23 Ağustos 2010, Pazartesi
Tevfik UYAR
Tevfik UYAR tevfikuyar@airporthaber.com

İSMİ DEĞİL FİKRİ MÜHİM

Bir şeye isim vermek, insanoğlunun konuşma yetisinin doğmasına sebep olan gerideki en temel ihtiyaçtır. Bizden sonraki en karmaşık sesli iletişime sahip olduğunu düşündüğümüz memelilerin bir elin parmağı kadar farklı sesle ancak yine o kadar duygu ve düşünce anlattığını biliyoruz.

Onlar sadece “düşman var”, “çifleşmek istiyorum”, “yemek buldum” vb. varkalım için değeri bulunan bir kaç şey anlatabiliyorlar. Hayvanların nesneleri isimlendirmek ve dolayısıyla bunları telaffuz ederek belirtmek ya da nitelemek gibi bir yetenekleri yok. Bu sadece insana özgü.

İnsan ise çevresinde gördüğü her nesneye iki türden isim veriyor: Birisi genel, birisi de özel.

Genel isim, “köpek”, “apron”, “takvim”, “adam”, “havalimanı”, “ilçe”.
Özel isim, Karabaş, Batı Apronu, Pirelli Takvimi, Ahmet, Adnan Menderes Havalimanı, Pendik.

Özel isimler, özel niteleme ihtiyacından doğduğu gibi, bunun ne olacağına karar vermede hatırlatmak, bir kişiyi ya da olayı yaşatmak, onurlandırmak amacından da doğabiliyor.

Biz millet olarak bu isim olayını da çok farklı olarak ele alıyoruz tabi:

Mesela bir zaman oluyor, kendisini onurlandırmak için bir çok yere “Kenan Evren” adını veriyoruz. Daha sonra “darbecilere” kızıp, bu defa isimlerini değiştirmek istiyoruz.

Dünya’nın ilk kadın pilotu, Türk kadınlarının ve Türk havacılığının gururu Sabiha Gökçen’in ismini bir yerlerde yaşatıyoruz... Mecliste bir tartışma oluyor, eski bir konu gündeme geliveriyor... Hop: İsim göze batmaya başlıyor. Değiştirilsin teklifleri verilmeye başlıyor. (Ya bu arkadaşlar bu konu gündeme gelene kadar konudan bihaber, cehalet içerisinde sessiz kalıyorlardı, ya da fırsatçılık yapıyorlar. Hangisi ise artık...)

Bir belediye kendi kontrolündeki cadde ve sokaklara mensup olduğu partinin ideolojisine uygun ya da o ideolojiyi çağrıştıran ya da o ideoloji için sembol olmuş isimleri veriyor. Bir başka partiden bir başka belediye geldiği zaman isimler tekrar değişiyor: Halkın kafası ayrı karışıyor, postanenin kafası ayrı karışıyor. Allah’tan kahramanımız bol. Cadde ve sokaklara isim verirken sıkıntı çekmiyoruz.

Öte yandan geçmişte bu dünyadan gelip geçmiş bazı değerli havacılarımızın isminin bir yere verilmemesi dolayısıyla haklı olarak kızıyoruz.(Zira daha önce ben Vecihi Hürkuş, Murat Herdem ise Nuri Demirağ hususunda bu konuya değinmişti. Nihayet Nuri Demirağ’ın ismi Sivas Havalimanı’na verildi. TAI ise geliştirmeyi sürdürdüğü eğitim uçağına “Hürkuş” adını vererek Vecihi Hürkuş’un ismini yaşatıyor.)

İsme değil fikre değer...

Bakıyoruz: Tarihi kişilikler, tarihteki başarılı kumandanlar, padişahlar, devlet adamları vb...

Bu ve bu gibi durumlar bana Fransız düşünür ve tarihçi Voltaire’in “Türkler, Müslümanlar ve Ötekiler” adlı kitabında bizler için söylediği ““Geleceğe bakmazlar ve ancak çok şanlı bir tarihleri olduğuyla övünürler” sözünü anlatıyor.

Oysa isim vermekteki amaçlar arasında küçük ve çok ince bir ayrıntı var:

Bir ismi yaşatmak o ismi onurlandırmak amacıyla olduğu gibi o insanın ülküsünü de yaşatmaktır. Tarihte önemli olan her adamın adı bir yere verilmiyor bu yüzden. Mesela dünyanın hiçbir yerinde Adolf Hitler Caddesi, Kazıklı Voyvoda Lisesi gibi şeylerle karşılaşmıyoruz. Kimse Adolf Hitler’in idealleri ve amacı devam etsin istemiyor. O halde kuru kuruya isim vermek de bir anlam ifade etmiyor. O ismin “hakkını da verebilmek” gerekiyor.

Bu yüzden Nuri Demirağ’ın, Vecihi Hürkuş’un isimlerini bir yerlere vermek kendilerini hatırlatmak ve onurlandırmaktan çok ülkülerini hatırlamak, hatırlatmak ve onurlandırmak olmalı.

Ben Nuri Demirağ olsam adımın bir havalimanına verilmesine memnun olurdum, ancak o zaman kendi başardığım şeylerin devamının gelmemesinden, tekrarının yapılamıyor olmasından büyük üzüntü duyardım. Adımın bir havalimanına verilmesinden çok, bir uçak fabrikasına veya yerli bir uçağa verilmiş olmasını tercih ederdim herhalde.

Ya da ben bir Vecihi Hürkuş olsam imkanları gelişmiş, mühendisleri yetişmiş, varlıklı ve zengin olan bu ülkenin, henüz bu insanın kendi başına altına imzasını atmış olduğu başarıları, bir devlet politikası haline getirerek devam ettirememiş, o dönemdeki göreceli ileriliğimizin korkunç bir ilkelliğe dönüştürülmüş olmasından kahırlanırdım.

Tabi...

Sivas Havalimanı’na Nuri Demirağ’ın adını vermek de bu işte önemli bir başlangıcı temsil ediyor. Bu açıdan mutluluğumuz büyük...

Örneğin ven İbrahim Karaoğlanoğlu adlı bir ilkokulda okuduğum için kendisinin Kıbrıs çıkartmasında SAT komandolarının belirlediği Pladini Plajı çıkartma noktalarına ilk çıkan piyade alayının komutanı olup, çıkartmanın ikinci gününde şehit olduğunu biliyorum. (SAT komandoları bilgisi bilgilerim arasında sonradan eklendi. Başka bir “unutuluş” öyküsü için NTV Tarih dergisinin son sayısına bakınız. Kapak konusu isimleri unutulan bu SAT komandoları.)

Bu açıdan bakıldığında Nuri Demirağ ve Vecihi Hürkuş unutulmuyacaktır. Ancak bu isimleri sadece unutmamak Voltaire’i haklı çıkarmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.

Bugün hem sivil hem de askeri havacılık sahalarında yapılan ya da yapılacağı vaat edilen atak ve atılımlar çok çok önceden yapılmalı idi. Keşke Nuri Demirdağ’ın adını on sene önce üretime başlamış olan bir uçak fabrikamıza verebilse idik. Ya da Vecihi Hürkuş adı TAI’nin hala sürdürülen eğitim uçağı programına değil, bugün binincisi üretilmiş olan uçağına verilebilmiş olsa idi...

Maalesef keşkeler bir işe yaramıyor.

Ancak ben bir türlü içime sinmeyen o noktayı anlatabilmiş olduğuma inanıyorum:

İş isim vermekle bitmiyor.

Bu konudaki düşüncelerimi en iyi şekilde ifade eden ve Halim Yağcıoğlu’na ait “Atatürk’ten Son Mektup” isimli şiiri de yazımın sonuna iliştirmek istiyorum.

Herkese iyi haftalar.

ATATÜRK'TEN SON MEKTUP (Halim Yağcıoğlu)

Siz beni halâ anlayamadınız .
Ve anlamayacaksınız çağlarca da...
Hep tutturmuş "Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u" diyorsunuz.
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz .
Mustafa Kemâl'i anlamak bu değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Bırakın o altın yaprağı artık,
bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
Mustafa Kemâl'i anlamak yerinde saymak değil.
Mustafa Kemâl'in ülküsü, sadece söz değil.

Bana, muştular getirin bir daha,
uygar uluslara eşit yeni buluşlardan..
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
Mustafa Kemâl'i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz .
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın !
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların..
Mustafa Kemâl'i anlamak gözboyamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..

Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ;
laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar..
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar...
Mustafa Kemâl'i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü..
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ?
Mustafa Kemâl'i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla.
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
Mustafa Kemâl'i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil...
İSMİ DEĞİL FİKRİ MÜHİM

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000