10 Ağustos 2009, Pazartesi
Sefa İNAN
Sefa İNAN sefainan@gmail.com
  • Eftal bey turbopropların avantajlarını gayet güzel sıralamış ancak dezavantajlar kısmını es geçmiş şöyle söyleyelim bir turboprop uçak olumsuz hava koşullarına karşı büyük gövdeli uçaklara oranla daha elverişsizdir. Bu uçakları doğu illerinde kullanırım derseniz bu durum seferlerinizi epey bir etkiler uçak yerde kalır uçak yerde kalırsa zarar eder vs..
  • "Yaylaların turbo-prob uçuşlarına imkan veren havaalanları ile entegre edilmesi." Bu Karar ı yorumlar mısınız?
  • nefret ve kin vede düşmanlık yatar ..ancak gerçekten vefalı isen bu konuya vakıf olabilsen tekrar yazı yazmazdın ..demekki sende oda yok boşa harf tüketmek yanlış olur..by by
  • Akıl yaşta değil baştadır. Birileri yıkar, birileri geliştirir ışık tutar, birileri bozar, birileri yapar, bazısı deve kuşu gibi kafasını kuma gömer, etliye sütlüye karışmaz,bazıları da mücadele içindedir, sadece kendisi için değil ama bunu anlaşılmasını beklemek,ariflik beklemek zaten yanlış. Herkes birilerine göre vitamin durumundadır. Sayın İNAN'da bu aydınlatan, çabalayan grupta bence. Kimin kime karşı daha ahlaklı olup olmadığını da Allah bilir. Ahlak kişisel görüş taşımaktan ibaret değil vicdan,ahde vefa gibi olguları da içerir. Saygılarımla...

Cockpit sevdalıları...

Son zamanlarda, özellikle kokpit ve kabin ekiplerine yönelik, spekülatif haberler yayınlanıyor... Bu haberlerin bazıları gerçek, bazıları ise gerçekten abartılı. Bu konuda  kamuoyunda oluşan  ortak fikir ise, kokpite girmenin uçuş emniyet ve güvenliği açısından mutlaka zafiyet doğuracağı şeklindedir.

Biz havacılara sorarsanız, genelde; “Ne var bunda bu kadar abartılacak, anlayamıyoruz?” şeklinde yanıt almanız da olanaklı.

Bu konular bazen daha da magazinleşip, “Bilmem hangi mankenin kokpite davet edilerek kendisine show amaçlı akrobasi yapıldı” denilerek, tüm kamuoyunun dikkati çekilmekte ve yine bu konuda da bir çok yorumcu olur veya olmaz diyerek yorum yarışına girmekte ve konuya müdahil olmaktadır.

Peki, nedir bu kokpit’te uçma sevdası?

Bazı, yolcular kokpitte yolculuk yapmayı, iniş ve kalkışlarda orada olmayı bir ayrıcalıkmış gibi görmekte ve eğer kokpitte uçma ayrıcalığı edinebilmişse, çevresine o yolculuğu ballandıra, ballandıra biraz da abartarak anlatmaktadırlar. Örneğin; “Kokpitte uçuyordum azizim bir anda ön cama bir yıldırım çarptı ve bir patlama oldu. İnan ki o anda öleceğimizi sandım korkunçtu” diyerek, başına gelmemiş olayı, sanki gelmiş ve ölümden dönmüş gibi abartılı anlatımlara gitmektedirler. Ya da,  kokpit dizaynını anlatırken, “İnanın, bu kadar alet ve göstergeleri anlamak ve onları kullanmak gerçekten çok zor, bravo bu pilotlara (!)” diyerek, sohbet ortamlarında bilgiçlik taslayarak gündem yaratmaya meraklanırlar.

Bazıları ise, “Kaptan beni anında tanıdı ve doğrudan kokpite davet etti” şeklinde, kendinin ne kadar tanınmış ve önemli biri olduğunu ve kendisinin VIP uygulamasına tabi tutulduğunu anlatarak, komplekslerini tatmin etmektedirler.

Tabii ki bu olaya bir de kaptan veya F/O cephesinden bakmakta yarar var. Kaptan ve F/O’ların ortak çalışma alanları Kokpit,  onların sanki evleri gibidir ve onların özel alanlarıdır. Ancak, 11 Eylül İkiz Kuleler faciasına kadar bu bölümler sadece kaptan inisiyatifinde yolculara sıklıkla kullandırılırken, 11 Eylül’den sonra; gerek kokpit kapılarının güvenirliliği, gerekse kokpite girip çıkabilecek personelin seçimi, kaptan inisiyatifinden alınarak kurallara bağlandı. Örneğin; Eğer kurallar değişmediyse, THY’nin her hangi bir seferinde kokpitte uçmak için, uçuş işletme başkanlığından yazılı izin belgesi alınması gerekiyor.

Ancak kurallar bu konuda her ne kadar katı olsa da, zaman, zaman kuralların dışına çıkıldığı ve kokpite arada sırada yolcuların davet edildikleri de bir gerçektir. Bu davete muhatap olanlar, hükümet yetkilileri, siyasi parti liderleri, bürokratlar, sanatçılar olabildiği gibi, yakın dostlar, arkadaşlar ve meslektaşlar da olabilmektedir. .Kokpitte yolculuk yapma önerisi, yolcu tarafından bazen doğrudan istek, bazen de pilota kabin amiriyle, kartvizit yollanarak ulaşılmaya çalışılmaktadır. Bazı durumlarda bu kokpite davet işlemi bizzat kaptan tarafından da yapılmaktadır. Kaptan, ya kendisi ya da kabin amiri aracılığı ile o yolcuyu kokpite davet edebilmektedir. Kısaca, her iki durumda da, kabin amiri aracı olma durumunda kalmaktadır. (aslında kabin amiri veya kabin memurunun böyle bir görevi yoktur)

İşin teknik boyutuna gelindiğinde ise; kokpitte uçak düz uçuştayken, bir konuğun, gözlemci koltuğunda kemerlerinin uçuş boyunca bağlı olması kaydıyla bulunması, çok sorun olmaz. Ancak bu kokpit yolcusunun iniş ve kalkış gibi son derece dikkatli olunması gereken durumlarda ikide bir pilota; “Bu ne, şu ne?” diye soru yöneltmesi ve pilotun onu yanıtlamak durumunda kalması mümkün olduğundan, uçuşta dikkat dağılmasına veya, kule-kokpit arasındaki konuşmaları her iki pilotun da aynı derecede dikkatle dinlemesine engel olabilir.

Ancak, kurallar ne kadar katı olursa olsun, havadayken kokpit ekibinin kendi inisiyatifi doğrultusunda yapacağı eylemleri önlemek ne yazık ki olanaksız. Kokpit ekibinin iki üyesinin biri birini şikâyet etme olanağının çok düşük olması veya kabin ekibinin kaptana kuralları hatırlatarak uyarması, fiiliyatta olanaksız olduğundan zaman, zaman kuralların çiğnenmesi söz konusu olmaktadır. Kısaca Türkiye’de ne ceza uygulamaları, ne de kurallar kokpit kapısının devamlı kapalı kalması gerekliliğine ve kaptanların havadaki kişisel uygulamalarını önlemeye yeterli olamaz. Kurallar zorla veya cezai uygulamalarla korkutarak değil, ancak havacılık kültürünün özünde benimsenmesiyle önlenebilir.

Şimdide birazda kokpit ve yer personeli arasındaki diyaloga bakalım;

Yabancı uçuş ekipleri ile bizim yerli ekiplerin bu ve benzeri durumlardaki davranış duyarlılığını anlayabilmek için, çok uzağa gitmeye gerek bile yok. Bu konuda yapacağınız ufak bir gözlem iki kültürel farklılığı gözler önüne sermeye yetecektir. Örneğin; THY’deyken Emirates’in A-310’larına hizmet verirdik. Uçaklarında her hangi bir arıza durumunda ekip bu arızayı deftere yazar ve teknisyenimiz de bu defteri eline alıp arızayı okuduktan sonra, o arıza bitene kadar ve arızanın karşılığı deftere yazılıp release edilene kadar, pilotlar kesinlikle kokpite girmezlerdi.

Bu aşamada, ne istasyon müdürü ne de kaptan, teknisyenin yaptığı işle kesinlikle ilgilenmez, onlara rahat bir çalışma ortamı sağlamaya çalışırlardı. Ne zamanki; teknik ekip arızayı giderip, arızanın karşılığında ne yapıldığını deftere yazarak release işlemi tamamlandığında kaptan, yazdığı arızanın karşılığında ne işlem yapıldığına bakar ve defter eğer yetkili teknisyen tarafından imzalandıysa uçuş öncesi yapacağı hazırlıklara başlardı.

Bizim kokpit ekiplerimiz ise, uçuş öncesi bir arıza tespit ettiğinde hemen teknik ekibi arar, gelen teknik ekibe arıza anlatılır, gerekirse deftere arıza yazılıp cevabı beklenir. Buraya kadar aynı seyreden işlem teknik ekip arızayı gidermek için geldiğinde yerini maalesef farklı uygulamalara bırakmakta.

Emirates de teknik ekip geldiğinde terk edilen kokpit bizim uçaklarımızın ekipleri tarafından genelde terk edilmemekte, dolayısıyla gelen teknik ekibe kokpitte rahat bir çalışma ortamı sağlanamamaktadır. Arızanın hemen giderilip seferin aksamaması için gelen teknik ekiplerin, kokpitin dar alanında pilotlarla diz dize çalışma zorunda kalmakta olduğunu rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.

Bu arada istasyon görevlileri ve operasyon memurları sürekli olarak “arıza ne zaman biter?” gibi teknisyenin bile bilemeyeceği sorularla arızaya her zaman müdahil durumdadırlar. Şunu unutmamak gerekir ki; Teknisyen bir arıza üzerinde çalışırken, o arızanın ne kadar zamanda biteceğini kestirmesi olanaklı değildir. Çünkü, her şey normal seyrinde bile gitse, en basitinden bir vida veya cıvatanın o anda açılmaması, o arızanın çözümünü saatlerce uzatabildiği sıkça görünen bir aksaklıktır.

Sonuç olarak; senelerdir yabancı uçaklara bakan biri olarak gözlemlediğim üzere; yaptığımız iş ve mesleğimiz aynı olmasına karşın, biri birimize hitap şeklimiz ve biri birimizin mesleğine ve yaptığı işe karşın duyduğumuz saygıda çok miktarda farklılıklar var. 

Bu konuda sanırım direk olarak havacılık kültürünün özümsenmesiyle ilgili olsa gerek diye düşünüyorum.

İyi haftalar.

Cockpit sevdalıları...

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (33)

Misafir ~ 7 yıl önce
Eftal bey turbopropların avantajlarını gayet güzel sıralamış ancak dezavantajlar kısmını es geçmiş şöyle söyleyelim bir turboprop uçak olumsuz hava koşullarına karşı büyük gövdeli uçaklara oranla daha elverişsizdir. Bu uçakları doğu illerinde kullanırım derseniz bu durum seferlerinizi epey bir etkiler uçak yerde kalır uçak yerde kalırsa zarar eder vs..

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
"Yaylaların turbo-prob uçuşlarına imkan veren havaalanları ile entegre edilmesi." Bu Karar ı yorumlar mısınız?

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
nefret ve kin vede düşmanlık yatar ..ancak gerçekten vefalı isen bu konuya vakıf olabilsen tekrar yazı yazmazdın ..demekki sende oda yok boşa harf tüketmek yanlış olur..by by

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
Akıl yaşta değil baştadır. Birileri yıkar, birileri geliştirir ışık tutar, birileri bozar, birileri yapar, bazısı deve kuşu gibi kafasını kuma gömer, etliye sütlüye karışmaz,bazıları da mücadele içindedir, sadece kendisi için değil ama bunu anlaşılmasını beklemek,ariflik beklemek zaten yanlış. Herkes birilerine göre vitamin durumundadır. Sayın İNAN'da bu aydınlatan, çabalayan grupta bence. Kimin kime karşı daha ahlaklı olup olmadığını da Allah bilir. Ahlak kişisel görüş taşımaktan ibaret değil vicdan,ahde vefa gibi olguları da içerir. Saygılarımla...

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000