11 Ocak 2010, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com
  • sabah uçuşlarının gecikmesi vahim. Fakat uçuş saatleri işlere göre ayarlanıyor. Her gecikme hayatı karmakarışık ediyor. Son zamanlarda haklı olarak geç kalıyorlar. Hava durumları doğru bir mazeret. Uçuş ekibide gecikmelerden çok huzursuz oluyor. yer hizmetlerindeki düzensizlikler durumumuzu daha zorlaştırıyor.
  • THY olsun Anadolu olsun kuvvetlerini çok dağıttı. Tecrübeli ustalar gitti. Bu konu ister istemez yer trafiğini etkiiyor. Mil verilmesi iyi fikir. Daha iyisi uçakları zamanında kaldırmaları.
  • AYNISI BİZİMDE BAŞIMIZA GELDİ. NEDEN BEKLEDİĞİMİZİ BİLMEDEN SAATLERCE ANTALYA DA BEKLEDİK. HİÇBİR AÇIKLAMA YAPILMADI. BAKAN SAYESİNDE ÇÖZÜLÜRSE BUNDAN SONRA HERŞEYİ BAKANA SÖYLEMENN YOLUNU BULMALI:(
  • Her yolcunun hikayesi var. Uzun yolculuklarda ayakkabısını çıkaranlara sinir oluyorum. Leş gibi kokuyorlar. Geçen ay Amerika uçuşunda hemen ayakkabılar atıldı. Rica ettim çıkarmayın diye. Sinirlendi. Adabı buymuş. Hostes bana da çıkarmamaı söyledi. İyide koku nasıl önlenecek?

Gecikmeler fırsata dönüşür mü?

Her yolcu için yolculuğunun bir hikâyesi vardır. Ulaşım hizmeti açısından önemli olan bu hikâyeleri keyifli kılmaktır. Ayda birkaç kez iç hat uçunca hikâyeler çeşitleniyor, daha dikkat çekici ve çarpıcı oluyor ama hataların düzeltilmediğini, sürdürüldüğünü görmek üzüyor.

Eski yılın son günlerinde, proje ekibimizle Sabiha Gökçen Havalimanından Ankara’ya gidiyorduk. Gidişimiz TK, dönüşümüz ise AnadoluJet idi.

Tarifeye göre, İstanbul’da yeni terminalden, TK ile kalkış saatimiz 8.00… Salonda bekliyoruz, gecikme verilmiyor. Uçağa alınma (boarding) 8.00’de gerçekleşiyor. Yerlerimize oturup, beklemeye başlıyoruz. Kabin memurları sayıyor da sayıyor. Biri gidiyor, biri geliyor, ağızları fısıltı şeklinde kıpırdanıyor. 20 dakika açıklamasız geçerken nihayet pilotun sesi duyuluyor: “… biz uçağımızı zamanında teslim aldık. Uçuş için hazırız. Ancak, yerde check-in’de problem yaşandığından gecikiyoruz!”

Derken efendim; havalanmamız 8.45’i buldu, kötü hava koşullarına rağmen nefis bir uçuştu. Nasıl konduğumuzu bile anlamadık. Beklemenin stresini biraz olsun hafifletti.

Sabah gecikmeleri insana kendini çok kötü hissettiriyor. Çok erken kalkıp, rahatça uyuyamayıp, sabah karanlığında, uçuştan en az 1 saat önce meydana geliyorsunuz. Sonra ne kadar süreceği belirsiz beklemeler... Toplantısı olan, sınava giden, ihalesi olan vb. kişiler güne ister istemez gerginlikle başlıyor, ardından Ankara trafiği üstüne tüy dikiyor. İyi ki cep telefonları var diyoruz!

Dönüş ise başka bir acı komedi. Üstelik yolcular yorgun, ekip de yorgun oluyor karanlık basınca… 2008 Nisan ayında kurulan AnadoluJet tarifeye göre 18.35’te kalkacak. Check-in’lerimizi önceden yapmış olmamıza rağmen, kalkış saatinden 1 saat önce Esenboğa’daydık. Birer çay içip soluklandıktan sonra ‘gate’e geçtik. Oh aman ne iyi gecikmemiz yok diye konuşurken, yolculardan biri; “bakmayın oraya, bunların yeni adeti, gecikmeleri göstermiyorlar” diye başlayıp başından geçenleri anlattı. Hepimiz dinledik. Bu arada saat 18.20 oldu. Bize tahsis edilen körükte halâ uçak yok. Ve o sırada 20 dakika gecikme bildirildi, yani 19.05’te uçacağız… Bir yandan da diğer uçuşlar için boyuna körük değiştirilme anonsları yapılıyor. Biz de uçağımızın başka körükte olduğunu varsayarak 20 dakikalık gecikmeyi pek de dert etmedik. Ama AnadoluJet’in Airbus tipi uçağı körüğe yanaştı. “Boarding” yapmak üzere 2 bayan görevli gate önüne geldiler. Biz, ne de olsa az buçuk havacıyız, gelen uçağın hizmetlerini bir miktar biliyoruz. Yerimizden kalkmadık, hizmetlerin en az 20 dakika alacağı çok net. Bekleyen yolcular, görevlileri görünce, hemen kuyruk oluşturdular. Kuyruk bir türlü ilerlemiyor. Boarding başlayamıyor ama homurtular başlıyor. Aktaracağım konuşmalar, yaklaşık 100 yıl öncesinin Hüseyin Rahmi (1) hikâyeleri tadında. Hüseyin Rahmi’nin bir “Ada Vapurunda” öyküsü vardır ki, inanamazsınız… Yıllar önce yazılmış olsa da, sosyolojinin bugün tekrar ediyor olması düşündürücü...

Yolculardan biri görevlilere soruyor: “Ne bekliyoruz?” Görevli genç hanımlardan biri yanıtlıyor: “Biz de bilmiyoruz!” Diğeri elinde telefon, kızgın bir edayla; “görüyorsunuz, öğrenmeye çalışıyoruz.”

Kuyruğun arkalarından bir yolcu öne doğru geliyor, diğer yolcuya soruyor: “Ne dedi, arkadan duyulmuyor da…” Kızların yüzü daha da asılıyor. Aynı yanıtı vermek onları geriyor. Homurtular devam ederken yolcular, arasında kırk yıllık dostluk varmışcasına dayanışma oluşuyor. Not ettiğim yorumlara devam ediyorum:
“Vaktinde kalkan uçağa rastlamadım. Bir de ödül almışlar.”

“Barcelono’ya sponsor olacaklarına uçakları zamanında kaldırsınlar.”

“Sorumlu yok mu?” Kızlar: “Hanımefendi biz de ulaşmaya çalışıyoruz.”

Bir yolcu: “Bakın bizler de hizmet sektöründe çalışıyoruz. Müşteri ile nasıl konuşulacağını bilmeniz gerek. Kızsanız da davranışınız farklı olmalı…”

“Dış hatlarda iyiler, iç hatları yapamıyorlar.”

“Zaten bilet fiyatlarını da kandırıkçı ilan ediyorlar…” (Bu tabir genç bir delikanlıya ait)

“Sözde bilgi çağı, bilgi vermezler, teknolojiyi bile kullanamıyorlar.”

“Kardeşim temizlemeyin şu uçağı, biz razıyız, bir an evvel gidelim.”

“Çocuğun altını değiştireceğim. Gidemiyorum.” O sırada bebek ağlıyor...

“Ben de mama yedireceğim, bekliyorum”

Bu konuşmalar yapılırken tabelada 35 dakika gecikme yazıldı.

Tam o sırada bir yolcunun yüksek sesi duyuldu: “ Affedersiniz, kendi adıma koyun yerine konulmaya itiraz ediyorum, ne bekliyoruz?” Böylece itiraz etmeyen bizler de koyunluğu zımnen kabullenmiş oluyoruz!

1 saat gecikmeyle uçağa alınıyoruz. Kabinde hostesler güler yüzle bilgi vermeye çalışıyorlar. “Uçağımız Adana’ya geç geldi. Sabiha Gökçen’de de Erzurum yolcuları bizi bekliyor. Hava muhalefeti nedeniyle gecikmeler var.”

O sırada uçağın içinde bir kargaşa daha yaşıyoruz. Yolcular bağırıyor: “28. sıra yok…” Uçak tipi değişmiş meğer. Neyse yer var da sorun çözülüyor. Yolcular halâ kendi aralarında “bilgilendirme-iletişim” konusunda yorum yapıyorlar. Pilotun açıklaması kabin memuru arkadaşların açıklamalarını doğrular biçimde. Zaten pilotun sesini duyunca sakinleşiyoruz.

Hemen oracıkta bir de çözüm üretiyoruz:

Havayolları geciktirdikleri yolcularına mil hediye ederlerse memnuniyetsizlik minimuma iner. “Mil hediyeleri” gecikme dakikalarına bağlanarak mutlu sona ulaşılabilir. Hatta, havayolları şöyle bir sloganla çıkılabilirler: ‘Biz tam zamanında uçarız. Bir dakika bile geciksek hediyemizle özür dileriz.’

1. Hüseyin Rahmi Gürpınar roman, öykü, tiyatro yazarıdır.  1864-1944 tarihleri arasında İstanbul’da yaşamıştır. 8 Mart Eserleri toplumsal yergi taşır, yozlaşmalara cesaretle neşter vuran gerçekçilerdendir.

Gecikmeler fırsata dönüşür mü?

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (11)

Misafir ~ 7 yıl önce
sabah uçuşlarının gecikmesi vahim. Fakat uçuş saatleri işlere göre ayarlanıyor. Her gecikme hayatı karmakarışık ediyor. Son zamanlarda haklı olarak geç kalıyorlar. Hava durumları doğru bir mazeret. Uçuş ekibide gecikmelerden çok huzursuz oluyor. yer hizmetlerindeki düzensizlikler durumumuzu daha zorlaştırıyor.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
THY olsun Anadolu olsun kuvvetlerini çok dağıttı. Tecrübeli ustalar gitti. Bu konu ister istemez yer trafiğini etkiiyor. Mil verilmesi iyi fikir. Daha iyisi uçakları zamanında kaldırmaları.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
AYNISI BİZİMDE BAŞIMIZA GELDİ. NEDEN BEKLEDİĞİMİZİ BİLMEDEN SAATLERCE ANTALYA DA BEKLEDİK. HİÇBİR AÇIKLAMA YAPILMADI. BAKAN SAYESİNDE ÇÖZÜLÜRSE BUNDAN SONRA HERŞEYİ BAKANA SÖYLEMENN YOLUNU BULMALI:(

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
Her yolcunun hikayesi var. Uzun yolculuklarda ayakkabısını çıkaranlara sinir oluyorum. Leş gibi kokuyorlar. Geçen ay Amerika uçuşunda hemen ayakkabılar atıldı. Rica ettim çıkarmayın diye. Sinirlendi. Adabı buymuş. Hostes bana da çıkarmamaı söyledi. İyide koku nasıl önlenecek?

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000