03 Ekim 2011, Pazartesi
Tevfik UYAR
Tevfik UYAR tevfikuyar@airporthaber.com
  • Çok yerinde tesbitler ve güzel bir yazı :) HARUN AKKAYA
  • Sivil havacılık başlangıcının şu anda kurulmuş olduğunu sanırım gören yok, liseler, yüksek okullar, tanıyan olmadığı açıkça ortada, bundan sonra ne yapılmalıydı? Bu sondan başlamak değildir. Bu eğitim kurumları olacak ve yönetimdekiler de eğitimli olduktan sonra İNŞALLAH havacılığımız yürümeye başlayacak.
  • Hayali olmayanın geleceği olmaz. Uzak hedef yaklaşımı yine bilimsel bir yaklaşımdır. Ulaşılması zor bir hedef verirsiniz "muhasır medeniyetler seviyesine çıkmak" gibi. Bunun için alt hedefler belirlersiniz. Bu hedeflere ulaşacak yöntem, eğitim ve usulleri zaman kalıbında planlarsınız. Bunlar alt projeler olur. Alt projeler gerçekleştikçe asıl hedefinize yaklaşırsınız. Zaman içinde hedefe yaklştıkça, bilgi ve tecrübeniz gelişir, hedefi daha yukarı taşıyabilirsiniz, yenileyebilirsiniz, yeni projelere sinerji yaratabilirsiniz. Konfiçyus 2000 millik yol bir adımla başlar demiş. Bir yerden başlamalı. Bu tür yazılar şevki coşturuyor. Biz Türk'üz. İnadına yaparız. İnadına yapacağız.
  • Bende Ataturk'u seviyorum ama bir makalede kafaya gore Ataturk'ten vecize yazip oradan beslenmeye calisanlari kiniyorum. Ne alakasi var simdi? Biri cikmis salliyor astronot uzay bilmem ne diye sen hemen bak Ataturk boyle demis diyorsun.

İDDAA BAYİSİ MEZUNLARI

Geçtiğimiz günlerde güzel anadolumuzda Mustafa adında bir postacı, Mısır ve Ortadoğu’da görülen, tür adı Jaculus Jaculus olan bir çöl kemirgeni ile karşılaşmış, bu hayvanı yakalayarak evine götürmüş, fotoğraflarını da çektikten sonra doğaya geri salmış. Onu öldürmemesi, evine götürüp incelemesi, fotoğraflarını çekmesi takdir edilesi bir davranış. Tabi bir anadolu ajansı muhabiri haberi alınca gelmiş ve “görenleri şaşkına çeviren hayvan” başlığı ile haber yapmış.
 
Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Prof. Dr. Celal Şengör, konuyu köşesine taşımış ve bakın ne kadar doğru bir noktaya parmak basıyor:
 
Mustafa Bey’in fotoğrafında gördükleri hayvan, Mısır ve Orta Doğu’da yaygın olarak bulunan bir çöl kemirgeni olup, adı Arapça «cerbua»dır. Buna «küçük Mısır cerbuası» da denir. Linné sınıflamasındaki adı ise Jaculus jaculus olup hayvancağız daha 1758’de İsveç’te oturan büyük biyolog Linné tarafından bizzat isimlendirilmiştir.

Yani elin İsveçlisinin bu hayvandan 1758’de haberi oluyor da, bizim aziz milletimiz 21. yüzyılda gazete denilen paçavralarında bu pek sıradan hayvancağızı «görenleri şaşkına çeviren bir hayvan» olarak betimliyor. Sıradan diyorum zira hani soyu tehlikede olanlar sınıfında falan bile değil bu hayvan. Yani mebzulen mevcut.

Eh fevkalâde sıradan bir karst hadisesi olan obruk oluşumunu ikide bir sahifelerinde «kıyamet alâmeti» diye haber yapan kazmalar gazeteci oldukça, garibim cerbua da «görenleri şaşkına çeviren hayvan» oluverir

Aziz ve kıymetli vatandaşım postacı Mustafa Selçuk Bey’in büyüdüğü yerde bir doğa tarihi müzesi olsaydı veya kitapçılarında bir zamanların «Hayvanlar Ansiklopedisi» gibi kitapları bulunsaydı, o da belki cerbuayı tanıyıp geçerdi. Merakı onu bu hayvanı yakından tanımaya teşvik etmiş, ama Mustafa Bey’in başvurabileceği ne bir kütüphanesi, ne bir müzesi ne de bir üniversitesi vardır. 
 
Bu hadise ve özellikle altını çizdiğim satırlar, bence bizlerin bugünkü halinin temel sebebidir. 

Bizler bilimsel ve dolayısıyla tarafsız-düşünmeyi, tartışmayı beceremiyoruz. Adımlarımızı da buna göre atmıyoruz. İşin kötüsü, bu konudaki eksikliklerimizi de görmüyor ve ilerlemeye de çalışmıyoruz.
 
Sevdiğim bir dostum ve kardeşimin harika bir önerisi var; kendisine mi aittir bilmem, öyleyse de tekrar kendisini takdir ediyorum: “Bu ülkede şans oyunlarını yasakladığın zaman gelişebiliriz”. Ne kadar doğru: Sanırım hepimizi o kısa yoldan köşeyi dönme ümidi yaşatıyor. Çevremizde olup bitenlere tepkisizliğimiz, kabullenişimiz hep bu köşeyi dönme ümidinden. Yine sevgili bir dostum olan Levent Divilioğlu’nun “Bir fakir, zengin olma arzusuna sahip olduğu için zenginlerin vicdanı rahattır.” sözü de benzer düşünceleri ifade ediyor.
 
Gençlerin iddia bayiilerinde ellerinde çok çeşitli gazetelerle “derslerini” iyi çalıştıkları memleketimizde, eğitimin nasıl daha nitelikli ve bilimsel hale getirilebileceği üzerine kafa yormaktan vazgeçeli onyıllar olmuş olmalı. Üstelik bu gençler de konumlarından rahatsız değiller; çünkü hayal dünyalarında, geçen hafta Ahmet’in, ondan üç hafta önce Remzi’nin tutturduğu 4000-5000 TL gibi bir rakamı önünde sonunda tutturmak var. Bahtın kendisine de gülmesi oradan oraya tekmelenen bir topun ağlara gidip gitmemesine bağlı.
 
Sn. Celal Şengör’ün de ifade ettiği gibi, bizim onlara sunabildiğimiz bir kütüphane olmadığı gibi, var olmak için var olan il halk kütüphanelerine gitmek gibi bir alışkanlık da kazandıramıyoruz: Zaten o hevesi yaratacak bir eğitim sistemimiz de yok. Türkiye’nin çıkardığı az sayıda başarılı bilim adamı da kişisel heves ve yetenekleri sayesinde ve ancak şansın da yardımı ile bir şeyler yapabiliyor. 
 
Çocuklarımıza bilime ya da sanata ilgi duymaları halinde daha çok para getiren mesleklere yönelmesini salık veriyoruz. Tıp Fakültesi’nin puanlarının yüksek olması, doktorluk ideali olan yüzlerce akıllı gencimiz olmasından değil, doktorluğun Türkiye’de iyi kazandırıyor olmasından. 17. ve 18. yüzyılda bilim para getirmediği için sadece aristokratların uğraşıydı. Bu açıdan bakınca bugün vardığımız noktada bizler de çok farksız değiliz. 
 
Nasıl astronot yetiştireceğiz?
 
Bugün, geçtiğimiz hafta yazdığımız yazının da konu ettiği “astronot yetiştirme” mevzuu yukarıda bahsettiğimiz zihniyet değişmedikçe ve altyapı sağlanmadıkça, maalesef bir hayal olmaktan öteye gidemez.
 
Kendi uçağımızı yetiştirme konusuna nasıl yaklaştığımı siz değerli okurlarımız biliyorsunuz; orada yapabileceğimize kesinlikle inanan, çünkü bunun için gerekli altyapı ve tecrübenin oluştuğunu bilen bir kişi olarak, bu astronot yetiştirme konusunda gösterdiğim tavrın tam tersini sergiliyorum...
 
Fakat bu konu farklı.
 
Bana hep söylenen “bir yerden başlamak gerektiği”. Doğru. Bir yerden başlamak gerek tabi. Ama sondan değil.
 
Şu an Türkiye’de astronot yetiştirmeye kalkmak, henüz olmayan bir ilçenin, olmayan bir mahallesinde, olmayan ve temeli kazılmamış bir eve bahçevan almak gibi.
 
Bilimsel düşünmeyi, rasyonel düşünmeyi, bilimin ve tekniğin bir yöntemi, dolayısıyla her şeyin bir sırası olduğunu idrak etmemiz gerekiyor.
 
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” veciz sözüyle ifade ettiği gibi, ilim ve fenden geriye kalan her şey gerçeklikten uzaktır. İleri düzeyde bilgi gerektiren bir konu, bilimsel yöntemler kullanılmadan, mantığın süzgecinden geçirilmeden, rasyonel bir bakış açısıyla irdelenmeden, başarıya ulaşamaz.
 
Bir şeyler yapmazsak, sondan başlamak yerine baştan başlayıp, her şeyden önce eğitim sistemimizi geliştirerek, gençlerimizi bilime, tekniğe sevk etmezsek, elimizde sayıca fazla buşunan iddaa bayisi mezunu bir gençlikle de yerde kalmaya devam ederiz.
İDDAA BAYİSİ MEZUNLARI

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (6)

Misafir ~ 5 yıl önce
Çok yerinde tesbitler ve güzel bir yazı :) HARUN AKKAYA

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 5 yıl önce
Sivil havacılık başlangıcının şu anda kurulmuş olduğunu sanırım gören yok, liseler, yüksek okullar, tanıyan olmadığı açıkça ortada, bundan sonra ne yapılmalıydı? Bu sondan başlamak değildir. Bu eğitim kurumları olacak ve yönetimdekiler de eğitimli olduktan sonra İNŞALLAH havacılığımız yürümeye başlayacak.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 5 yıl önce
Hayali olmayanın geleceği olmaz. Uzak hedef yaklaşımı yine bilimsel bir yaklaşımdır. Ulaşılması zor bir hedef verirsiniz "muhasır medeniyetler seviyesine çıkmak" gibi. Bunun için alt hedefler belirlersiniz. Bu hedeflere ulaşacak yöntem, eğitim ve usulleri zaman kalıbında planlarsınız. Bunlar alt projeler olur. Alt projeler gerçekleştikçe asıl hedefinize yaklaşırsınız. Zaman içinde hedefe yaklştıkça, bilgi ve tecrübeniz gelişir, hedefi daha yukarı taşıyabilirsiniz, yenileyebilirsiniz, yeni projelere sinerji yaratabilirsiniz. Konfiçyus 2000 millik yol bir adımla başlar demiş. Bir yerden başlamalı. Bu tür yazılar şevki coşturuyor. Biz Türk'üz. İnadına yaparız. İnadına yapacağız.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 5 yıl önce
Bende Ataturk'u seviyorum ama bir makalede kafaya gore Ataturk'ten vecize yazip oradan beslenmeye calisanlari kiniyorum. Ne alakasi var simdi? Biri cikmis salliyor astronot uzay bilmem ne diye sen hemen bak Ataturk boyle demis diyorsun.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000