25 Eylül 2017, Pazartesi
Servet BAŞOL
Servet BAŞOL servetbasol@airporthaber.com

İki dokuz bir on sekiz üç yirmi bir otuz.!

İşyerinin ve iş tanımının değişmesi, eğitim modelinin de değişmesini gerektirir. Son 10 yılda yüze yakın yeni “iş” kategorisi yaratılmış ise elbet bunu yapacak eğitilmiş insana da gerek var ve yetiştirilmelidir ama nasıl?

İşveren ise bu yeni iş sahalarına yönelirken elindeki iş sahalarında çalışmakta olanlar da dahil, artık işin gereklerinin yerine düzgün getirilmesine değil, yenilikçi yöntem ile yerine getirenlere prim vermektedir.

Üniversiteler ise ömür boyu eğitim kavramına daha çok yer vermek için çaba harcamaktadırlar.

Marianne Monte, Shawmut Design and Construction:

Ben bir inşaat şirketi İnsan Kaynakları müdürüyüm. Şirkete katıldığımda bana:

“Herkes en az bir lisans sahibi olmalı” dediler. Ben de sordum;

“Neden?”. Kimsenin doğru ve düzgün bir cevabı yoktu. Dediler ki;

“E, tüm rakiplerimiz öyle yapıyor.!”

Derece, anlamlı beceriler için gerçekten mükemmel bir yansı değildir. Bir transkripte baktığınızda, derslerin bir listesi var, ancak bunlar bir beceri veya yetkinlik ifade etmiyor. Derece, sadece tanınmış bir kimlik belgesi. İşverenler onları bir işaret olarak kullanıyor.

Silikon vadisinde bir mühendislik işi için şirketler kimin hangi okula gittiğine bakmıyor. Facebook’un, eğer şartlara uygunsa, doğrudan işe aldıkları arasında lisede okuyanlar bile var. 14 yaşında stajyer çalıştıranlar da var.!

Bu sayısal çağda, işgücü gittikçe gezgin hale geliyor ve iş her yerde yapılabiliyor, böylece iş ve konum ayrılmış oluyor. Bu, serbest çalışanların dünyanın dört bir yanındaki geçici işler ve projeler arasında seçim yapabileceği anlamına gelir; işverenler, belirli bir projede, belirli bir alanda mevcut olanlardan daha geniş bir havuzdan en iyi bireyi seçebilir.

Kısa çalışma kavramı (gig economy) kaynak tasarrufu anlamındadır, yer ve eğitim tasarrufuna da olanak sağlar ama en önemlisi, inovasyon yani yeni yöntem kullanarak yaratıcılığı verimliliğe döndürmek anlamını taşır. Böyle kişileri uzun süreli işe almanın hem işverene hem de çalışana bir yararı yoktur. O an, o iş için geçerli en yaratıcı oluşum ve verimliliğin sağlanmış olması amacı gerçekleşmiştir.

Düşünsenize, kültürel ve sınırsal engel tanımadan ekonomik değer yaratılıyor ve her isteyen bu ortamdan, işveren ve işçi, verim elde ediyor.

Kısa çalışma kavramı ilk olarak 4857 sayılı Kanunun 65. Maddesi ile Türk Hukukuna girmiştir. Uygulamada yaşanan bazı sıkıntılar sebebiyle düzenleme İş Kanunu kapsamından çıkarılarak 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamına Ek 2 maddesi olarak dahil edilmiştir. Böylece kısa çalışmanın Basın İş ve Deniz İş Kanunu kapsamında çalışan işçiler için de uygulanabilir hale gelmesi sağlanmıştır.

Bağımsız (freelance) çalışanların ve kendi kendilerinin patronu olanların yarattığı bir ekonomi modeli olan ‘Gig’ (kısa süreli iş) hızlı bir şekilde büyüyor. Dünyanın yavaş yavaş kaydığı bu model, ilerleyen teknoloji ve her yerden çalışma olanağının elde edilmesiyle birlikte Türkiye’de de hızla yaygınlaşıyor.

Asıl amacın çözüm getiren yaratıcı fikirlere erişmek olan bu sistem, elbet işsizlik ve iş bulma ile doğrudan bir ilişkisi yok.

Amaç, bir işe yaratıcılık katmak.

Bir proje, elbet şartları yerine getirebilecek olana verilir. Bu şartlar arasında mevcut boyutlar çok çeşitli olabilir. Gerçekleşmesi elbet bir başarıdır. Asıl başarı bu yaratıcı insanlarla çalışmak isteyenlerde gerçekleşir.

Bir büyük inşaat şirketi ülkenin en büyük barajının yapımını üstlenir. IK, önce bir, sonradan dörde çıkan bir gurup insanı işe alır. Bunların görevleri, vardiyalar arasında dolaşmak, “kurye” kisvesi altında iş kahve ve lokantalarında çalışanlarla arkadaş olmak ve onların kendi meslektaşları aralarında birbirlerine anlattıkları hikayeleri dinleyip raporlamak.

Böylece işçilerin hangilerinin karşılaştıkları zorlukları nasıl aştıkları ve profesyonel davranışlarında kimlerin yaratıcı fikirler ürettiğini belgelemiş olurlar. Ayrıca kabul edilebilir ve edilemez risklerin nasıl alınıp alınmadığı ve kimlerin hangi nedenlerle böyle davrandıklarını da öğrenirler.

Bu şirketin daha sonra dünya pazarına açıldığını ve çok ünlü olup mimlediği bu inovason sahibi kişilerle güvenilir işler yaptığını söylemek sürpriz olmayacaktır.

Kanada’nın Montreal şehrinde bir uçak teslimi için hangarda vakit geçirmenin iyi ve kötü tarafları var. İyi tarafı, bir şeyler öğreniyorsunuz. Kötü tarafı ise uçak üreticisine de siz ücretsiz bir şeyler öğretiyorsunuz!

Kontroller sırasında kabin yüksekliğinin ilan edilen yükseklikte olmadığı ortaya çıktı. O model uçağın en iddialı olduğu özelliklerin en başta geleni ise bu kabin içi yükseklikti.

Önce hangar müdürü ile bir araya gelindi. Sorun ortaya kondu, dalgalı bir dağılım sergileyen ve ilan edilen yüksekliği vermeyen tavanın düzeltilmesi istendi.

İki gün sonra üretim müdürü toplantıya dahil oldu ve dediler ki;

“Projede ve çizimlerde ne gösterilmiş ise aynen ve eksiksiz yapılmıştır.”

Bu, sorunu çözmekten çok tazminat ödememek için yapılmış bir savunmaydı.

Sorun artık bizden çıkmış, avukatlar arası hukuki bir hal almıştı.

Havacılar arasında eğer sizin bazı özellikleriniz yok ise belirli iş kollarında çalışamazsınız.

Sorun çözme, inovasyon, yaratıcılık ve dikkat yoğunlaşmasının en üstün olması gereken mesleklerden birini yapmış olmam, yine beni dürttü ve fabrika müdürü ile yaptığımız son toplantıda ona sorun gidermek için çareyi söyledim. Çare şu idi;

Bir zamanlar Kartal model bir arabam vardı. Hemen her gün işe onunla gider geldirdim. Günde en az 120 km yol yapan bir aracın bakımlı olması gerektiğini bildiğimden, her ay nöbet iznimde aracı bakıma götürür ve bakım boyunca ustalar ile sohbet, bazen de onlara yardım ederdim. Tüm bu süre zarfında, onların kendi aralarındaki sohbetlerini ve tartışmalarını da dinlerdim. İşte o sohbetlerin birinde bir ustanın Kartal’ın üst kaportasını değiştirdiğini ama bir türlü düzgün konumlandıramadığını duyan Suat ustanın;

“Elbet düzgün yapamazsın! Üst kaportayı koyduktan sonra hangi sıra ile vidaları sıkıştıracağını bilmezsen tavan dalgalı olur!” dediğini hatırlıyorum.

Bu uçak modeli üretimi, yeni yapılanma içerisinde Québec’den Montreal’e taşınmış, şirket çalışanlarına bir seçim sunmuş. İsteyen Montreal’e gelebilir demiş, bazı çalışanlar gelmiş ama bazıları gelmemiş. Bu gelmeyenler arasında kabin tavanını monte eden ustabaşı da var.!

Apar topar bu ustabaşı geldi ve 20 dakika içerisinde sorunu çözdü. Vidaları sıkma sırası hiçbir proje, mühendislik çizimi ve teknik kitapta yazmıyordu.

Sıradanlığı aşan durumlar, hiçbir eğitim sisteminde yer almaz. Daha dilekçe yazamadıklarını gördüğüm üniversite son sınıf öğrencilerimle “okuma tiyatrosu” yapmamız bu tür eksikliği gidermek ve emsalleri arasında fark yaratmalarını sağlayacak yaratıcı ve sanatsal becerilerini geliştirerek farklılaşmalarını sağlamaya yönelikti.

Kimseye her şeyi öğretemezsiniz. Öğretmemelisiniz de. Öğrenmek isteyen öğrenecektir. Size düşen, yol göstermektir. Çareyi bulabilenler, inovasyon ile öne çıkacak ve kendilerini yetiştirmeye devam ettikleri sürece hep aranır olacaklardır.

Bizde havacılık bu gün, sadece “yerine getirmek” üzerine kuruludur.

Kalite anlayışı, gelişim üzerine kurulu değildir.

El kitapları kopyala-yapıştır ile şartları yerine getirme üzerine yazılmakta.

01 Aralık 1913’de Ford Motor Company için üretim hattını planlayan ve yaşama geçiren Taylor, yurt dışından işçi getirmiş, onlara fabrika yakınlarında kalacak yer hazırlamış ve onlardan sadece otomobil önlerine geldiğinde örneğin “13 vida sıkmalarını” istemiş, sonra da bu 13 vida sıkma işini nasıl “15’e çıkarırız”ın hesabını yapmıştır.

Şimdilerde bu işlem, bilgisayar kullanarak robot makinelerle yapılmaktadır.

Artık robot çalışan değil, yaratıcı zihinlere gerek var.

Bizdeki eğitim sistemi ile bazı işletmeler henüz bu gelişime ayak uyduramamış görünmekte.

Yaşlı adam ölüm döşeğinde iken vasiyet etmiş: "17 ineğim var.

Büyük oğlum yarısını alsın. Ortancaya üçte birini, küçük oğluma da dokuzda birini verin."

Haftasına da vefat etmiş. Derken, olanlar olmuş.

"On yedi ineğin yarısı ne, üçte biri kaç, dokuzda biri ne eder?" sıkıntısı neredeyse kavgalara varacak. Tam patırtı başlayacakken köylünün biri:

"Bu işin üstesinden ancak Halime Nine gelebilir. Varın, danışın" demiş.

Öyle yapmışlar.

Köy ucundaki yoksul Halime Nineye giderek, içinden çıkamadıkları paylaşım derdini bir güzel anlatıp, sızlanmışlar: "Aman bize bir çare!"

Halime Ninemiz, "Düşündüğünüz şeye bakın. Benim, ahırda bir ineğim var, helâl olsun alın götürün. Sizinkilere katın da o hesabı bir daha yapın" demiş.

Üç delikanlı, Halime Ninenin sıska ineğini evlerine götürünce, inek sayısı olmuş 18.

Yarısını büyük oğul ayırmış: 9

Üçte birini ortanca sahiplenmiş: 6

Dokuzda bir de en küçüğe kalmış: 2

Ve...

Bir inek artmış, yani Halime Nineninki.

Onu da teşekkürle, el öperek, sağ ol diyerek geri götürmüşler.

Ne kavga olmuş, ne küsüşme.

Korkarım çok yakında, beyin göçü yanı sıra Halime ninenin göçü de gerçekleşecektir.!

www.servetbasol.com

İki dokuz bir on sekiz üç yirmi bir otuz.!

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000