “class action litigations denir”. Bu davalarda ilgili kurumları dünya çapında milyonlarca dolar ücret alan avukatlar savunur. Eğerki kaza sonrasında kazazede yakını olarak hakkınızı aramaya çalışırsanız Türkiye’deki medeni hukuk avukatınızla İstanbul’dan açtığınız davayla bir cent bile alamazsınız. Eğer kazada Boeing, CFM-Snecma, Schipol, ATC gibi bir kurum suçlu çıkarsa bunların üstesinden ancak o sinir olduğunuz büyük konuya uzman yabancı hukuk büroları gelebilir unutmayın. 1974’deki kaza sonrası Amerika’da açılan dava nedeniyle Douglas yüzlerce milyon dolar parayı kazazedelerin ailelerine ödedi. Onun için Sayın Bakanın her kaza sonrası avukatlara yaptığı göndermelere biraz dikkat etmesi gerekiyor. Yıllık bütçesi Türkiye’nin GSMH’sinden büyük bünyesinde yüzlerce avukattan oluşan bir hukukçu ordusu bulunduran firmalarla onların anlayacağı dilden konuşabilirsiniz ancak.

Gelelim etik yozlaşmanın diğer oyuncularına. Ana muhalefet partisi başkanı (son seçimde desteklediğim) kazayla ilgili görüşlerini ve taziyelerini dile getiriken bir yandanda sıcağı sıcağına kazayı üstü kapalıda olsa seçim güdümlü hükümete bağlamaya çalışıyor.  Diğer yandan sendika başkanı işi insan kaynağındaki problemlere getiriyor. Teknisyen yetersizliğinden bakım noksanlığı, uçuş ekibinin normalin üzerinde uçurulması vs. Yani THY’yi hedef alırken kazanın sonucunuda belirlemiş oluyor kullanıcı hatası. Olabilir ancak daha suçlu aramak ve hedef göstermek için çok erken. Sonra bizde Hollandalılara kızıyoruz niye THY’yi hedef alıyorlar diye. Yahu CNN’de bile şahsın açıklamaları ana haberde veriliyor. Hollandalı niye kullanmasın aynı haberi.

Bir gazetede ise medya mensubunun kaza kırım uzmanlığına soyunduğunu okuyoruz. Şöyle bir yorum yapıyor : “Amsterdam’da hava şartlarının müsait görülüyor 10 km. bir görüş mesafesi var. Rüzgarın 4 şiddeti 4 knot’ta yani normal. Nem yüzde 60, basınç yüksek. Uçak bulut tavanından piste yönelmiş, 1.2 millik yakınlaşma mesafesine girmiş. Burada pist ile arasında sadece 1 otoyol var. Uçağın enkazına bakıldığında sağ motoru vurduğu anlaşılıyor. Yani inerken bir parçasını bir yere çarpmış. Bence bu uçak düşmemiş, çarpmış. Büyük ihtimalle kısa iniş yapmış. Kuvvetli bir çarpışma olmadığı ortada”. Yorum sizlerin

Ardından TALPA olaya kesin “Wake Vortex” damgasını vuruyor. Kesinlikle ihtimaller arasında olabilir ama dernek üyesi olan merhum pilotları korumak adına son derece yanlış bir çıkış. Tamam doğrudur wake vortex ciddi bir güvenlik sorunudur iniş ve kalkışlarda. Ve hatta düşen uçağımızın önündeki B-757 vortex konusunda ebadına göre çokda tehlikeli bir uçaktır. Dar gövdeli olmasına karşın gövde uzunluğu, sürati, ağırlığı ve kanat açıklığı nedeniyle genis govdeli uçaklarla aynı kategoridedir. Hatta Amerika’da B-757 kendine has bir kategoriye sahiptir havaalanı ve ATC operatörlerinin planlamalarında. Ama daha kaza kırım raporu tamamlanmadı. TALPA gibi bir kurumun olaya çok daha mesafeli ve profesyonel yaklaşması ve Hollanda ve Türk basınının düştüğü tuzaklara düşmemesi lazım. Bakın üc hafta önce Amerika’daki DASH-8 kazasının başinda buzlanma temel sebep görulmüşken şimdi olay ağır buzlanmayı zamanında fark edemeyen ekip üzerinde yoğunlaşmış durumda. Havacılık kazalarında nihai rapor gelmeden neden belli olmaz. 

Herkes birbirini sağ duyulu olmaya çağırıyor ve lütfen yorum yapmayın diyor ancak kendi yorum yapmaya devam ediyor. Sayın Bakanın bugünkü açıklaması şöyle: “Başlangıçta motorlar durdu falan dendi. Bunlar gerçeği yansıtmıyor. Bu aşamada söylenecek her şey spekülasyon. Sonucu beklemek lazım”. Sounucu beklemeye bekleyelimde motorların durmadığını veya bir problem yaşayıp engine stall olmadığını kaza kırım raporu açıkladımı? Bunun gerçeği yansıtmadığının kanıtı nerede? Sadece bu laf bile motoru üreteni Türkiye adına en üst düzeyde aklar. Ardından THY ve Türk Sivil Havacılığındaki gelişmelerden Avrupa’nın rahatsızlığı ve kazayı aleyhimize kullanıp pazar payı arttırmaya çalışması söylemi ne demek. Yani biz AKP olarak sivil havacılığı öyle geliştirdikki Avrupa bizi çekemiyor hasetinden hasmane davranışlar sergiliyor demeye geliyor bu. Böyle elim olaylarda devlet büyükleri halkı sakinleştireceğine duygusal olarak kaosdaki vatandaşına satır aralarından hedef göstermemelidir.

Uçakta ölen Amerikalılar Boeing’in adamları, düşen uçak B-737 ama Boeing’ten ölenlerin ailelerine taziye dışında bir tane kaza ile ilgili yorum gelmedi. Ne Boeing’i savunan ne bizi yada Hollandalıları eleştiren bir beyan oldu. Adamlar kazanın raporunu bekliyorlar ve hukuksal olarakda kendilerini bağlayacak açıklamalardan kaçınıyorlar.

Birincisi sabırlı olmayı öğrenelim. Önce bekleyelim kaza raporu sonuçlansın. Kendimizi veya kurumumuzu aşacak beyanlarda bulunmayalım. Acımızı paylaşalım, nedenleri arayalım. Kariyer olarak her havacının uzman olmayacağını bilelim. Göğüsteki brövenin, duvardaki diplomanın, hangardaki tecrübenin elverdiği yorumları yapalım ama gerçek kaza kırım uzmanlarının yaptığı işe de saygı gösterelim. Çünkü “accident investigation” diye bir bilim ve uzmanlık dalı var. Bunun saha kursunu gören ve mesleği insanın ruhunu alt üst eden enkazları etüd etmek olan insanların işlerini yapmasına müsade edelim. Tabiki beş yıldızlı şirket olmayı uçakta verilen ikrama kattığımız dönere, pastırmaya ve de business class’a upgrade ettiğimiz gazetecilerin köşelerinde yaptıkları yalakalıklara  bağlamayı bırakıp kriz anında da beş yıldızlı şirket nasıl olunur öğrenmeye çalışalım.

Hızlı büyümeye değil doğru büyüme olsun hedefimiz. Birde tabiki pilotlarımızı kahraman ilan edelim ancak onlarla ilgili bilgi akışını en üst düzeyde tutarken kabinde şehit olan arkadaşımızı ve o gencecik hayatınınasıl yaşadığını anlatmayida unutmayalım. Kokpitin haberleri ilk bir kaç saatte akmaya başlamışken kabine ilişkin bilgileri çok daha gec aldık. Tabiki kabin ekibinin uçuş emniyetindeki rölünüde halka bu vesile ile bir kere daha hatırlatalım. Unutmayalım bize servis yaparken üniformalarını temiz utmak adına taktıkları önlükler onların esas mesleğini simgelemiyor. O insanlar bizim emniyetimiz için oradalar.
Bitirmeden bir güzel insanı daha anmak istiyorum. THY Neşe’sini kaybetti. Nur içinde yat Neşe Kocaoğlu. Seni hep tabutunun başındaki THY’nin en güzel yıllarında çekilmiş o en güzel resminle hatırlayacağız.  
Dr. Korhan Oyman
College of Aeronautics
Florida Institute of Technology

KAZA SONRASINDA ETİK YOZLAŞMA

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (9)

Misafir ~ 8 yıl önce
3. Piyasadaki listeye göre American Airlines, United Airlines, National Airlines ve Continental Airlines firmaları DC-10 tipi uçaklarını filolarında bulunduran firmalardı. Sadece iki tane DC-10 tipi uçak ortalıkta yoktu, bunlarda Mitsui Firmasının bu iki uçağı All Nippon Airways için sipariş ettiğinden dolayı piyasada yoktu ve bu iki uçağın bagaj kapıları değistirilmedi. Bugüne kadar bilinmeyen bir sebebten dolayı japonlar o iki uçakları almaktan vazgeçti ve yapım numarası 29 ve 33 olan bu iki uçak Türk hava Yollarına satıldı. Ermenonville´de düşen ve 346 kişinin hayatını kaybettiği faciada yapım numarası 29 olan ve bagaj kapısı değişmeyen uçaklardan bir tanesi di. Belki sizi ilgilendirir diye yazdım. Saygılarımla.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 8 yıl önce
Ona göre kararımızı verelim Hollanda hakkında. İşin aslına gelince: 1. 3 Mart 1974 tarihinde Ermenonville Ormanına düşen TK 981 numaralı THY Uçağı ile ilgili ölen sayısı 333 yolcu ve 13 mürettebat, yani toplam 346 kişi. 2. 12 Haziran 1972 tarihinde Los Angeles´ten New York´a gitmekte olan McDonnell Douglas DC-10-10 tipi uçağın, yani Flight 96 diye bilinen ve (Windsor İncident olarak hafızalarda kalan) zoraki inişinden sonra McDonnell Douglas Firması 3 Temmuz 1972 tarihinde piyasada olan tüm DC-10 uçaklarının bagaj kapılarının değiştirilmesi ve yeni kilitleme sistemi ile tekrar piyasaya geri sürülmesi için listelerde adı geçen uçaklar ve firmalara FAA aracılığı ile bagaj kapısı problemini bildirilmiştir. ..............................

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 8 yıl önce
Yazınızı okudum ve cevaplayacağım, izninizle. Beğenmediğimiz Hollanda Sivil Havacılık otoriteleri arasında çok deneyimli ve de ciddi olanlarından biridir. Bizim 1974´de Paris´de düşen DC-10 uçağımız KLM´in sipariş verip sonradan siparişini iptal ettiği uçaklardandı. KLM bu siparişi Hollanda Sivil Havacılığı DC-10 uçağını teknik olarak emniyetli görüp sertifiye etmediği için iptal etmişti. Hatta bagaj kilitleme sistemindeki ölümcül problemde Douglas´a yazdıkları sorunlar listesinde yer alıyordu. O kızdığımız Hollanda´lılar işlerini ciddi yaparken biz aynı uçağı satın alıp sefere koyup 350 kişinin hayatına mal olan bir kazanın sahibi olduk. O nedenle işin sonunu görmeden hemen paçaları sıvamayalım. Bırakalım rapor açıklansın. Devamı gelecek.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 8 yıl önce
....ait olan ve Japon All Nippon Airways icin siparis edilmisti. Ancak All Nippon Airways belirlenemeyen bir sebeb yüzünden siparislerinden vaz gecmis, ve Yapim Numarasi 29 ve 33 numarali ucaklar THY ye satilmistir. 3 Mart 1974 tarihinde düsen TK981 ucagin yapim numarasi 29 dur. Yani anlayacaginiz, KLM veyahut Hollandalilar ile uzaktan, yakindan alakasi yok. Konu ile ilgili daha fazla bilgi isterseniz, lütfen bildiriniz. Saygilarimla,

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000