26 Şubat 2018, Pazartesi
Çetin ÖZBEY
Çetin ÖZBEY cetinozbey@airporthaber.com
  • Ülkelerin sosyo-ekonomik röntgenini çeken “Yolsuzluk Endeksi” İslam Dünyası'nın temel haklarda geriye gittiğini ortaya koydu. Yolsuzluk algısı en düşük ülkeler listesinde ilk 20'ye tek bir Müslüman ülke bile giremedi. * * * Tabloyu şöyle koymuşlar. ŞEFAFLIK SIRALAMASI: Ülke Sıralama Puanı İzlanda…..1'inci……..89. İngiltere…8'inci……..82. Almanya…12'nci……81. ABD…….16'ncı……75. BAE……..21'inci……71. Katar…….29'uncu…….63. Brunei……32'nci…….62. 180 ülke “yolsuzluk, ahlaksızlık, rüşvet, adam kayırma, hukuksuzluk” ölçülerine göre böyle sıralanarak gidiyor. İnsan, meraklı yaratık. TÜRKİYE nerede? Türkiye, 180 ülke içinde 2013'ten bu yana sürekli gerilemiş. Yani yolsuzluk, ahlaksızlık, rüşvet, adam kayırma, hukuksuzluk hep artmış ve bu listenin yayınlandığı yılı kapsayan 2016'ya gelindiğinde Türkiye 75'inci sıradan 81'inci sıraya, aşağıya, gitmiş. Necati Doğru Sözcü gazetesi 04.03.2018
  • 'Türk tarihinin bilhassa modern zamanlarında birtakım olumsuz gelişmeler olduysa bunun nedenlerini sadece hiçbir şekilde tasvip etmediğimiz darbelerde değil,sivil idarede de aramamız gerekir. Bu sorunların başında,imparatorluk geleneğinde bulunmayan nepotizm gelir. Nipote 'yeğen' demektir. Papaların bir kısmının,kilise varidatını,mülkünü ve idaresini sözde kendi yeğenlerine bırakmasıyla ortaya çıkmış bir terimdir.Genel kullanım itibarıyle akraba kayırıcılığı,aşiretçilik demektir.Bizim tarihimizde geçmişten gelen bir hastalık değil,doğrudan doğruya demokrasi ile gelen bir hastalıktır ve bizi eritip,bitirmektedir.Nitekim Osmanlı'da hakim iradenin bu şekilde hanedanlaşmalara tahammül etmediği çok açıktır.Sokullu Mehmed Paşa'nın, akrabalarını iş başına getirerek,bir nevi nepotizmden dolayı çok planlı bir suikastle hayatını kaybetmesinin ardında bu iktidar özlemi vardır. Aslında son derece ehiyetli,becerikli,uzun süre taht makamında kalmış bir vezirdir. Benzer bir olay,Nevşehirli İbrahim Paşa açısından da II.Mustafa'nın hocası Feyzullah Efendi hanedanı bakımından da doğrudur. Bu isimler ya devletin ya da alt katmandaki bürokrasinin ve askerin müdahaleleri ile ortadan kaldırılmıştır'. İlber Ortaylı hoca'nın 'İmparatorluğun son nefesi' kitabının 181 ve 182. sayfalarından naklediğim sözleri, iktidar olarak sözde Osmanlı hayranı olanlara,yaptıklarını yapmaya çalışanlara,torpili 'ne var bunda siz de iktidar olun siz de kendi adamınızı başa getirin' diyerek normalleştirenlere ve onlara oy verenlere ithaf olunur.
  • Yüzde 85 i ateist olan isveç yolsuzlukta dünya sonuncusu yüzde 99 u müslüman olan Türkiya kaçıncı bilim bakalım.
  • Sayın Çetin bey ben thyteknikte taşeron olarak çalışan bir,teknisyenim çok değerli thy yönetimi taşeronluk sistemini bu şirketin neresine yerleştiriyor ve nasıl çözmeği düşünüyor.Biz bir aileyiz deyimi havadamı kalacak yoksa inanın bu sistemin devamı thy na hiçbir yarar sağlamıyor yanlızca çalışanın sırtından başka kişiler para kazanıyor. Bu değerlendirmeleri sayın yöneticilerimize eminimki yapıyorlardır.Sendikacı abilerimizde hiç dile getirmiyor ve bu konuları bizimle hiç konuşmuyor.İnşallah bize çözüm sunaçak birileri çıkar ve bizi bu durumdan kurtarır.Çetin bey bu konuyu takip ederseniz çok seviniriz Teşekürler.

Baş Edebilmek İçin Hilekârlar Gibi Düşünebilmenin Bir Yolunu Bulmak Gerek.



Çalışma yaşamına ilk adımımızda dikkatimizi “Mavi Yaka ve Beyaz Yaka” deyimleri çekmişti. Çok kısa bir süre sonra durumu anlamıştık. O dönemde anlamadığım şey ise THY Charter Terminalinde görev yapan bizlerin adı nasıl oluyor da beyaz yakalı olarak geçiyordu. Eskiler Charter’ı hatırlayacaktır.

Bu renklerin seçimi nasıl yapılmış. Hangi rengin hangi gurubu temsil edeceğine nasıl karar verilmiş? Fazla düşünmemeye gerek olmadığı açık. Sahada beden gücünü kullanarak çalışan kişinin kıyafetinin çabuk kirleneceği sonucundan yola çıkarak bu çalışan grubunun üniforma ( Yaka ) rengi mavi olarak, ofiste çalışan, genelde çalışma ortamı temiz olan çalışan grubunun yaka rengi ise beyaz olarak belirlenmiş Hepsi bu. Beyaz yaka tabiri şirkette üst düzeyde çalışan ve zihin emeği ile maaşa hak kazanan şirket yöneticileri ve memurları için kullanılırken, mavi yaka ise şirketin üretim tarafında veya sahada çalışan ve beden emeği ile maaş hak eden görevliler için kullanılıyor.

Bilmem çalışma yaşamınızda “Onun şirketi dolandırdığına inanamıyorum, benim en güvenilir çalışanımdı” diye yukarılardan akseden bir ses duydunuz mu? Yadırgamamak gerek, zira büyük şirketler, binlerce insan istihdam ediyorlar ve de her gruptan kötü birilerinin çıkması şaşırtıcı değil.

Prof. Dr. Nejat Bozkurt 2009 yılında ismi “ İşletmelerin Kara Deliği – Çalışan Hileleri “ isimli bir kitap yazmıştı. O yıllarda bu kitabı alarak çalıştığımız şirkette benim gibi iç denetimle görevli arkadaşlarıma ve patronların da bilgisi dâhilinde Holding’e bağlı şirketlerin tepelerindeki yöneticilere sunmuştum. Kitap benim için faydalı oldu. Arkadaşlarımın görüşlerini bilmiyorum. Ama tepedekilerin bunu okumadığına eminim. Sn. Yazar bu kitabın yazılmasındaki amacın dürüst insanların, “ İşletme Farelerinden”  bir adım önde gitmelerini sağlamak olduğunu söylüyor. İşveren vekilleri, orta seviyedeki yöneticilerin ve şirketlerin denetim görevini üstlenmiş olan çalışanların bu kitabı okumasında fayda olacağına inanıyorum. Tekrar duyurmak istedim.

Av. Altuğ ÖZGÜN, Beyaz Yakalar Neden Kirlenir diye soruyor ve de devam ediyor. “Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler. Gerçekten de, elinde önemli yetkiler ve sosyal statüsü nedeniyle büyük bir güven halesi olan beyaz yakalıların işlediği suçlar, diğerlerinin çok üzerinde bir etkiye sahip olabiliyor. Ortaya çıkarması ve temizlenmesi de bir o kadar güç oluyor ”  Sn. Avukatın ifadelerinde mutlak doğruluk payı vardır. Ancak büyük topluluklarda bu tür yanlışlıkların salt beyaz yakalılar tarafından yapıldığına inanamıyorum. Bu çirkinlik her seviyede var. Çalışma hayatımda değişik örneklerine rastladık.

Hiçbir şeylerini örnek olarak almak istemem ama Amerika’da bu tür suistimallerin takibi için kurulmuş olan dernekler var. Bunların içinde ACFE ( Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği - Association Of Certified Fraud Examiners) en önde gelenlerinde biri ve bu konuda her sene bir küresel rapor yayınlıyor. Kitapta ACFE’ nin 1996, 2002, 2004, 2006 ve 2008 yılı raporları yer almakta olup PWC’nin 2001 senesine ait ve de KPMG’ nin 1999 yılına ait raporuna da kitapta yer verilmiş.  Söz konusu 114 ülke arasında Türkiye var mı?  Tahminimce var. Pazartesi günü Teyidini isteyeceğim. Eğer çalışmalarda gizlilik prensibi yoksa cevaplayacaklarını umuyorum. Alıntı yapma izni almadığım için kitapta mevcut olan raporlardaki değerlendirmeleri yazıma alamıyorum. 

Hiçbir konuda örnek almak istemem ama Amerika’da bu tür konuların, suistimallerinin takibini yapmak için kurulmuş bir sistem var. Keşke bizde de olsa. ACFE ( Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği ) sistemin en önde gelen kuruluşlarından biri. Ve de bu konuda her sene rapor yayınlıyor. Bu kuruluşun 2016 yılı raporunun bazı bölümleri dikkat çekici. Rapordaki belirlemeler 114 ülkeden bildirilen 2410 suistimal vakasına dayanıyor. Rapora göre tipik bir kuruluş her yıl gelirinin % 5’ni suistimal nedeniyle kaybediyor. Bildirilen ve incelemeye alınan vakalardan oluşan toplam kayıp 2,7 Milyon Dolar. Bu veri 2014 yılı dünya gayri safi hâsılası ile karşılaştırıldığında suistimale bağlı yaklaşık 3,7 trilyon Dolarlık küresel bir kaybın olduğu hesaplanıyor. Raporda söz konusu senedeki iş suistimalleri üç grupta toplanmış. 1) Varlıkların Kötüye Kullanımı, 2) Yolsuzluklar 3) Mali tablo suistimalleri.

Raporda bu tür olaylarda en yaygın ve tutarlı tespit yönteminin ihbarlar olduğu belirlenmiştir.. Suistimalin keşfedilmesini sağlayan ihbarların yaklaşık yarısı çalışanlardan gelmiş. Tespit yöntemlerinin bölgelere göre dağılımına bakıldığında ise, raporlama ve denetim kültürü olan ülkelerde ihbar açık ara ilk sırada yer alırken, Ortadoğu’da İç Denetim ve İhbarlar ve ilk iki sırada yer almaktadır. Bunun anlamı kısaca şu: Belirli bir raporlama ve denetim kültürüne sahip ülkelerde suistimalin ortaya çıkarılması için “ihbar”dan başka şansınız yok gibidir. Ancak, denetim kültürü henüz oturmamış ülkelerin şirketlerinde yapılan suistimaller acemice olduğu için denetim çalışmaları ile ortaya çıkartılabilme olasılığı daha fazladır.

Raporda yer alan suistimallerin yaklaşık %30’unun iç kontrol eksikliğinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Genellikle, suistimalcinin yetki düzeyi arttıkça suistimalden kaynaklanan kayıp da artmaktadır. Kuruluş sahipleri ve üst yöneticiler tarafından yapılan suistimaller 2016 yılında 703.000 dolarlık (medyan) kayba yol açmıştır. Buna karşın, Müdürlerin sebep olduğu suistimaller 173.000 dolarlık (medyan) kaybı ortaya koymaktadır. Çalışanlar ise yaptıkları suistimaller ile medyan 65.000 dolarlık kayba yol açmıştır. Ne kadar şaşırtıcı değil mi?  Çalışanlar kendi aralarında işbirliği (sacayağı) kurarak bağımsız kontrollerden kaçabilir ve bu sayede daha yüksek meblağlar çalabilirler. Tek bir kişi tarafından işlenen bir suistimal suçunda medyan kayıp tutarı 85.000 dolarken, suistimale karışanların sayısı arttıkça kayıp oranı da önemli düzeyde arttığı görülmektedir.. Medyan kayıp tutarı iki suistimalcisi olan vakalarda 150.000 dolar, üç suistimalci için 220.000 dolar ve dört ya da daha fazla suistimalci olduğunda 927.000 dolar (medyan) fazla olmuştur.

Raporda belirtilen suistimal vakalarının yaklaşık %77’si yanda isimleri belirtilen yedi bölümden birinde çalışan bireyler tarafından işlenmiştir:  MUHASEBE, OPERASYON, SATIŞ, ÜST YÖNETİM, MÜŞTERİ HİZMETLERİ, SATIN ALMA VE FİNANS.

Bu suçlarının işlenme nedenlerinin başında, şirkette yerleşmemiş etik ve uyum kültürünün gelmekte olduğu açık. Ayrıca; çalışanların kişisel hırslarına ilaveten kurumlardaki gevşek denetim mekanizmalarının da bu tür suçların işlenmesinin zeminini oluşturacağı da mutlak.  Çok çapraşık İşletme yapısının ve zorba bir yönetim yapısının Hile yolunu açtığı da gerçek. Suç failinin uzun yıllar aynı şirkette / aynı kilit görevde olması, çalışanların şirkete duydukları güvensizlik ve kurumda adalet duygusunun zayıf olması, satış ve satın alma gibi yüksek montanlı ticari ilişkilerin döndüğü alanlarda çıkan kişisel fırsatlar bu suçun işlenmesinde çalışanlara isteklendirme sağlayacağı kuşkusuz. ( Bu anlatım aklınıza hangi şirketlerimizi getiriyor bilemem ?)

Suiistimalcilerin çaldığı parayı telafi etmek zaman ve çaba gerektirir, buna rağmen çoğu kuruluş bu parayı tam olarak kurtaramaz. 2016 yılında mağdur kuruluşların %58’i suistimalden kaynaklanan kayıplarını telafi edememiş ve sadece %14’ü hile ile alınan parasının geri dönüşünü tam olarak sağlayabilmiştir.  Raporda yer alan fraud ( * ) vakalarının yalnızca %8,4’ü cezalandırılmıştır. Batı Avrupa, suistimalcilerin cezalandırılması konusunda ilk sıradadır

Prof. Dr. Nejat Bozkurt;  kitabın yazılma amacını “ ülkemizde iş yaşamının her aşamasında çok önemsenmeyen hile konusunda dürüst çalışanların hile yapanlardan bir adım önde olmasını sağlayabilmek ve de Hile yapan birini ortaya çıkartmanın, alt etmenin yolunun “ Hile ”yi ondan daha iyi bilmekten geçtiğini ilgililere anlatmak şeklinde ifade ediyor.

 Evet, bu bilgilerden, ülkemizde suistimal konusunun fazla önemsenmemesinin nedenini anlayabilmek sizce mümkün mü dersiniz?  Bu kitapta anlatılan hile türlerinin tümü bizim işletmelerimizde de ciddi boyutta yapılmakta diyor kitabın önsözü. Bu bir tahmin değildir herhalde.  İşte bu nedenle İşletmelerdeki yöneticilerin, iç denetim mensuplarının bu kitabı okumalarında fayda vardır.  

Bu konuyu Konfüçyüs’ün “ İdare etmek dürüstlüktür. Yönetici dürüst olursa kimse eğri olmaya cesaret edemez.” sözü ile bitirelim ve de konumuz dışında olmasına rağmen küçük bir hatırlatma yapalım saygıdeğer yöneticilerimize.  

“Dürüstlük yalnız maddeye karşı değildir” Bu da ayrı ve Hile kadar önemli bir konu.

( * ) Fraud Vakası, başkalarına ait kredi kart ı ile herhangi bir işyeri ya da ATM’den işlem yaparak haksız kazanç sağlamak, bu sayede gerçek kart hamili, işyeri ya da bankayı zarara uğratmak.

BAŞARIYA TORPİLLE TIRMANMAK KOLAY AMA İNİŞTE TEPETAKLAK DÜŞMEKTE VAR.

Peale’in söylediği gibi büyük işler başaran insanlar, kendilerini kontrol edebilen, hatalarından ders alabilen, sonuçları kabul edip elinde kalanlarla yoluna devam edebilen insanlardır. Etrafımızda birçok başarılı / kendini başarılı gören insan var. Tabii ki başarılı olabilme konusu herkese göre değişken. Sağa sola yavaştan bir bakın, bunların karakterleri yukarıdaki sözde ifade edilen hususlarla bağdaşıyor mu? Eğer bağdaşmıyorsa kovalanan, yakalanan ve anlatılan başarı sanaldır.

Yaşamdaki her türlü mücadelede genelde insanlar bize karşı değildirler, sadece kendilerinden yanadırlar (*) o kadar. Aslında amaçları kendilerinin görevde yükselmesi ve kendilerine maddi ve manevi fayda sağlamaktır.  Karşılarındaki siz olun, ben olayım veya bir başkası olsun fark etmeyecektir. Tepeleyip geçeceklerdir.  Bunu yaparken de karşıdakini yıpratmak, zedelemek ve aşağılamak sonuca daha kolay gitmenin bir yolu olsa gerek.

Arkasında yalnız tepelerdeki kuvvetli insanlarının hareket tarzını benimsemekten kaynaklanan açık seçik bir iteleme ile İş hayatının tırmanma merdiveninden sanal başarıya doğru koşarcasına tırmanırken farkında olmadan arkanızdaki bu çirkin desteğin kötü tohumlarını merdivenin basamaklarına saçacağınız ortada. Peki, bunu ne zaman fark edersiniz?  Torpil ile yukarılara tırmanan ve sanal bir başarıya ulaşan insanların yukarılarda, o noktalarda kalış süresi fazla uzun olmuyor nedense. Evet; merdivenlerden çıkarken etrafa saçmış olduğunuz yuvarlak kötülük tohumlarının üzerine basacağınız ve inişte, çıktığınız bu merdivenin basamaklardan aşağı tepetaklak yuvarlanacağınız birçok örnekleri görülmüş olduğu üzere mutlaktır. Siz siz olun “ bunları merdivenlere kim koydu diye bağırıp çağırmayın.

Evet; bu durumda sizi ayağa kaldırmak için elinizden kim tutar? Yaşamda görüldüğü kadarı ile hiç kimse. Küçük, çok küçük bir ihtimal; belki birileri elinizden tutup sizi kaldıracaktır düştüğünüz yerden.  O da tam siz ayağa kalkınca elinizi bir kez daha bırakıp tekrar düşüşünüzü görmek için. İnişiniz ve de özellikle merdivenlerden düşüşünüzle birlikte sizden çekinmek için bir neden kalmadığı an, insanların sizinle ödeşme zamanıdır. Onları ezerek, aşağılayarak, başkalarının haklarını gasp ederek yakalanan başarı, çoğunluğun sizden nefret etmesine ve kin duymasına neden olacağını düşünmeyi becerebilmek için âlim olmaya gerek yok. Sonuçta siz / sizler onlar açısından böylesine nefret edilen ve tiksinilen kimselersiniz.. Hak yenerek, insan ezerek yakalanan başarının, size yönelik kötü duyguları yeşerttiğini işte bu zaman fark edeceksiniz.  Evet; durumunuz hoş değil.  Bu noktadan sonra yaşamınız kötü ve engebeli bir yola girmişse unutmayın ki direksiyonunda siz vardınız. Ve de yaşadıklarınızın ve hatta yaşayacaklarınızın tümü sizin tercihinizle şekillenen şeylerdir.

Balık hafızalı”  insanlar nasıl olsa bunu da unuturlar diye düşünmeyin. İnsan tüm hatalarının bedelini yaşamında bir şekilde ödüyor. Buna inanıyorsanız, binlerce gözün sizin bu ödemeyi yapacağınız zamanı heyecanla bekliyor olduğunu bir düşünün.  Sizin kötü durumda kalmanıza üzülmeyen hatta içten içte bunu bekleyen insanların varlığını bilmek nasıl bir duygu? Kendinizi nasıl hissedeceksiniz acaba?  tırmanma merdiveninin daha başındayken etkili bir yöneticinin arkasından ite ite yukarılara çıkarttığı bir çalışan  hakkı, hukuku ve insanlığı unutuyor.. Zira yapılandan nemalanan kendileridir. Bu arada tabii ki inançları da akıllarına pek gelmez. Hani kul hakkı yemek en büyük günahtır ya. Her ne ise bu zihniyetin geri ödemeyi yapacakları zaman da belli değildir. Hele hele; bu geri ödemeyi aynı çatı altında yaşarken yapma durumunda kalırlarsa (?) .

Herkesten daha başarılı olmak, işinde yükselmek isteği İnsanın yapısında var. Herkesin istediği ancak çok az kimsenin eline alabildiği bu olgulara ulaşabilmek için kişinin azimli ve sebatkâr olması şart. Tabii ki işin dozunu kaçırıp bu duyguları ihtiras haline de getirmemek gerek. İnsanda başarının, ona ulaşmak için nelerden vazgeçildiği / vazgeçilebileceğini sorgulama alışkanlığı varsa bu tehlikeli doz aşımının söz konusu olmayacağı da bir gerçek tabii ki.

Aynı Bilge, Aynı Söz: Konfüçyüs’e sorarlar."Yönetim ( İdare ) ile ilgili ne düşünüyorsunuz?" Cevap; "İdare etmek dürüstlüktür. Yönetici dürüst olursa kimse eğri olmaya cesaret edemez”. Evet, sayın yöneticiler,  İradenize egemen, vicdanınıza ise tutsak olmanız gerekmez mi?  

Baş Edebilmek İçin Hilekârlar Gibi Düşünebilmenin Bir Yolunu Bulmak Gerek.

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (51)

Suistimal ~ 2 ay önce
Ülkelerin sosyo-ekonomik röntgenini çeken “Yolsuzluk Endeksi” İslam Dünyası'nın temel haklarda geriye gittiğini ortaya koydu. Yolsuzluk algısı en düşük ülkeler listesinde ilk 20'ye tek bir Müslüman ülke bile giremedi. * * * Tabloyu şöyle koymuşlar. ŞEFAFLIK SIRALAMASI: Ülke Sıralama Puanı İzlanda…..1'inci……..89. İngiltere…8'inci……..82. Almanya…12'nci……81. ABD…….16'ncı……75. BAE……..21'inci……71. Katar…….29'uncu…….63. Brunei……32'nci…….62. 180 ülke “yolsuzluk, ahlaksızlık, rüşvet, adam kayırma, hukuksuzluk” ölçülerine göre böyle sıralanarak gidiyor. İnsan, meraklı yaratık. TÜRKİYE nerede? Türkiye, 180 ülke içinde 2013'ten bu yana sürekli gerilemiş. Yani yolsuzluk, ahlaksızlık, rüşvet, adam kayırma, hukuksuzluk hep artmış ve bu listenin yayınlandığı yılı kapsayan 2016'ya gelindiğinde Türkiye 75'inci sıradan 81'inci sıraya, aşağıya, gitmiş. Necati Doğru Sözcü gazetesi 04.03.2018

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Çetin bey ~ 2 ay önce
'Türk tarihinin bilhassa modern zamanlarında birtakım olumsuz gelişmeler olduysa bunun nedenlerini sadece hiçbir şekilde tasvip etmediğimiz darbelerde değil,sivil idarede de aramamız gerekir. Bu sorunların başında,imparatorluk geleneğinde bulunmayan nepotizm gelir. Nipote 'yeğen' demektir. Papaların bir kısmının,kilise varidatını,mülkünü ve idaresini sözde kendi yeğenlerine bırakmasıyla ortaya çıkmış bir terimdir.Genel kullanım itibarıyle akraba kayırıcılığı,aşiretçilik demektir.Bizim tarihimizde geçmişten gelen bir hastalık değil,doğrudan doğruya demokrasi ile gelen bir hastalıktır ve bizi eritip,bitirmektedir.Nitekim Osmanlı'da hakim iradenin bu şekilde hanedanlaşmalara tahammül etmediği çok açıktır.Sokullu Mehmed Paşa'nın, akrabalarını iş başına getirerek,bir nevi nepotizmden dolayı çok planlı bir suikastle hayatını kaybetmesinin ardında bu iktidar özlemi vardır. Aslında son derece ehiyetli,becerikli,uzun süre taht makamında kalmış bir vezirdir. Benzer bir olay,Nevşehirli İbrahim Paşa açısından da II.Mustafa'nın hocası Feyzullah Efendi hanedanı bakımından da doğrudur. Bu isimler ya devletin ya da alt katmandaki bürokrasinin ve askerin müdahaleleri ile ortadan kaldırılmıştır'. İlber Ortaylı hoca'nın 'İmparatorluğun son nefesi' kitabının 181 ve 182. sayfalarından naklediğim sözleri, iktidar olarak sözde Osmanlı hayranı olanlara,yaptıklarını yapmaya çalışanlara,torpili 'ne var bunda siz de iktidar olun siz de kendi adamınızı başa getirin' diyerek normalleştirenlere ve onlara oy verenlere ithaf olunur.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
CVP ÇETİN BEY ~ 2 ay önce
TAKİBİNİZ V İÇİN TEŞEKKÜRLER.
Yorumsuz ~ 2 ay önce
Yüzde 85 i ateist olan isveç yolsuzlukta dünya sonuncusu yüzde 99 u müslüman olan Türkiya kaçıncı bilim bakalım.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
teknik taşeron ~ 2 ay önce
Sayın Çetin bey ben thyteknikte taşeron olarak çalışan bir,teknisyenim çok değerli thy yönetimi taşeronluk sistemini bu şirketin neresine yerleştiriyor ve nasıl çözmeği düşünüyor.Biz bir aileyiz deyimi havadamı kalacak yoksa inanın bu sistemin devamı thy na hiçbir yarar sağlamıyor yanlızca çalışanın sırtından başka kişiler para kazanıyor. Bu değerlendirmeleri sayın yöneticilerimize eminimki yapıyorlardır.Sendikacı abilerimizde hiç dile getirmiyor ve bu konuları bizimle hiç konuşmuyor.İnşallah bize çözüm sunaçak birileri çıkar ve bizi bu durumdan kurtarır.Çetin bey bu konuyu takip ederseniz çok seviniriz Teşekürler.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
CVP TEKNİK TAŞERON ~ 2 ay önce
SİZ MALUM DEVLET KURULUŞU DEĞİLSİNİZ YA (?) ÇIKAN KANUN DEVLET KURULUŞLARI İLE İLGİLİYDİ. DAHA ONUN UYGULANMASI SONLANMADI. BİZ BİR AİLEYİZ DEYİMİ BENİ DELİRTİYOR. TEPE YÖNETİM BU KONUDA AĞZINI AÇMIYORSA NE SAYIN YÖNETİCİLERİNİZ NE DE SENDİKA BU KONUDA BİR ŞEYLER SÖYLEME İMKANINA SAHİP DEĞİLDİR. HEM TEPEDEN EMİR GELMEDİĞİ İÇİN HEMDE BİLGİLERİNİN OLMAMASI NEDENİ İLE. kONUYU TAKİP EDERİM TABİİ Kİ. ANCAK BU SİZİ BİLGİLENDİRMEKTEN BAŞKA BİR İŞE YARAMAZ. ÖĞRENMEĞE ÇALIŞACAĞIM.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000