19 Ekim 2008, Pazar
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

Ekonomik Sarmal (1)

Garip bir durum... Hepimiz ekonomi allamesi kesildik. Söz düellosunun dışında kalmayıp, birkaç satır da bencileyin bir şeyler söylemek istiyorum.

 

5-6 aydır ekonomik kriz teraneleri ile yatıp kalkıyoruz. Kimi Amerika’nın bilinçli oyunu diyor, kimi ekonomileri yöneten en seçkin kişilerdi nasıl göz göre bu hale getirdiler diyor.

Mortgage yani “ipotekli konut finansmanı” diye bizim de yanıp tutuştuğumuz modelin çökerttiği tezi üzerinde tüm ekonomistler, siyasiler söz birliği ediyorlar.

 

Bizim dönemimizde, lise eğitiminde fen bölümlerinde, felsefe de okutulurdu. Felsefe hocamız bize karşılaştığınız her sorun için “5 kere neden sorusunu sorun” derdi. Çok basit bir teknik ama her alan için geçerli.

 

Şimdi nedenlere bakalım:

 

Görünürde, krizin arkasında ABD'de ev fiyatlarında oluşan balonun patlaması ve sadece bu evleri "dayanak" alarak çıkarılmış menkul kıymetlerin banka bilânçolarında milyarlarca dolar zarara yol açması yatıyor. "Gerçek değerleri hesaplanamayan" bu varlıkların çoğunun bilanço dışında muhasebeleştirilmesinden ötürü hangi bankanın tam olarak ne kadar zarar ettiği de henüz bilinmiyor.

 

Amerikan ekonomisi tüketicilerin devamlı ve gittikçe daha fazla harcama yapması üzerine kuruluydu. Bu yüzden faizler düşük tutulmakta ve ucuz kredi satılmaktaydı. Vatandaşlar ucuz para-bol kredi imkânlarından yararlanarak normalde karşılayabileceklerinden daha fazla harcamaya alıştılar. Neredeyse herkes, daha iyi yaşamak sevdasıyla kredi kuruluşlarına borçlandı. Aç gözlülük aldı yürüdü. Böylece her Amerikalı, kazandığından fazla harcayıp, sırtında bir borç yüküyle gezer hale geldi.

 

Bankalar verdikleri kredinin karşılığında evi ipotek ettiklerinden içleri rahattı. Ödemede sorun çıkması halinde banka eve el koyuyor ve yeniden evi satabiliyordu. Bu sistemle ev fiyatları yaklaşık 7 kat arttı. Ödeyebileceğinin çok üzerinde borç alan Amerikan halkı giderek daha az tüketmeye başladı. Tüketim azalınca üretim durakladı. Üretim duraklayınca ilk önlem işçi çıkarmak oldu.  

 

Bu arada kriz su yüzüne çıkmadan her nedense pompalanan petrol fiyatlarıyla, bir yerlerde sermaye birikimi de yapıldı. Yükselen petrol ve gıda fiyatlarının da etkisiyle Amerikan ekonomisi yavaşlarken, işsizlik arttı.  Amerikalılar ev borçlarını ödeyemeyince bankaların elinde büyük bir konut stoku birikti. Ödenemeyen krediler arttıkça, banka teminatı olan evlerin fiyatları da düşmeye başladı! Böylece sorunlu alacaklar ciddi şekilde yükseldi. 

 

Genel bir kural olarak: Dünyanın bütün bankaları sorunlu alacaklar için bilançolarında karşılık ayırırlar. Yani para geri dönmezse sermayesinden bir bölümü yedek olarak tutmak zorundadırlar. Bu kural yüzünden bankaların sermayeleri de erimeye başladı… Şişen paralar buharlaştıkça, buharlaştı… 

Ama hiç kimse 20. yüzyılın unutulmayacak dönüm noktalarından birisi olan, 20 Mart 2003’den söz etmiyor… Neydi bu tarih? Amerika kendi gerekçeleriyle Irak'ı işgale başlamıştı. O günden bu yana da paralar roket oluyor, top oluyor, tüfek oluyor, ateş oluyor yanıyor. Amerika savaşıyor… 911 felaketi ile ivmesi artan savaş psikolojisi. İşte dünyada domino etkisi yapan süreç… Dominolar birbirini ittire ittire devriliyor.

 

Dünya yıkanmış yün gibi ekonomik olarak çekiyor, fakirleşiyor. Zaten işsizlik yüzünden fakirliğe sürüklenen ailelere yenilerinin eklenmesi kaçınılmaz. Gerçekten sağduyuya çok ihtiyaç var.

 

Çocuklarımızın geleceği adına her bireye düşen görevin detaylandırılması gerekiyor. Kritik noktalardan biri de çocuklarımızı suç ve terör örgütlerinin kucağına düşmekten korumak. Çünkü, terör-savaş-terör sarmalı toplum düzenini bozuyor. Hele kentlere iş umuduyla gelip de geçirdiği yıllara rağmen kentlileşemeyen uyum sorunları yaşayanların durumu daha da güçleşecek. Toplumun yapısında değişmelere yol açacak.

 

Zaten sanayinin tarım kesiminden kopardığı kişiler teknolojinin de kurbanı olmadılar mı? Bilgisayarlar hemen her alanda işgücü ihtiyacını azaltmadı mı? Internet 7’den 70’e 7 cihanda olup bitenden haberdar etmiyor mu? Tabii ki ediyor. Ama biz gerçekleri okuyamıyoruz, okuduğumuzu da anlamıyoruz. Kendi kendimizi aldatıyoruz. Kendini aldatma genetik hasletlerimizden biri. Bu gen her ne ise, öngörü, planlama, programlama, önlem alma, gibi temelinde bilim olan operasyonları yapmamızı engelliyor. Bu gen anlık yaşamayı tercih ettiriyor.

 

Oysa havacılık sektörü öngörü üstüne kuruludur. Her şey planlı ve disiplinlidir. Kurallıdır. Her yeni teknoloji ve yeni iş modelleri havacılıktan diğer sektörlere yayılır. Krizler hiç kuşkusuz bu sektörü etkiler. Nitekim geçen hafta sevgili Sefa ve Murat Öztürk krizin sektöre etkisini 2 açıdan ele aldılar; işten çıkartmalar ve uçak bakımları. Doğal olarak yolcu sayıları düşecek, seferler azalacak, filolar küçülecek, personel azaltılacak, cak cak cak … Ben de bu yazının devamında farklı bir yönden yaklaşarak “terör-savaş-teknoloji-fakirleşme” sarmalını ele alacağım.

Not:

Ben yazıyı yazarken TV’de bir haber var. Merkez Bankasının para yüklü taşıtı –kamyonu- benzinciye girdi benzin aldı. Yoğun trafiğin içinde önünde bir polis arabasıyla nereye gidecekse gitti! Bize ne mi dediniz. Öyle ya “bize ne” geni bu işte...

Ekonomik Sarmal (1)

Facebook Yorum

Yorumlar

adalet ~ 8 yıl önce
Ekonomi ile ilgili değil yorumum... Plansızlığımızla ilgili.. yani genetik özelliklerimizi yine kanıtladık. mahkeme bile yapamadık...

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000