18 Nisan 2011, Pazartesi
Sefa İNAN
Sefa İNAN sefainan@gmail.com
  • ali bey sen sivil havacılık mezunlarının ahını aldın!beter ol!!!!!
  • Siyasetle gelen siyasetle gitti ne ilk ne de son olacak. Kral ölür yaşasın yeni kral, memlekette daha nice krallar öldürülür. Bilal bey başarılar.. Ağzınıza sağlık Sefa Bey. yka
  • Anlatım ve yazdıklarınız; yeni nesil beklentisi olanlara, kapak ve tez olmalı...tabi anlayana..yada anlamak istemeyenlere..hani bir söz vardır; erken öten horozun hikayesinde olduğu gibi...gerisi boş...
  • ALİ BEY, SİYASETLE HAVACILIĞI KARIŞTIRANLARDAN OLDU. HAVACILIĞIN SERBEST PİYASA EKONOMİSİ İÇERİSİNDE BÜYÜMESİNDEN KENDİSİNE PAY ÇIKARTMAYA ÇALIŞMASI, BİR BÜROKRAT OLARAK BÜYÜK BİR HATAYDI. ONUN ASIL GÖREVİ NİTELİK VE NİCELİK AÇISINDAN ASLINDA KENDİ TEŞKİLATINI BÜYÜTMEK, İLGİLİ TÜM MEVZUATLARINI HAZIRLAMAK, GÜNCELLEŞTİRMEK, ORGANİZASYONUNU TÜRKİYE ÇAPINA YAYMAK VE AVRUPA STANDARTLARINA ÇIKARTMAK OLMALIYDI. ASIL HAVACILIĞIN GELİŞMESİ DEMEK, BAŞTA HAVACILIKLA İLGİLİ TÜM RESMİ KURUMLARIN GELİŞTİRİLMESİ VE ULUSLARARASI DÜZEYE ÇIKARTILMASI DEMEKTİR. ÇÜNKÜ OTORİTEYİ GELİŞTİRMEDEN SİSTEMİ VEYA SEKTÖRÜ KONTROL ALTINA ALAMAZSINIZ. DEVLETİN İŞİ GÖSTERMELİK İŞLER YAPMAK DEĞİL, ULUSLARARASI STANDARTLARA GÖRE İŞLER YAPARAK KAZALARI ÖNLEMEKTİR. Ü. ÇENDEK

GÜLE GÜLE ALİ BEY...

İstanbul Suriçi olarak tanımlanan tarihî yarımada, İstanbul’un en eski semtlerinden olan Fatih ilçe sınırları içinde bulunmaktadır. Bozasıyla ünlü olan semt, Vefa Spor Külübü ile de tanınır. Ayrıca, hala eğitim-öğretime devam etmekte olan tarihi Vefa ve Cibali Liseleri, Süleymaniye, Şehzade Camileri ve Vefa Kilisesi bu semtimizdedir. 

Şimdi; “Allah Allah, Sefa beye bir şeyler oluyor, şimdi de tarih derslerine mi başladı?”diyeceksiniz. Tabii ki Hayır!

Yazımın konusu içinde geçecek olan Vefa’nın; diğer anlamını, gittikçe yozlaşan, unutulan değer yargılarını yazarak konuya bağlamak istiyorum. 

Vefa, sadece bir semt ismi değildir; sevgi bağlılığı ve sevgiyi sürdürebilme olarak adlandırılabildiği gibi, eskilerin deyimiyle; dostluğun, minnettarlığın ve ikili ilişkilerin olmazsa olmaz adıdır. Sıklıkla duyduğumuz bu sözcük, günümüzde gerçek anlamını yitirmekte ve sadece İstanbul’da bir semt olarak hatırlanmaktadır. Oysa ki; insanı insan yapan duyguların en yücesidir vefa....

Evet. Artık konumuza geçelim;

SHGM eski Genel Müdürümüz Ali Arıduru’nun, en doğal demokratik haklarından birini kullanmak ve milletvekili seçilebilmek için, görevini bıraktığını biliyorsunuz. Ali bey, Sakarya’dan milletvekili aday adayı olduğunda; TOSHİD ve kişisel dostlukları olanlar, Sakarya’ya adeta çıkartma yapıp bu sevgili dostlarını(!) yalnız bırakmadılar.

Hatta bununla da kalmayıp, duydukları vefa borcuna karşılık;TOSHİD olarak, Sakarya şehrimize bir okul yaptırma sözü bile vermişlerdir. Sakaryalılar, bu cömert ve ulvi bağışa şapka çıkartarak, TÖSHİD gibi bir patronlar klubünün sözünün arkasında mutlaka duracağına kesin gözüyle baktılar. Ancak, gelinen son noktada, beklenmeyen gelişmeler yaşandı ve Ali bey, hem koltuğunu hem de adaylık şansını yitiriverdi.

Değerli okurlarım; hayal kırıklığını, yaşamayan bilemez. Ali Arıduru bey’in şu anki ruh durumunu çok iyi anlıyorum. Aynı duygu; 30 yıl çalıştığım THY’de “verimsizlik” adı altında öne sürülen bir savunma isteği karşısında yaşamıştım. Teknik A.Ş. aynı oyunu bu günlerde gene sahneye koydu. Ne tesadüftür ki bu verimsizlik iddiası; tesadüf odur ki, Maliye Bakanlığı aleyhinde açtığım tüm uçak teknisyenlerini bağlayacak bu davanın sonuçlanması ile verimsiz kılınmamın bana iletilmesi aynı tarihe denk geldi. (Sanırım tesadüf(!))

 30 yıl hizmet verdiğiniz yerden sert ve gerçeği yansıtmayan ifadelerle; “verimsizsiniz” denilmesi ne kadar üzücü ve yıpratıcı ise, Ali beyin hizmet ettiğine inandığı yerden ayrılır ayrılmaz, çok hızlı bir şekilde yerine yeni bir atama ve ardından milletvekili aday adayı olduğu partiden liste dışı kalmasının hayal kırıklığı, aynı duygulardır.

Her ikisinde de insan; kişisel üzüntüsünden çok, yakınlarına ve dostlarına ne diyeceğini düşünüyor. 

Gerçi ben bu verimsizlik iddiasını kabul etmemiş ve tarafımdan istenen yazılı savunmamı verdiğimde; THY yönetimi cevap vermeyerek verimsizliğin sonucunda oluşması gereken emeklilik veya işten atılmayı gerçekleştirmemişti. Bu arada,  6-7 ay sonraki 2006 Ocak ayına denk gelen 300 kişiyi aşkın toplu işten çıkarmadan payımı aldığımı söylemeden geçmeyeyim. Ancak o yaşadığım günleri hiç unutamadım. Bir anda çevrenizdeki insanlar azalıyor, dost bildikleriniz kayboluyor. Sanırım, şirketin istemediği kişi ile yan yana görünmek insanları ürkütüyor. Hele, hele verimsizlik iddiası üzerine, onlara örnek olsun diye açtığım davanın, yine onlar adına olumlu sonuçlanmasından sonra, bir çoğunun vefasızlığı ölümden beter.

Ali Arıduru, henüz bunu yaşamadı. Yaşamasını da istemem. Ancak, yaşayanlar bilirler; bir zamanlar, dostlardan, arkadaşlıklardan, o telefon görüşmelerinin yoğunluğundan şikayet ederken, telefon sesini tüm gün bekliyor, zamanında peşinizde dolaşan insanların merhabalarına hasret kalıyorsunuz. Allah kimseye yaşatmasın. “Ben nerede yanlış yaptım?” şarkısı eşliğinde, iki kadeh atmak geliyor insanın içinden... Pardon, yine duygusallaştım, sadede gelelim....

Ali Arıduru'yu başarılı bulmazdım. Bunu da köşemde  yazdığım yazılarda net olarak ifade ediyordum. Hala da bu fikrimde ısrarlıyım. Sakın kendisini sevmediğimi sanmayın. Tanımayanlar için söylüyorum; Ali bey, sempatik kişilikli, espritüel ve muhabbeti tatlı biriydi. Ancak, benim köşe yazılarım sevgi içermez, sistem içerir. Kişilerle değil, yapılması gerekip yapılmayanlarla ilgilenirim. Sevgi, kişisellik içerir. Bu köşeyi; sevgiyi değil, sistemi sorgulumak için kullanıyorum. Bu nedenle  sapla samanı ayırmak gerekiyor.

Ali bey’e herhangi bir vefa borcum olmamasına rağmen, “gidenin arkasından konuşulmaz” diye yetiştirilen bir neslin kültür yapısından geldiğimden, o gittikten sonraki ilk yazımda şimdiye kadar olduğu gibi “Şu olmalıydı” Bu olmalıydı” “Şurada yanlış yapıldı” diye gidenin arkasından konuşacak değilim. O defter kapandığına göre,ona sadece; “Güle –Güle yolun açık olsun, medyatik Genel Müdür” diyeceğim.

Medya dedim de aklıma geldi; her nedense, siyasiler bürokratlarının medyada sıklıkla görünmesinden çok rahatsız oluyorlar.

Çünkü, bilhassa parti liderlerinin çoğunda var olan aşırı ego nedeniyle, kendilerinden başka kişiliklerin (hele hele kendi atadığı bürokratı ise)  medyada, şunu yaptı- bunu yaptı-şeref madalyası aldı gibi iltifatlara mazhar olmalarından rahatsız olurlar. Çünkü, bir liderde mutlaka az da olsa ego vardır. (Olmalıdır da..). Çünkü, ego kısaca “Ben” demektir.

Kişilerin egosunun yüksekliği, davranışlarına yansıyor. Bir liderin ego seviyesini anlayabilmek son derece kolaydır. Liderin nutuklarındaki hitap şekli onu ele verir. Örneğin; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan halkımız diyeceğine halkım veya bakanımız yerine bakanım demektedir. Bu bir ego yüksekliğidir. Lider olabilmek için, aslında bir miktar ego mutlaka olmalıdır. Ancak zaman içinde, bu olması gereken ego, narsizm ve paranoya ya dönüşebilir.

Bir okurum, benim için Egosu olan biridir demiş ve ben de o yorumu onaylamıştım. Sonra kendimi sorguladım ve benim de egolarımın olduğuna karar verdim. Okuruma buradan bu güzel tahlili için teşekkür ederim. İnsanların hepsinde bulunan ego, bazıları tarafından kontrol edilebiliyor. Örneğin; Atatürk’ün egosu ile Hitlerdeki ego çok farklı. Birisi; ego’larını her zaman kontrol altında tutmuş, halkının çıkarlarıyla bütünleştirmiş, diğeri ise; narsizm ve paranoyaya dönüştürmüş ve dünyayı cehenneme döndürmüş liderdir. Çevresindeki insanların şak şakcılığı, zaman içinde egoyu besleyip, kabartarak; "ben neymişim be abi” sendromuna getirebiliyor.

Lider için en tehlikeli kişiler şakşakcılardır. Kesinlikle uzak durmak şart.

Hatırlarsınız; TÖSHİD tarafından Ali Arıduru'nun başarılarına yönelik teşekkür amaçlı verilen ve gazetelerde boy boy yayınlanan ilanda Ali Arıduru esas alınmışken, Başbakan ve bakanımız onore edilme yoluna gidilerek tek taşla iki, hatta üç kuş vurulmak istenmiştir. Ancak, bugünkü gelinen noktada atılan taş, aynı bumerang örneği, geriye dönmüştür.

Kısaca; Ali Arıduru; bence fazla medyatik olmanın, medyaya  fazlaca servis edilmesinin ve şakşakcılarının acısını çekiyor olabilir. Bakın geçmişe ve diğer kamudaki genel müdürlere, hiç birinin ismi ve yapması gereken görevleri yaptıkca bunu özel bir faaliyet olarak görüp medya’ya servis edilmişlermidir? Hangisine Gazetelerde boy, boy teşekkür ilanları verilmiştir? Yukarıda saydığım gerçeklere dayanarak; Medya’nın ve TÖSHİD in Ali Arıduru’ya istemeden de olsa zarar verdiğini düşünüyorum. Çünkü, bir bürokratın bu kadar medyakolik olması, amiri olan lideri veya liderleri sinirlendirir.

Tabii ki, Ali bey’in partivekili adayı olamamasının altında başka nedenler de var. Hakkında açılan 165 davanın yanı sıra, THY uçaklarına Wi-Fi sistemi konulması aşamasında yaşanan THY-SHGM uyuşmazlığı ve bu konudaki “ben-sen” kavgası ve buna benzer bir çok konuda THY yönetimi ile karşı karşıya gelindiğini biliyorsunuz. THY, eskiden beridir SHGM’yi yönlendirmiş bir kurumdur. Ali Arıduru’nun uzun süre SHGM’nin başında kalması, onun da egosunu okşamış olsa gerek ki, THY’nin bu alışkanlığını kırma adına atılımlar yapmış olması, THY cephesinden tepki almasına neden olmuş da olabilir.

Ancak Ali bey’in dostlarının başında, TÖSHİD’imiz yer almaktadır. Ayrıca, Ali bey’in medya bacağında da dostlukları olduğu bir gerçektir. İş hayatındaki dostluklar, bizim bildiğimiz manevi değerlere odaklı dostluklara pek benzemez. Bu tür dostluklarda, al gülüm ver gülüm esas alınır. Bu karşılıklı dost (!) ca yaklaşımlar, tarafları biri birilerine daha yakın kılıp şereflerine verilen kokteyler ve yemekler eşliğinde pekiştirilir. Bununla da kalınmaz, tüm gazetelere teşekkür ilanları verilir, ilgili bakan ve tabii ki başbakanın dikkatini çekmek hedeflenir.

Ancak; gelinen noktada, Ali bey’in asıl şimdi dostlarına daha çok ihtiyacı var. Kendisine haksızlık yapıldığını ve gerçekten sivil havacılığımıza büyük hizmetlerde bulunduğunu düşünen dostları, bunu tüm gazetelerde bu haksızlığı(!) dile getirecek ilanlarla desteklemelidir.  Dostlar bu günlerde belli olur.

Sonuç olarak;  “SHGM Şıkır Şıkır...” başlıklı yazımda bugünkü konuma gelineceğini öngörmüştüm; İnşallah ilişkiler yazımda sözü edilen padişahla-dalkavuk arasında geçen patlıcanlı hikayeye benzemez. “En iyi genel müdür, son genel müdürdür” “Kral öldü yaşasın yeni kral” söylemi riyekarca kullanılmaz.

Ayrıca; Sakarya ilimize verilen okul yapılması sözü, o şehirde oturanlara verilmiş ve ağızdan çıkan bir akitdir. Ali Arıduru’nun seçilmesi ya da seçilememesi durumu o açıklamada yer almamıştır. Sakarya iline yönelik verilen okul sözü şüphesiz tutulmalıdır. Mutlaka takipcisi olunacaktır.

Çok daha önemlisi; Ali Arıduru bey’in 11 Mayıs’ta Isparta’da görülecek olan mahkemesinin yeni celsesinde de, şimdiye kadar olduğu gibi, kendisi yalnız bırakılmamalı, tüm dostları eskiden olduğu gibi, tam kadro orada olup kendisine destek vermelidir. Eksiksiz olarak orada yer almak, eski genel müdüre büyük destek verecek ve bu hatırşinaslıktan mutlu olacaktır.

Tabii ki, Vefa, bu kişilerin zihninde sadece bir semt ismi değil, aynı zamanda dostluğun, minnettarlığın ve ikili ilişkilerin simgesi anlamına hala geliyorsa..... Çünkü, yargılanan kişi aynı kişi olup sadece makam değişmiştir.

Benim işten çıkartılmam sırasındaki onay makamında olan THY eski yönetim kurulu başkanı Candan Karlıtekin’e, köşemden “Güle, Güle Candan bey” diyerek yolcu ettim ve hala kendisini arayarak hal hatır sorarım. Ben yine aynı dileği; “Güle Güle Ali bey” diyerek Ali Arıduru için kullanıp yeni SHGM genel müdürü Bilal Ekşi’ye “hoşgeldiniz” diyerek, sivil havacılığımız adına, başarı dileklerimi iletiyorum.

GÜLE GÜLE ALİ BEY...

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (14)

Misafir ~ 6 yıl önce
ali bey sen sivil havacılık mezunlarının ahını aldın!beter ol!!!!!

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
Siyasetle gelen siyasetle gitti ne ilk ne de son olacak. Kral ölür yaşasın yeni kral, memlekette daha nice krallar öldürülür. Bilal bey başarılar.. Ağzınıza sağlık Sefa Bey. yka

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
Anlatım ve yazdıklarınız; yeni nesil beklentisi olanlara, kapak ve tez olmalı...tabi anlayana..yada anlamak istemeyenlere..hani bir söz vardır; erken öten horozun hikayesinde olduğu gibi...gerisi boş...

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 6 yıl önce
ALİ BEY, SİYASETLE HAVACILIĞI KARIŞTIRANLARDAN OLDU. HAVACILIĞIN SERBEST PİYASA EKONOMİSİ İÇERİSİNDE BÜYÜMESİNDEN KENDİSİNE PAY ÇIKARTMAYA ÇALIŞMASI, BİR BÜROKRAT OLARAK BÜYÜK BİR HATAYDI. ONUN ASIL GÖREVİ NİTELİK VE NİCELİK AÇISINDAN ASLINDA KENDİ TEŞKİLATINI BÜYÜTMEK, İLGİLİ TÜM MEVZUATLARINI HAZIRLAMAK, GÜNCELLEŞTİRMEK, ORGANİZASYONUNU TÜRKİYE ÇAPINA YAYMAK VE AVRUPA STANDARTLARINA ÇIKARTMAK OLMALIYDI. ASIL HAVACILIĞIN GELİŞMESİ DEMEK, BAŞTA HAVACILIKLA İLGİLİ TÜM RESMİ KURUMLARIN GELİŞTİRİLMESİ VE ULUSLARARASI DÜZEYE ÇIKARTILMASI DEMEKTİR. ÇÜNKÜ OTORİTEYİ GELİŞTİRMEDEN SİSTEMİ VEYA SEKTÖRÜ KONTROL ALTINA ALAMAZSINIZ. DEVLETİN İŞİ GÖSTERMELİK İŞLER YAPMAK DEĞİL, ULUSLARARASI STANDARTLARA GÖRE İŞLER YAPARAK KAZALARI ÖNLEMEKTİR. Ü. ÇENDEK

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000