07 Aralık 2009, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

Havalimanında yaşamak

Neden böyle bir başlık gündeme geldi sizce? Bayram tatili geldi geçti, havacılığı deldi geçti.

Kasım ayında sisti, yoğunluktu, arızaydı derken, istek dışı havalimanlarında kalan yolcuların, yolcularına ulaşamayan bagajların hikâyelerini dinledik durduk. Hikâyelerden birkaç örnek şöyle: Biri, Güney Afrika’da yaşayan kardeşimle ilgili. Kardeşim 21 Kasım Cumartesi günü Güney Afrika’dan Ankara’ya gidecekken Antalya’ya konuverdi. Antalya-Ankara yerine tekrar Antalya-İstanbul-Ankara seferini valizsiz(!) yapmak zorunda kaldı. Valizleriyle 4 gün sonra İstanbul’da buluşabildi…

Bir hikâye de Zürih-İstanbul-Antalya bileti olan bir yolcuya ait. Antalya’ya konduğu halde tekrar İstanbul’a uçuruluyor ve daha sonra Antalya’ya gönderiliyor. Antalya’da gecelemek zorunda kalanların götürüldüğü, kırmızı duvarlı, ayna tavanlı otel ise kamera şakası gibi…

Oysa benim konum bunların tersine havalimanlarında isteyerek kalan ve terminalleri mesken tutanlarla ilgili. Gününü, gecesini geçirmek için yer arayanların sayısı öylesine hızla artıyor ki, inanılmaz… Bu konu uzun süredir kafamı kurcalıyordu.

Gün geçirenler açısından alışveriş merkezleri dikkat çekici bir özellik taşıyor. Bir kısım insanlar var ki, alışveriş merkezleri açılınca giriyorlar, kapanırken çıkıyorlar. Bazen bir simit ve çayla, bazen bir paket bisküviyle vakit geçiriyorlar. Son derece düzgün kişileri sıklıkla görüyorsunuz. Bir süre sonra simalar tanıdık olmaya başlıyor.  Bu merkezler genç ve yaşlı emekliler için cennet. Şimdi emekli grubuna işlerini kaybedenler de eklendi… İki grubun ortak yanı; azla yetinmek zorunda olmaları. Soğukta ısınıyor, sıcakta havalandırmadan faydalanıyorlar. Kimi kendi gazetelerini, kimi bırakılan gazeteleri okuyor. Geliş gidiş için merkezlerin ücretsiz servislerini kullanıyorlar. Hatta arkadaşları ile buluşuyorlar. Sözün kısası binaları kullananların ihtiyaçları değiştikçe binalara farklı fonksiyonlar yükleniyor.
İnsanlar toplu kullanıma açık mekânlarda bedava vakit geçirmenin, işletmeciler de para kazanmanın yollarını arıyorlar. Ama daha da ilginci havayolu yolcu terminalleri ile ilgili, yani isteyerek terminallerde kalanlarla…

Geçenlerde deniz otobüsü ile Bostancı’dan Bakırköy’e giderken garip bir sohbete kulak misafiri oldum. 40 yaşlarında görünen 2 yakın arkadaştı konuşanlar. Birinin eşiyle olan şiddetli geçimsizliği had safhadaymış. İş gereği çokça seyahat ediyormuş. Önceleri seyahatler onu yoruyormuş ama “şimdi iyi ki evden uzaklaşıyorum hatta evde kalacağıma geceyi havaalanında geçirip en erken uçakla gidiyorum. Üstelik trafik riski de olmuyor” diyordu. Çantasını bir gün önceden hazırlıyormuş.

Hazırlık normalden biraz daha kapsamlı oluyormuş. Deprem çantası gibi bir çanta geliştirmiş. Amerikanca edayla “sleeping kit” -uyku çantasıymış bu. Çantasında neler mi varmış;  başta bir şişirme yastık, bir havayolundan aldığı –yürütmemiş, isteyince veriyorlarmış- battaniye, uyuma gözlüğü, kulak tıkacı, bolca ıslak mendil, kuru kayısı, ceviz, bisküvi, maske, pürel, tıraş takımı, birkaç naylon torba. Diğeri sordu; “hepsini anladım da torba niye?” Gececi yanıtladı: “Ayakkabıları çıkarınca torbaya koymak gerekiyor!” Aslında diye devam etti; “tatlı-tuzlu kurabiye ve su-meyve suyu falan almak da çok iyi olur. Bir daha sefere onları da yanıma alacağım.
Gazetemi, kitabımı rahat rahat okuyorum. İnternete bağlanıyorum, mesajlarımı cevaplıyorum. Sunumlarımı gözden geçiriyorum. Uykum gelince de yastığımı şişirip başımın altına alıyorum, tabii telefonumun saatini de ayarlıyorum!” Diğeri bir başka fikir attı; “ne olur ne olmaz, uykuya dalıverirsin, bir kâğıda kaçta uyandırılmak istediğini yaz da üstüne iğnele!” Geceleyici, arkadaşı tarafından ciddiye alınmadığını düşününce inandırmak için gecelemenin zorluklarını da sıraladı. Koltukta uyumak sanıldığı kadar kolay değildi. “Bazen kötü kokular duyuluyor” diyordu, bir de anonslardan ve gürültüden yakınıyordu. “Tam dalmışken bir grubun gelmesi ya da çocuk ağlaması, gerçekten de rahatsız edici. Hele anonslar… En zoru tıraş olmak” diye devam etti. Tuvalette priz mesele oluyormuş… Yurt dışı seyahatlerinde zaten son geceleri terminalde geçirirmiş. Tam 4 kez havalimanında, hem de İstanbul’da gecelemiş.

Her kalışında cep telefonuyla kendi fotoğraflarını da çekmiş. Arkadaşına gösterdi. Meraktan çatladım ve kendimi zor tuttum karışmamak için…
Bu arada, diğeri ikna olmuş, havaya girmişti. “Deniz yatağı almalı” diye destekledi arkadaşını. Geceleyici, Londra’daki Stansed havalimanının gecelemek için ideal olduğunu, bunu herkesin çok iyi bildiğini ve geceleri oturacak yer bile bulunamadığını anlattı.

Arkadaşı nihayet, benim aklımdan geçen soruyu sordu: “Polisler, güvenlikçiler, görevliler bir şey demiyor mu?” Cevap hemen geldi: “Kibar davranacaksın, doğruyu söyleyeceksin, masum görüneceksin ve bunu sık yaptığını asla anlamamalılar, sorun olmuyor. Üstelik de son derece güvenli. Malum her yerde kameralar var” dedi. Onları dinlerken Bakırköy’e varmıştık. Kalkarken de sohbeti sürdürüyorlardı. Gececinin arkadaşı; “eğer koltuklarda uyuyamazsan uçakta kesin uyursun” diye kahkahalar atıyordu. 

Bu konuşmalar da bana yukarıda değindiğim “havalimanı uykucuları” olgusunu hatırlattı. Konu bir ara çok günceldi ve terminaller için de önemliydi. Demek ki yeniden gündeme geldi.
 
Bizim çocukluğumuzda havalimanına gitmek hafta sonlarının özel geçtiğini gösterirdi. Önce tarifeyi öğrenir, tarifeye göre Esenboğa’ya gider, uçakların iniş kalkışını seyrederdik. Civardaki çay bahçelerinde nadiren de lokantada yemek yiyerek uçaklara bakmak en büyük keyfimizdi. Aileden uçakla gideni uğurlamak, geleni karşılamak ayrı bir zevkti. Giderek havalimanları büyüdü, terminaller gelişti. Artık neredeyse binerken bile uçağı göremiyorsunuz. Ama havalimanı yolcu terminallerine yeni bir fonksiyon eklendi: Geceleme… Hatta geceleyenlere yeni bir isim de kondu: Havalimanı uykucuları.

“Neden havalimanında uyumak zorunda kalıyorlar? Yanlarında neler bulunduruyorlar? Ben kalacak olsam neler yapmalıyım?” sorularının yanıtlarını vapurda duyduklarımdan aktardım. Aslında, bedavacı gezginlerin havalimanında kalma nedenleri çoğu zaman bir günlük otel parasından kurtulmak. Sık seyahat edenleri havalimanlarında kalmaya iten bir diğer neden de uçak seferlerinin aksaması ya da iptali. Donna Mc Sherry isimli bir Kanadalı, seyahatlerinden birinde otele verecek parası kalmayınca havaalanının yolcu terminalinde konaklamak zorunda kalıyor. Havaalanlarında geceledikten sonra izlenimlerini yakın arkadaşlarıyla ve kurduğu internet sitesinde paylaşmak gibi ilginç bir modaya öncülük ediyor. İnternet sitesi öylesine ilgi görüyor ki bir de kitap yazıyor: "Airport Sleepers" (Havaalanı Uykucuları). Bu arada havalimanı uykucuları için internette bloglar da oluşturuluyor. Bloglarda pek çok öneriye ve deneyimlerin anlatılmasına yer veriliyor. Uyurken soyulmamak için köşe ve arkası duvar olan koltukların daha güvenli olacağı ve el çantasının da göğse bastırılması tavsiye ediliyor! Anıların anlatılmasının diğerlerine ipucu vereceğine ve çok yararlı olacağına değiniliyor.

Mc Sherry'nin yaptığı "www.sleepingairports.net" sitesinde, gezginlerin hangi havalimanlarında nasıl geceleyebilecekleri hakkında detaylı bilgiler veriliyor. Bu site sürekli güncelleniyor. Hemen hemen dünyanın tüm terminalleri ile ilgili bilgiler yer alıyor. Örneğin koltuklarında bedava uyunacak en konforlu terminal olarak Singapur'daki Changi Havalimanı gösteriliyor. Türkiye'den Atatürk Havalimanı beğenilirken, Antalya, Dalaman, Gaziantep ve İzmir pek önerilmiyor! Yorumlardan anladığımız kadarıyla; gecelenecek en iyi limanlar: Singapore Changi, Seoul Incheon, Amsterdam Schiphol, Oslo Gardermoen, Hong Kong, Dubai, Frankfurt International, Munich Vancouver, Denver.

Gecelemek için uygun bulunmayan limanlar ise Paris Charles de Gaulle, Moscow Sheremetyevo, New York JFK, Los Angeles, Delhi, Chicago O'Hare , Mumbai, Manila, Rome Fiumicino, London Heathrow. Eğer kalmayı planlıyorsanız aklınızda bulunsun...

Havalimanında yaşamak

Facebook Yorum

Yorumlar

Misafir ~ 7 yıl önce
Nerede olsa uyurum diyenler için ideal. Alışveriş merkezlerinin bu amaca hizmet etmesi de düşünülebilir. Herkes vakit geçirecek yer arıyor.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
Ama mecburiyetten :) İki arkadaş İzmir'den İtalya'ya gidiyorduk, KLM ile. Biliyorsunuz kendileri Hollanda hava yolu şirketi. Bu yüzden İtalya'ya gidebilmek için tam 3 kez uçak değiştirdik. Önce İzmir'den İstanbul'a gece vardık. Uçağımız sabaha karşıydı. Mecburen koltukta uyuduk. (sızdık) Amsterdam'da 6 saat rötar yaptık. Orada da uyuduk. Burada insanlar uyusun diye uzanma koltukları var :)) hem de en sessiz köşelerde :) Yolculuğumuz 15 saat sürdü. Aralarda uyumamış olsaydık, sanırım perişan olurduk. Konu çok neşeliymiş. Elinize sağlık. Sevgiler. Dilşad.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000