05 Haziran 2017, Pazartesi
Oğuz SÖNMEZOĞLU
Oğuz SÖNMEZOĞLU oguzsonmezoglu@airporthaber.com

"Bizi kıskanıyorlar" demek çözüm mü?

15 Kasım 1979, Chicago-Washington seferini yapacak olan 444 sefer sayılı American Airlines uçağı, kargosuna yerleştirilen bomba ile havaya uçurulmak istendi.

2 Nisan 1986, Atina-Roma-Atina seferini yapacak olan TWA uçağında, 10 F koltuğunun altına, üzerine oturulduğunda zamanlayıcısı çalışmaya başlayan bir düzeneğe sahip bomba yerleştirildi. Bomba dönüş yolunda havada patladı, 9 aylık bir bebek ve annesi dahil, 4 yolcu hayatını kaybetti.

17 Nisan 1986, El Al Havayolları’nın Londra’dan Tel Aviv’e sefer yapan uçağı havaya uçurulmak istendi. 375 yolcusu bulunan uçağa binmeye hazırlanan İrlanda asıllı hamile bir kadının bagajında, 1,5 kg. plastik patlayıcıyla hazırlanmış saatli bomba bulundu.

29 Kasım 1987, KAL 858 seferini gerçekleştiren uçakta, Bağdat’ta uçağa binen 2 Kuzey Koreli kadın ajan uçağın tuvaletinde hazırladıkları bomba düzeneğini baş üstü dolabında bırakarak Abu-Dhabi’de uçaktan indi, uçuş sırasında bombanın patlaması sonucu 115 kişi öldü.

11 Aralık 1994, Filipinler’den Tokyo’ya aktarmalı olarak uçmakta olan 434 sefer sayılı uçağa yerleştirilen bomba, uçağın Cebu Adası’na indiğinde patladı, 1 kişi hayatını kaybetti.

21 Aralık 1998, Londra-New York seferini yapmakta olan Pan-Am Havayolları’nın uçağı, kalkıştan yaklaşık 30 dakika sonra infilak etti. 243 yolcu ve 16 mürettebat hayatını kaybetti. Nedeni, uçağa yerleştirilen bir bombaydı.

22 Aralık 2001, R. Colvin Reid, nam-ı diğer “Shoebomber”, Paris’ten ABD’nin Miami kentine gitmekte olan American Airlines 63 sefer sayılı uçağı ayakkabasının tabanına yerleştirdiği bomba ile havaya uçurmaya çalıştı.

...

Tüm bu bahsi geçen olayların, sizin de farkettiğiniz üzere en az 15-20 yıllık geçmişleri var. Yani aslında, Sivil Havacılık sektörü, bomba tehditleriyle öyle birkaç ay önce değil, uzun zaman önce tanışmış ve ne yazık ki sektör, her türlü önleme karşın zaman zaman yaşanan bu tür saldırılardan ciddi anlamda zarar görmüştür. Geçmişten günümüze yaşanan olayların öncesini ve sonrasını incelediğimizde, ülke otoriteleri tarafından güvenlik konusunda alınan kararların ve bunlara bağlı uygulanan tedbirlerin çoğu zaman için bir bütünlük gösterdiğini, uygulamaların belirli ülke havayollarına veya havalimanlarına yönelik olmadığını çok net görebilmekteyiz.

Bu açıdan bakıldığında, İngiltere ve ABD’nin, ne yazık ki bizim de içinde bulunduğumuz 8 ülkeye yönelik, Mart ayında almış olduğu “uçuşlarda laptop yasağı” kararı için, politik ve ekonomik birtakım gizli nedenlerin de var olduğunu kabul etmek hiç de mantık dışı değildir. Kararın asıl gerekçesinin laptop piline bomba yerleştirmeyi başaran El Kaide örgütünün olduğu söylense de, bu tedbirlerin özellikle Emirates, Qatar, Etihad ve elbette ki THY gibi sektörde söz sahibi havayolları ile rekabet eden diğer havayolları şirketlerine avantaj sağladığı yadsınamaz bir gerçektir. Ancak, rakip firmaların eline verilen bu koz için, sadece “bizi kıskanıyorlar da ondan böyle oluyor” diyerek kendimizi savunmamız mevzu bahis değildir ve bu konuda şirket yönetimlerinin de ötesinde bir öz eleştirinin yapılması gerekmektedir.

Aslında, bu yasağın uygulamaya alındığı tarihten hemen sonra, özellikle THY Yönetimi, insana “bunun olacağı önceden bilinse, ancak bu kadar hızlı yapılabilirdi” diye düşündürtecek kadar atak bir şekilde başarılı stratejiler geliştirmiş, ekstra hizmet ve ürünlerini devreye sokmak suretiyle, yolcularının bu konudaki mağduriyetini ortadan kaldırmış, yolcu memnuniyeti düzeyinin düşmesini engellemişti. O günden bugüne kadar, bu konuda yaşanan maddi zararın boyutu hakkında, her nedense çok fazla yorum getirilmedi. Geçtiğimiz günlerde ise, ABD İç Güvenlik Bakanlığı, yakın gelecekte gerçekleştirilecek tüm iç ve dış uçuşlarda laptop yasağının uygulanmasının mümkün olabileceğini açıkladı. Bunun üzerine, başta Almanya olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinde, yasağın uygulanmasıyla birlikte, sadece havayolu işletmelerinin kasalarında değil, ülke ekonomilerine de yansıyacak ciddi kayıpların meydana geleceği bilindiğinden, bir taraftan bu kararı engelleme çalışmalarına, diğer taraftan olası durumda doğacak zararın ne olacağı konusunda hesaplar yapılmaya başlandı. (Örneğin; yazılı basına göre, Almanya Ekonomi Bakanlığı, yasağın gelmesi halinde bunun ülke ekonomisine maliyetinin kabaca, yıllık 160 milyon € olacağını belirledi.)

Mart ayından bu yana, bu konuyu gündeme getirmemiş olmamın sebebi, bu yasağın etki alanının kısa bir süre sonra ilk başladığından çok daha geniş bir alana yayılacağından, bu konuda yorum yapmak için henüz erken olduğunu düşünüyor oluşumdu. Ne yazık ki, bu konudaki gelişmeler de endişelerimi destekler nitelikte ve bu tarz yasakların, çok yakında diğer Avrupa ülkelerince de uygulanmaya başlama ihtimali çok yüksek. Bu durum, havayolu işletmelerimizi de ticari yönden zorlamaya devam edecek gibi görünüyor.

Güvenlik konusunda maruz kaldığımız olumsuzluklara ve uluslararası platformlarda bu konudaki yaptırımlara direnç gösterebilmemiz için, öncelikle çevremizdekilere güvenlik bilincini ve farkındalığını aşılamamız, bu konuda yeni bakış açıları kazandırmamız gerekir.  Bu bilincin sadece Sivil Havacılık kurumları çalışanlarında değil, ülke sınırları içinde yaşayan tüm bireylerde oluşturulması, mevcut güvenlik politikalarının ve eğitim programlarının bu bakış açısıyla yapılandırılması ve geliştirilmesiyle mümkündür. Bu da, ilgili otorite ve kurumların sorumluluğundadır.

Yasaklara ihtiyaç duymadığımız, saygı, sevgi ve barış içinde olabileceğimiz bir dünyada yaşamak dileğiyle...

"Bizi kıskanıyorlar" demek çözüm mü?

Facebook Yorum

Yorumlar

Çok güzel ~ 2 ay önce
Çok güzel bir köşe yazısı olmuş. Okumaktan zevk aldığım türden. Eline sağlık.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Erdem ~ 2 ay önce
Oğuz Hocam merhba, Dediklerinize sonuna kadar katılıyorum fakat ortada şöyle bir durum var; özellikle AB ülkelerinin dengesiz finans değerleri göz önüne alınacak olursa, bu yasağı uygulayabilecek güçte olan ülkelerin sayısı bir eldeki parmak sayısını geçemeyecek kadardır. Göz önüne alınacak durum sadece öz nüfusumuzun potansiyeli de değil, ülkemiz üzerinden seyahat etmekte olan milyonlarca insana da bu yasağı uygulamak zorunda kalacaklar. Ben bu durumu pek mümkün görmesem de uygulandığı takdirde özellikle low cost sektörü çok ağır yara alacak ve bu alanda gerek istihdam gerek ekonomik açıdan çok mühim boşluklar yaratacaktır. Güzel yazınız için teşekkür ederim.

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000