30 Mart 2009, Pazartesi
Tevfik UYAR
Tevfik UYAR tevfikuyar@airporthaber.com

Gözlem kabiliyetlerimiz neden düşük?

Geçtiğimiz hafta meydana gelen kaza Arama Kurtarma ekipmanlarının yeteneklerini ve ülkemizin uzay sanayiine yaptıkları yatırımları sorgulamamıza sebep oldu.

Bir insanın yetiştirilmesi kolay değil. Bırakın siyasi liderleri, siyasetçileri, gazetecileri, pilotları, bu dünyaya hiçbir şey katmadan tembelce yatan, ve hayatını böylece sürdürüp göçüp gidecek bir insanın bile enerji alışverişi ve dünyaya kattıkları kayda değerdir. Bir insanın yetiştirilmesi kolay değil... İnsan canı hiç ama hiç ucuz değil. Bu yüzden bugün dünya üzerinde SAR (Search and Rescue) kısa adıyla anılan “Arama Kurtarma” kültürü ve görgüsü oluşturulmuş, bu tarz kaza ve olaylarda insanların hayatta olduğu sürece onlara ulaşmak için önemli çalışmalar yürütülmesine karar verilmiş ve bu çerçevede çeşitli protokoller geliştirilmiştir.

Bu protokolleri bir kenara bırakalım. Gördük! Sökmedi. İşe yaramadı... Vatandaşlarımız hayatlarını donarak kaybettiler. Bu ölümlerde sadece ihmal değil, teknolojik geri kalmışlığın da önemli etkileri vardı.

Şu sıralar Kuzey Kore'nin Nisan ayında uzaya fırlatmayı planladığı iletişim uydusu taşıdığı iddia edilen füze Japon Denizi'ni hareketlendirdi ve ABD, Japonya ve Güney Kore, Kuzey Kore'nin kelimenin tam anlamıya "ne idüğü belirsiz" füzesi sebebiyle bölgede tüm tedbirlerini arttırmaya başladı. ABD’ye ait casus uydular, Kuzey Kore'nin fırlatacağı füzeyi izlemeye aldı ve kısa sürede füzenin fırlatma rampasına yerleştirilmiş olduğunu, hatta bunun bir iletişim uydusu mu taşıdığı, yoksa savaş başlığı mı taşıdığı füzenin burnu incelenerek anlaşılmaya çalışıldı. Kısacası bir füzenin burun konisi, vesikalık fotoğraf misali, casus uydu tarafından kolaylıkla izlenebiliyor...

Casus uydu gibi ileri gözlemleme kabiliyeti olan uyduları bir kenara bırakalım. Standart bir gözlem uydumuz neden yok?

Orta kalitede ve maliyette bir gözlem uydusu, kaza bölgesindeki dumanı, özellikle karlı zemin üzerindeki taze enkazı kolaylıkla gözlemleyebilir. Peki biz, bölgemizin büyük gücü olduğumuz iddiasında olan biz uzay teknolojilerine ne kadar yatırım yapmışız?

(Önemli bir açıklamayı da burada yapmak isterim: Gözlem uydumuz ya da casus uydumuz olması için Füze fırlatabilecek teknolojiye de sahip olmamız gerek. Başka ülkelerin füzeleriyle iletişim uydusu gönderebiliriz, ancak casus uydu ya da gözlem uydusu dendiğinde... işin rengi epey değişiyor ve ticaretten çıkıp, siyasete bulaşıyor...)

Bir başka mesele de ELT...

ELT’ler iki şekilde çalışıyor: Otomatik (darbe ya da su ile) ve manuel (el ile.) Pilotun inkapasite olduğu durumlarda, eğer acil hatta bulunan sağlık görevlisi de böyle bir cihazın varlığından haberdar değil ise ve sağ kalan yolcular da bunu kullanmayı bilmiyorsa ELT manuel olarak devreye sokulamaz...

Peki bu durumda ne yapılabilir?

Geçtiğimiz gün –enkaz iki gündür bulunamamıştı- Uzay Mühendisi Ozan Oğuz Haktanır ile birlikte Airport TV ana haber bültenine katılmıştık. Orada Haktanır’ın önemli bir vurgusu vardı: Otomatik olarak devreye girmemiş ve bir şekilde manuel olarak çalıştırılamamış ve gayrifaal durumda olmayan ELT’ler neden özel bir frekansta sinyal ya da herhangi bir uzak erişimle manuel olarak başlatılamıyor? Hakikaten de bir cihaz, sahip olduğu özel koda bağlı bir frekans, ya da çok basit bir simkart ile bile –örneğin o ELT’nin bir cep numarası olsa! Evet evet! Şaka değil!- bir şekilde çalıştırılamıyor?

Sanırım acil durum ekipmanlarının da tekrar gözden geçmesi gerek...

Esenlikler...

Gözlem kabiliyetlerimiz neden düşük?

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000