10 Mart 2008, Pazartesi
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

Dünyanın ezberi bozuluyor!

Geçenlerde “Lüks otomobil üreticisi Alman BMW, bu yılsonunda 5600 çalışanıyla yollarını ayıracak” başlıklı kısa bir haber vardı. Bu haber gelişmelerin neresinde olduğumuza farklı bir bakış açısından yaklaşmaya yönlendirdi.

Ben ekonomist değilim, meslek hayatımın hiçbir döneminde ekonomi ile uğraşmadım. Ama yaşanan fırtınalar insanı düşünmeye zorluyor.

Sanayi devi, refah ülkelerinde bir şeyler oluyor. Stratejik planlar değişiyor. İnsanın vatandaş olarak değeri yükseliyor. Saniyelerden daha kısa sürelerde milyarlarca dolar el değiştiriyor. Ekonomide fırtınalar kopuyor. Petrol almış başını 200 dolara doğru gidiyor. Ama kişi başına düşen milli gelir artıyor. Refah yükseliyor. Çalışanlar daha çok kazanıyorlar ve daha çok kazanmak istiyorlar.

Tüm bu olup bitenleri şimdiye kadar doğru bilinen genellemelerle değerlendirelim ve düşünelim: Çünkü artık dünyanın ezberi bozuluyor!

Bizde neler oluyor? Biliyorsunuz Türkiye’de resmi istatistikleri Başbakanlığa bağlı bir devlet kuruluşu olan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) hesaplar. Bu hesaplara göre 2006 yılında “Türkiye’nin nüfusu 73 milyonu aşıyordu! Bir süre önce ülke nüfusu 73 milyondan 70 milyona düşürüldü! Sonra milli gelir 400 milyar dolardan 526 milyar dolara çıkarıldı. Böylece kişi başına düşen milli gelir rakamı da 5.480 dolardan 7.500 dolara yükselmiş oldu!

Peki, nedir bu milli gelir? Milli gelir, ülkelerin refah seviyesini gösterir. Bir yıl içinde ülkede üretilen mal ve hizmetlerin parasal değerinin toplamıdır. Üretim artınca milli gelir de artar. Üretmeden ülke gelirini artırmanın imkânı yoktur. Milli geliri ölçmek için önce ülkedeki mal ve hizmet üretiminin “miktarı” belirlenir. Ölçülebilecek olanlar ölçülür, ölçülemeyecek olanlar tahmin edilir. Sonra bunlar cari fiyatla (o yılın fiyatıyla) fiyatlandırılır. Milli gelir hesabında mal ve hizmetlerin parasal değeri “Katma Değer” olarak toplanır.

Katma değer ise bir malın çıktı fiyatı ile girdi fiyatı arasındaki farktır. Bu fark: Kira, Ücret, Faiz ve (4) Kâr’dan oluşur. Diyelim ki, bir ayakkabı 100 liradır ama onun içinde 30 liralık deri, 5 liralık iplik, 2 liralık yapıştırıcı vb vardır. Derinin, ipliğin, yapıştırıcının içinde de kira, ücret, faiz ve kâr vardır. Milli gelir hesabında kayıt içi-kayıt dışı ayrımı yapılmaz. Bu hesap bir muhasebe hesabı değildir. Pazara çıksın çıkmasın, kayıt içi olsun olmasın tüm üretim hesaba girer.” (1)

Burada, milli gelirin bileşenlerinden bizi en çok ilgilendiren bölümü ücretler. TÜİK’in yeni hesap tarzında Türkiye’de kişi başına milli gelir 7.500 dolar olmuş. Lüksemburg’un 89.000, Kanada’nın 30.000, İngiltere’nin 28.000, Yunanistan’ın 27.000, Almanya 30.000 dolar arasında değiştiğini dikkate alırsak ülkemizde yaratılan katma değerin çok düşük seviyelerde kaldığını görürüz.

Çalışanların emeği ile ülkenin gelir seviyesi birbirine bağlıdır. Bunun için yüksek ücretlerin hangi işlere verildiğine bakmak yeterlidir. Yanıt ise çok net: Yüksek katma değer yaratan işlere daha çok ücret verilir. Yani düşük katma değerli yatırımlar yaparak çalışanlara yüksek ücret ödemek mümkün değildir.

Bir de gelir artışı ile verimlilik arasında da kuvvetli bir ilişki vardır. Yüksek gelir ve refah düzeyi ancak yüksek verimlilikle sağlanabilir. Verimlilik ise teknoloji ile yükseltilebilir. Yani milli geliri yükseltmek için teknolojiye de ihtiyaç vardır.

Ürünlerde teknoloji düzeyi ve bilgi yoğunluğu

Ürünlerin teknolojik düzeyi ve ihracat düzeyi ülkenin gelişmişlik seviyesini belirler. Ama sanayi ürünlerimize baktığımızda da Türkiye’nin yüksek ücretleri hak edecek bir durumda olmadığını söyleyebiliriz. Bu nedenle öncelikle ürettiklerimizi ve ihraç ettiklerimizi gözden geçirmek gerekiyor.

Biliyoruz ki, ülkede üretilenler o ülkenin sanayi yapısını gösterir. Bir ürün ne kadar bilgi içeriyorsa o ürün o kadar fazla katma değer yaratır ve fiyatı artar. Ürünlerin kilogram fiyatlarını dikkate aldığımızda, aşağıdaki şekilde de görüldüğü gibi, 3 sınıfa ayırabiliriz:

-Tuğla, çimento, demir, çelik, konfeksiyon gibi kilosu 0,1 $’dan başlayarak 60-70 $ arasında değişen ürünler,

-Cam, gemi sanayi, imalat, makine, elektronik, ilaç gibi kilosu 1,0 $’la 1.000 $ aralığında olan ürünler,

-Bilgisayar, silah sistemleri, yolcu uçağı, casus uçak, uzaktan izleme, nükleer tıp, uydu, uzay araçları, yeni ilaçlar, özel yazılımlar… Kilosu 100 $’dan milyon dolarlara doğru giden ürünler.

grafik  grafik 

Örneğin; kilosu 10 dolar olan bir otomobille, kilosu 500 dolar olan bir diz üstü bilgisayarı düşünelim. Hangisi nasıl üretiliyor? (2) Otomobil imalâtı eğer komponentleri ülke içinde üretiliyor ve ithal edilmiyorsa ülke içinde değerli bir üründür. Otomobil sektöründe çalışanlar da bu ürünü tasarlama ve üretme aşamalarında yüksek gelir elde ederler. Bu da yakın zamana kadar bir genellemeydi…

Ülkelerin ekonomilerinde şirketlerin önemini ne yazık ki çok geç anlayabildik. Oysa ülke ekonomileri değerlendirilirken bir de özel sektörle kamu sektörünün payları dikkate alınmaktadır. Kamu sektörünün temel hizmetleri üretebilmesi için gelir elde etmeleri gerekir. Bu beklenen gelirin önemli bir kısmını şirketler üretmelidir… Çünkü şirketlerin yatırımları iki sonuç doğurur. Bunlardan biri istihdam dolayısıyla çalışanlara ödenen ücretler, diğeri de hizmet karşılığı oluşan vergilerdir. Ki bu vergiler hizmet olarak geri döner! Şirketlerin bir diğer işlevi de ülkeye döviz geliri sağlamalarıdır.

En fazla döviz geliri sağlayan şirketler artık sanayi şirketleri değil bilgi yoğun üretim yapanlar ve farklılık yaratanlar haline gelmiştir. Microsoft, Cisco, Dell, IBM, Intel, Google, Nike vb gibi…

Bu şirketlerin ortak özelliği, AR-GE (araştırma - geliştirme)’ye ve ÜR-GE (ürün geliştirme)'ye çok büyük yatırımlar yapmalarıdır. Tipik olarak cirolarının en az %5’ini, hatta %10’unu ya da daha fazlasını AR-GE ‘ye yatıran şirketler fark yaratıyor, kazanıyor ve kazandırıyorlar.

Yeni dönem, yeni ezberler
Kuşkusuz geçen yüzyıl çok önemli ileri teknolojik gelişmeleri beraberinde getirdi. Bu gelişmeleri nükleer enerjiden jet uçaklarına, bioteknolojiden mekatroniğe, nano teknolojlere kadar uzatabiliriz. Geliştirilen her teknoloji yeni sektörler yaratıp yaşamın çeşitli alanlarını etkiledi. Tüm bu gelişmeler bilişimle desteklendi. Tıp, mühendislik, eğitim, iletişim, eğlence, trafik kontrolü, sanat, müzik, daha doğrusu akla gelebilecek her türlü faaliyetin içinde bilişim var. Tabii İnternet de eski yüzyılın son harikası. Böylece bilgisayarlarla, telefonlarla, televizyonlarla, uydularla insanlar, şirketler, ülkeler eşzamanlı olarak birbirlerine bağlanıyorlar.

Çevre acımasızca katledildi. Az gelişmiş ülkelerde “Allah kerim”, gelişmiş ülkelerde “biz büyüğüz çevre sorununa da çözüm buluruz” kompleksi dünyayı geri dönülmez bir noktaya getirdi. Çabuk uyanan ülkeler ve şirketler çözümü, sanayilerini uzak ülkelere kaydırıp, kendi odaklarını tasarım ve bilişime çevirmekte buldular.

Her şey daha çok kazanmak için yapılıyor. Özel sektör de kamu sektörü de gelirleri artırmaya odaklanıyor...

Evet, gelelim yazının başındaki habere: “Lüks otomobil üreticisi Alman BMW, bu yılsonunda 5600 çalışanıyla yollarını ayıracak. Şirket, karlılığını artırmayı hedefliyor!
BMW'den yapılan açıklamada, içlerinde tam zamanlı ve geçici işçilerin de bulunduğu 5600 çalışanın 2008 yılı sonunda işten çıkarılacağını bildirdi.

Şirket, maliyetleri azaltmak ve şirket kârlılığını artırmak için işten çıkarmaların gerçekleştirileceğini kaydetti. BMW, değeri artan Euro’nun Avrupa Birliği dışında otomobil satışını güçleştirdiğini bildirdi.

Şirket, daha önce de 2500 çalışanıyla yollarını ayıracağını açıklamıştı. Böylece, toplamda 8100 kişi şirketten ayrılmak zorunda kalacak.”

Basında haber bu haliyle yer aldı. Bu kararın altında yatan stratejiden tabiî ki söz edilmiyordu. İşin temeli ise: Üretimden kaynaklanan çevre tahribatı yüzünden maliyete bir de çevre vergileri giriyor ve refah düzeyinin yükselmesinden ötürü işçilik ücretleri artıyor (3). Bunların sonucunda araba fiyatları yükseliyor.

Bilgi teknolojilerinin sanayie uyarlanması imalattaki işçilik paylarını azaltıyor. Verimlilik artıyor, daha az kişiyle daha çok iş yapılıyor. Şirket kapanmıyor, imalatı durdurmuyor ama işçi çıkarıyor.

Belli ki bir kısım emek yoğun imalâtı da işçiliğin ucuz olduğu Güney Asya’ya kayacak, kendileri tasarım ve bilgi yoğun işlere odaklanacaklar.

İşte haberin yorumu, nereden mi? Amerikanın Sesi radyosundan:
“Otomobil tutkunları için, “Made in Germany” etiketi taşıyan araçlar, özellikle teknolojik açıdan yenilikçi çözümleri nedeniyle tercih nedenidir. Ancak yakın bir gelecekte Alman markası otomobillerin çoğu Almanya dışında üretilecek.

Otomotiv sanayisi Almanya’nın en önemli ekonomi sektörlerinden biri. Her yedi çalışandan biri bu sektörde istihdam ediliyor, ihracatın yüzde 40’ı otomotiv sektörü tarafından gerçekleştiriliyor. Her yıl Almanya’daki üretim tezgahlarından yaklaşık 6 milyon otomobil çıkıyor, Alman firmaları yurtdışında da 4,8 milyon araç üretiyor. Ancak birkaç yıl içinde bu sayıların tamamen değişmesi bekleniyor. Center Automotive Research CAR adı altında yapılan bir araştırmaya göre Alman araba üreticileri, ülkede yaptıkları montaj oranını son beş yıl içinde üçte birlere kadar düşürmüş durumda. Sürekli artan akaryakıt fiyatları ve motorlu taşıt vergileri iç piyasada yeni araba satışlarını önemli oranda ve olumsuz olarak etkilerken, üretimin daha ucuz ülkelere kaydırıldığı dikkati çekiyor. CAR araştırmasına göre Audi, Mercedes-Benz, Porsche ve VW gibi Alman otomotiv devleri özellikle Asya’da yeni üretim olanakları ararken, BMW araştırmanın sonuçlarını vurgulamak istercesine, geçen gün 8 bin 100 işçisini çıkaracağını açıkladı. Gerekçe ise maliyetleri azaltmak ve şirket kârlılığını arttırmak… Geçen yıl cirosunu yüzde 14 arttırak 56 milyar Euro’ya çıkaran BMW’nin yöneticisi Norbert Reithofer ileride ayakta kalabilmek için bu yolu seçmekten başka alternatifleri olmadığını söylüyor.

BMW’nin ardından diğer firmalarda da işten çıkarma haberlerinin önümüzdeki aylarda devam edeceğinden yola çıkılıyor. Araştırmacılar gelecek 10 yıl içinde otomobil endüstrisinde Almanya’da 150 bin civarında istihdam alanının ortadan kaldırılacağı, bu sayıda çalışanın da işini kaybedeceği sonucuna varıyor. Metal iş sektöründeki işçileri temsil eden IG Metall sendikası yönetim kurulundan Nafız Özbek, BWM’nin kararının Almanya’da sektörde deprem etkisi yapacağından yola çıkıyor.

Almanya’da otomobil sektöründe çalışan Türk sayısı 50 bin civarında, bunların büyük bir bölümü şimdi çaresiz bir durumda işlerini kaybetme korkusu yaşıyor.

Almanya’nın çalışma pazarı çelişkili bir dönemden geçiyor. Büyük tröstler bir yandan personel sayısını azaltırken diğer yandan da kalifiye eleman arıyor. Mühendis ve teknisyen açığının 100 bin civarında olduğu ülkede rekabet baskısı şirketleri yeni arayışlara itiyor.”

Peki, bunlardan bize ne mi? Bozulan ezberler bizi nasıl mı etkiliyor?
Cevap: İşte ben de bunların yanıtını arıyorum! Ama biz önce çoğalalım!

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(1)09.03.2008 Milliyet gazetesi Güngör Uras’ın “Olayların İçinden” Köşesi

(2)İbrahim Kavrakoğlu ,“Bilgi Kaldıraçlama”

(3)Temiz enerji olarak Hidrojenle çalışan araba üretimi üzerinde yoğun çabaları sürüyor. Çünkü, kömür ve benzinden farklı olarak, hidrojen sınırsız miktarlarda üretilebilir ve yandığında, karbon açığa çıkmaz. Günümüzde hidrojen hala çoğunlukla doğal gazdan elde edilir, bu şekilde karbon ayrışıp karbon dioksit (CO2) olarak atmosfere salıverilir. Ancak, gelecekte hidrojenin yenilenebilir elektrik kaynaklarından ve sudan üretilmesi gerekecektir.

Dünyanın ezberi bozuluyor!

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000