15 Haziran 2008, Pazar
Oya TORUM
Oya TORUM torumoya@hotmail.com

Dünyanın Ayrıcalıklı Koridorları

Son günlerde çok seyahat ettim. Yolcuların karşılaştıklarına, zorluklara takıldım. Oysa son derece basit önlemlerle pek çok soruna çözümlere üretmek mümkün. Yeter ki yönetenler kendilerini yolcuların yerine koysunlar!

Uzun ya da kısa yolculukların başlayıp bittiği havalimanları daima heyecan veren her yolculuğu hikâyeleştiren mekânlardır. Bu mekânları dünyanın bütün ülkelerini birbirine bağlayan koridorlara benzetirim. Çok uluslu, çok kültürlü bu yerlerde neler olup bitiyor ne tür farklılıklarla karşılaşılıyor, yolculara nasıl yansıyor? Filmlerde, dizilerde, romanlarda rastladıklarımızla gerçekte yaşananlar ne kadar örtüşüyor dersiniz? Bunların içinde en iyi bildiklerimiz ve en çok dikkatimizi çeken karşılamalar, uğurlamalar, gülüşmeler, ağlaşmalardır değil mi?

Ünlülerin, kaçakların, suçluların, iş adamlarının, farklı gelir gruplarının bulunduğu havalimanları duyguların, düşüncelerin, heyecanların, izlenimlerin, deneyimlerin biriktiği 7-24-365 hareket olan yerlerdir. Aslında bu hareketlilik sadece yolcular için değil çalışanlar için de geçerlidir. 

Şaşırtıcı manzaralarla karşılaşılır. Kültürlere göre toplulukların, insanların davranışları nasıl değişiyor harika gözlemler yapılabilir. Farklı kültürlerden insanlar, farklı diller konuşarak, farklı davranışlar sergilerler. Bir süre sonra grupları uzaktan gözleyerek hangi millete mensup olduklarını anlayabilirsiniz.  Kuyruk disiplinine uyum bile önemli bir göstergedir. Bazı grupları birileri uyarır, hatta görevliler müdahale etmek zorunda kalır. Telefonda konuşma sesleri, oturma biçimleri, okumaları, okudukları kitaplar, bilgisayarlarını kullanışları ipucu verir. Örneğin bir şeyler yerken birilerinin rahatsız olabileceği kimin aklına gelir. Ya da yemek seçiminden, sipariş şekline, yemeği yiyişine kadar çevrenin etkilenebileceği kaç kişinin aklına gelir?

Başkalarını rahatsız etmemeyi düşünmek işte bütün mesele bu…

Yolunu bulamama, kaybolma endişesi de işin başka bir cephesi. Gariptir ama havalimanında her yer birbirine benzer. Eğer dikkat ederseniz, işaretlere baka baka bulunan tuvaletlerden çıkınca nereye gideceğine karar veremeyen bir dolu kişiyi görürsünüz.

Bir kısım insanlar kolayca kabalaşır ve saygısızlaşırlar. Yaşanan sürprizli, stresli süreç insanları farkında olmadan egoistleştirir. Koşuşma, doluluk, kuyruklar, zaman değiştirme, gidilecek yerdeki hava değişikliği gibi faktörler kendini daha fazla önemsemek için yeterlidir. Yani egoistleşmek için çokça neden vardır.

Tabiî ki kendi halinde, başkalarına saygılı düzgün yolcular hiç de azınlıkta değildir, ama kalabalığın arasında dikkatleri onlar çekmez.

Bunlar çok genel haller. Özellikle altını çizerek kuyrukta zaman kazanmak için bir önerimi yeri gelmişken paylaşmak istiyorum (ki bunu Sabiha Gökçen’i işletecek firmanın Genel Müdürü Yetik Mert’le de paylaştım). Biz yolcular oldukça dikkatsiziz. Hem terminal girişinde hem de gate girişinde karşılaştığımız, güvenlik kontrolü sırası bize gelmeden hazırlığımızı yapmıyoruz. Saat, cep telefonu ve kemerlerimizi çıkartmıyor, kimliklerimizi hazırlamıyoruz. Arama bandının üzerindeki uyarı yazısını önüne kadar geldiğimiz halde okumuyoruz. Ta ki polis memuru uyarıncaya kadar… Bu da doğal olarak bekleme süresini uzatıyor. Aynı durum bilet check-inde de söz konusu. Görevli sormadan kimlik ya da pasaport gösteren yolcu sayısı %50… yani 2 yolcudan biri hazır. Önerim: Güvenlik bantlarına yaklaşırken, yolculara marketlerdeki gibi şeffaf torba sunulması ve daha yolcu banda yaklaşmadan hazırlığını yapması. İlaveten sesli uyarıların da yapılması…

Bir de uçuşun başlangıcından itibaren karşılaşılanlara bakalım.  Havalimanına gelirken helak olunmuştur. Kendinizi suçlu konumunda hissettiren güvenlik, kuyruklar, bagajlar, gecikme de varsa tüy dikilmiştir zaten. Uçağa binildiğinde de, koltuk numaralarına rağmen oturuncaya kadar çaktırmadan itiş kakış olur. Baş üstü raflarına el bagajları, mantolar, ceketler tıkıştırılır. Oturmak için bekleşenler, bir türlü yerleşemeyenler… Derken kulaklıklar, yastıklar, battaniyeler paketlerinden çıkarılır. Hışırdayan naylon torbaları atacak yer aranır.
Sonra bip bipler, kapatılan cep telefonları.

Yerleşme süresi bana hep çok uzun gelir. Anons başlayınca kabindeki gürültü sönümlenir. 
Okyanus aşırı uçanlarınız bilir, uyumak çok zordur. Uyumayı engelleyecek o kadar çok faktör vardır ki… Dar koltuklar, yayılıp oturan gamsız komşunuz. Horlayanlar, homurdananlar, bir de devamlı konuşanlar… Yorgunsunuzdur. Aç olup olmadığınızı bile tam anlayamazsınız. Dalacak gibi olursunuz, içiniz geçmiştir, yanınızdaki tuvalete gider, gelene kadar beklersiniz. Hatta bu durumu değerlendirip, ayağınızı kolunuzu, başınızı uzatır iyice bir gerinirsiniz. Yerinizi genişletirsiniz! Eğer servise takılırsa gelmesi de hayli uzun sürer. Ama tuvalete giden yanınızdaki değil de cam kenarındaki ise hiç işinize yaramaz.

Uçak içi servisler de başka türlü etkiler insanı, az ikram olsa aç kalır bozulursunuz, sık ikram olsa rahatsız olursunuz. Bir de komşularınızın yemekle olan ilişkileri var. Kafanıza takarsanız yeme biçimini yandınız. Her şapır şupurda iştahınız biraz daha kapanır.

Öksüren öksürene, biri biter biri başlar. Gıcık tutması da ayrı bir sorundur. Ömür törpüsüdür adeta. Tersi de olabilir tabii… Bu sizin de başınıza gelebilir.
 
Bu duygular her yolcunun yaşadıkları… Sevgili havalimanı ve havayolu çalışanları, sizlerden tek beklentimiz, bizlere güler yüzle ve hoşgörüyle yaklaşmanız. Kendimizi “Kunta Kinte” gibi hissettirmemeniz.
Zaten her yerde olduğu gibi, havacılık sektöründe de paralı ya da CİP veya VİP olduğunuzda sizde havalı olursunuz. O zaman terminalde ortalıkta görünmezsiniz. Özel salonlara doğru edalı edalı yürür, ağırlanır, özel hizmet alırsınız. İsterseniz karnınızı bile doyurursunuz. Bilet ve bagaj kontrolünüzü özel görevliler yapar. Fazla bagaj derdiniz de olmaz. Bu sırada diğerleri, kuyruklarda bekler, fazla bagaj muhabbeti yapar sonra da oturacak yer ve yiyecek ucuz bir şeyler ararlar… Kalabalığın içinde yok olurlar.

Bu grup doğal olarak uçakta da farklı misafir edilir. Ana kabinden genellikle perdeyle veya seperatörle ayrılır. Mantoları, ceketleri vestiyere alınır. Geniş, rahat, çok sayıda hareket yapabilen koltuklarda oturur, özel yemekler yiyip, özel içkiler içerler. Terminalde fazla hissetmediğiniz varlıklarını, öndeki tuvalete yönelmeye kalktığınızda anlarsınız. Bu ciddi farklılığı bazıları ırk ayrımına benzetiyorlar.
Otuz yılı aşkın bir süredir havacılık ailesinin üyesi olarak asla bu görüşe katılmıyorum. Ama uçuş yaparken kendimi rahat ve dostluk ortamı içinde bulmak istiyorum. Tatlı ve keyifli, hatırlanacak güzel bir hikâye ile seyahatimi tamamlamak istiyorum.

Kurallar, yolcu hakları, hukuk, değişik kültürler, gecikme, arıza, karmaşa, kargaşa, kuyruklar, telaş, her şey ama her şey üzerinde uzun uzun konuşulabilir.
Geçiniz bütün bunları… Bir tebessüm, biraz yardım ve çokça anlayış her şeye bedel…

Dünyanın Ayrıcalıklı Koridorları

Facebook Yorum

Yorumlar

hermes ~ 8 yıl önce
uzun seyahatler sonunda büyük zorluklarla karşılaşılıyor. soru sorduğunuz kişiler cevap vermeyi ceza gibi görüyorlar. Gerçekten yorgunlar, sıcak da ama güleryüz para ile değil.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000