11 Kasım 2013, Pazartesi
Sefa İNAN
Sefa İNAN sefainan@gmail.com
  • Patronların denetiminde olacak sendikanın , çalışma yaşamına ilişkin yapılmak istenen taşeronlaşmaya ve kıdem tazminatının kaldırılmasına karşı durabileceğine inanır mısınız ?
  • Grevciyi asıl satan bizzat senin baskanındır. Ama ne senin aklın yeter anlamaya ne de yüregin yeter karşı koymaya.
  • Grevciyi asıl satan bizzat senin baskanındır. Ama ne senin aklın yeter anlamaya ne de yüregin yeter karşı koymaya.
  • reform hareketi geliyor,sonuna kadar destekliyoruz

ATİLAY AYÇİN’İN SEÇİM STRATEJİSİ VE DELEGE İSİM LİSTESİ

Ancak, yine hatırlarsınız ki; “desteğimin sendika yönetimine değil, sendikal birliğe yönelik olacağını” da, yazılarımda belirtmekle kalmayıp, genel müdürlük önündeki grevcilerin bizzat arasına katılıp, mücadelelerine destek vermiştim.

O günden bu yana; THY işvereninin yaptığı tüm yanlışları eleştiren ve karşılıklı açılan mahkemelerdeki sendikanın haklılığına yönelik bir dolu köşe yazım vardır. Bu desteği, sendika başkanı Atılay Ayçin ve ekibi için değil, ülkemizdeki sendikal yapıya darbe vurulmaya çalışıldığını gözlemlediğim için yapmıştım.  Çünkü; sonuçta ben de bir işçi emeklisi ve 20 yıl gibi çok uzun bir süre,THY’de uçak teknisyen olarak çalışan UTED üyelerinin çıkarlarını ve haklarını her platformda koruma görevini, işten atılma riskine karşın yapmış biriyim.  Kısaca, her zaman için çalışandan ve onun özgür iradesiyle kurduğu ve yaşattığı kurumlardan yana oldum.

Hatta, sendika başkanlığına, THY’nin yönetim kurulu başkanı veya genel müdüründen daha çok değer veririm. Çünkü, benim gözümde seçilmişler, atanmışlardan çok daha değerlidirler. Birini devirmek için genel kurul gerekirken, diğerine hükümetten gelen bir faks veya sadece telefon bile yeterli olmaktadır.  Yani, iktidar süresi yöneticisinin iki dudağının arasından çıkacak tek kelimeye bağlı olan kişi ile, binlerce oy alıp iktidara gelen kişi çok farklıdır.( Parti, sendika, kulüp, dernek, vakıf başkanları gibi) 

Değerli okurlarım;  

Ülkemizde maalesef “lider eksenli” politika yapılıyor. Çünkü, düzen içerisinde, diğerlerini, lider getirip, lider götürebiliyor. Tabii ki bu yanlış kültürümüz nedeniyle; geleceği lidere bağlı olan yöneticilerde” itaat” esas oluyor. Farklı fikirlerde olmak, eleştirmek, lidere karşı olmak olarak değerlendiriliyor.

THY’deki yapılanma böyle de, başka yerler farklı mı? Derseniz, size kocaman HAYIR derim! Neredeyse, tüm kurum ve kuruluşlarımızdaki genel yönetim mantığı budur. Hal böyle olunca, ister istemez liderin peşinde, fikir ayrılığı olsa bile ona yaltaklık yapan, onu kayırır gibi görünen, karşısında üç düğme ilikli konuşan bir kitle oluşuyor. İşçi şefine, şef müdürüne, müdür başkanına, başkan genel müdür yardımcısına, genel müdür yönetim kurulu başkanına, yönetim kurulu başkanı ise onu oraya atayan hükümet yetkilisine aynı kültür içinde biat etmek zorunda kalıyor.

Bu yapı, maalesef sendikalarda ve derneklerde de egemen. İktidarın devam etmesini, seçime girecek yönetimden bile çok isteyenler var.  Amatör ruhla yapılması gereken sendikacılığın, ne hale geldiğini ve çok uzun süreler koltukta oturmanın getirdiği profesyonellikle, mevcut sistemin boşluklarından faydalanmayı nasıl becerdiklerini birlikte görüyoruz.  Orada da lider cuntası egemen olup, yukarıda saydığım silsile, orada da geçerlidir. Başkanı eleştiren bir yönetim kurulu üyesi, bir dahaki seçimde aynı yönetimde yer alamamaktadır. Dikkat ederseniz; Hava-İş Sendikasında başkan dışında kadro, sürekli olarak değiştiriliyor. Bugün temsilci olan, dört sene sonra yönetimde yer almak için, biat ediyor. Her nedense, THY’den emekli olma zamanı ile Hava-İş Sendikasında yönetim kuruluna girmek, aynı zamana denk geliyor. Kısaca sendikacılıkta da,”işçi bahane, mama şahane” olunca, toplum zaman içinde bunları görüp sendikal yapıdan uzaklaşıyor.

Konuyu daha iyi açarsak; örneğin; Hava-İş Sendikasında oylar; bireye mi, yoksa sendikal anlayış gereği ekibe mi verilmektedir? Neden Ayçin, Altan, Gülçiçek, Haberdar ön plana çıkartılmaktadır? Bu kişilerin yönetim kurulları yok mudur? Yönetim kurulu, başkanı yönlendireceğine, başkan yönetim kurulunu yönlendiriyorsa, burada demokratik bir yapılanmadan söz edilemez. Ülkemizdeki parti, sendika, spor kulübü ve derneklerde bu yanlış hala sürdürülmektedir.  

Bu durum milletvekillerimizde de aynıdır. “Milletvekillerini halk seçiyor” demek, koskoca bir yalandır. Her ne kadar öyle görünse de, hepimizi çok iyi biliriz ki; milletvekili ve bakan olabilmek için, karar; liderin iki dudağının arasından çıkar. Lider; listeyi yapar, bizler; kim olduğuna bakmadan seçeriz. (Bağımsızlar hariç)  

 Dikkat ederseniz; hep başkan konuşur, diğerleri başkan ne derse onu yapar. Kararlarda liderin görüşü, kafalarına yatmasa bile, el kaldırır indirirler. İşte bizim “demokratik yaşamımız” ne yazık ki böyle sürdürülmektedir.

Gelelim genel kurullarımıza; 

Genel kurullara katılan delegelerin görevi, öncelikle, mevcut yönetimin son döneminde neler yapıp neler yapmadığını ve aslında neler yapılması gerektiğini sorgulamanın yanı sıra, maddi kaynakların nasıl, nereye kullanıldığını irdelemek ve bu irdelemelerin sonucunda, tüm sendika üyeleri adına oy vererek yeni yönetimi belirlemektir.

Asıl olan bu olmasına rağmen, şimdiye kadar birçok kez dinleyici olarak katıldığım sendika genel kurullarında, bu görevin layıkıyla yapılamadığını gözlemledim. Karşılıklı sürtüşmelerin ve karşılıklı laf atmaların sıklıkla rastlandığı, elektrikli bir ortam sonucunda, geçmişte yaşanan yanlışlar açığa çıkartılamadan seçime gidiliyor. Seçilen delegenin aday olmadan konuşabilmesi mümkünken bunu yapan delege sayısı iki veya üçü geçmez. Aslında delegelerin en önemli görevi temsil ettikleri üyelerin sorunlarını genel kurul ortamında anlatmak ve gerekirse iktidarı eleştirip, oy vereceği yönetimin artılarını dile getirmek olması gerekirken, suskun bir yapı içinde seyirci kalınıp, oradaki varlığını oy vermekle yeterli görüyorlar.

Görüleceği gibi, bu yapı; “demokratik bir ülkenin, demokratik kurumlarının!” ülkemizdeki düştüğü lider odaklı anlayışının yanlışlarıdır.

Aynı yanlışı, siyasi partilerde de görmek olanaklı. Erdoğan mı? Kılıçdaroğlu mu? Yoksa, Bahçeli mi? Sanki bunlar tek başına koskoca ülkeyi yönetecekler. Liderlerin kadrolarına bakan yok, programlarına bakan yok. Herkes, lidere odaklanmış, gidiyor.

Hal böyle olunca, lider, toplumda devamlı ön plana çıkartılınca; lider de şımarıyor ve yönetimine sormadan birçok yanlışa imza atıyor.

***

Bu uzun girişten sonra, gelelim bir aydan kısa bir zamanı kalmış Hava-İş Genel Kuruluna;

THY’deki 30 senelik iş hayatımda, bu seneki gibi işveren baskılı bir seçim yaşamadım. İşverenler her zaman sendika seçimlerinde etken rol oynamaya çalışırlar. Ancak, bu rol oynamaları, bu seneki kadar açık bir şekilde hiçbir zaman duyumsanmamıştır.

Ancak, işveren ne yaparsa yapsın, insanların özgür iradesi ve vicdanı ile baş başa kaldığı sandık önünde etkili olamaz ve olmamalı da!

Yapılan işyeri seçimlerinde; yukarıda anlatmaya çalıştığım orijinal yapımız gereği; şefinize, müdürünüze, başkanınıza hayır diyememiş olabilirsiniz. Ben bunu da anlarım. Ancak, benim anlayamadığım ve bundan sonrada anlayabileceğimi sanmadığım; işverenin etkisi altında kalınıp bunun oya yansımasıdır. Bazı işyerlerinde, kişiye yönelik baskı neticesinde oluştuğunu düşündüğüm geçersiz oylar, bu mantık çerçevesinde atılmış olmalı diye düşünüyorum.

Örneğin; çok iyi tanıdığım Hat Bakım Ünitesinde, mevcut sendika yönetiminin liste bile çıkartamamasını doğal bulmama rağmen diğer grubun delege adaylarının listeden çekilmeye zorlanması çok çirkindir ve utanç vericidir. THY Hat Bakım, Hava-İş Sendikasının yönetimini çok iyi tanımakla birlikte, vergisiz iş tazminatı konusunda sendikanın teknisyene yönelik yaptığı darbeyi yakından takip etmiş kişilerden oluşmakta.  Tanıdığım kadarı ile bu delegelerin, mevcut sendika yönetimine oy vermeyecekleri kesin.  

Birkaç haftadır, Hava-İş in genel kurulundan bir koalisyon iktidarı çıkacağını belirtiyorum. Mevcut duruma bakıldığında, tek başına bir grubun ipi göğüslemesi zor görünüyor. Öncelikle, Delege sayı ve tablosuna dikkatle bakıp birlikte yorumlayalım. 

Mevcut Sendika yönetimi: 74, Reform grubu: 110, İşçi birliği +   Gökkuşağı: 95, Değişim grubu: 11,  Emek meclisi: 8, Bağımsız: 2 olmak üzere Toplamda 300 delege ( Detay liste için tıklayın)

Bu seçimlerde en çok delege sayısı olan REFORM grubunun liste yapıp aday çıkartması Mevcut sendika yönetiminin işine gelir. Çünkü herkes çok iyi biliyor ki, REFORM işveren destekli görünüyor. Reform grubuna istemeden de olsa oy atıp delege olanlar bile böyle bir durumda mevcut sendika yönetimine kaçabilirler. .

 Ancak REFORM bu seçimde aday göstermeyip, tüm delegeleri ile İşçi birliği+ Gökkuşağı grubunu desteklediklerinde %100 seçim kazanılır.

Emek meclisinin 8 delegesi REFORM a ve mevcut sendika yönetimine gitmez. Hat bakımdan çıkan Değişim hareketinin 11 delegesinin en az 8 veya 9 u İşçi birliği+ Gökkuşağının olacaktır. Bağımsız 2 delegenin oyu ise  işçi birliği Gökkuşağı grubuna gidebilir.

Bu seçimde kilit, REFORM grubundaki delegelerdir.  Genel kurulda üç liste olarak yarışılması durumunda mevcut sendika yönetimi kazanır.

Bir başka senaryoda; Atilay Ayçin in başkan adayı olmaktan çekilip yerine bir başka aday göstermesidir. Böyle bir durumda, Atilay Ayçin e olan kişisel husumet nedenli oy vermeyecek olanların bazılarının, mevcut yönetim destekli listeye kayabilmesi de mümkün olabilir.

 Hava-İş’ in genel kurulları iki gün sürer. İlk gün konuşmalar, sataşmalar ve başkan adaylarının konuşmaları ile geçer. Seçimler, ikinci günde yapılır.  Atilay Ayçin, ilk günkü konuşmalar sırasında, yani, genel kuruldaki havadan, seçimin sonucunu kestirebilir.

Mevut Sendika yönetiminin ve delegelerinin, kazanamayacaklarını hissettiklerinde; listelerini geri çekip, tüm delegeleri ile birlikte işveren listesi olmayan tek gruba oy vermeleri gerekir.

Daha net bir ifadeyle, 1989 yılında olduğu gibi; “SOSYAL DAYANIŞMA”  adı altındaki demokratik yapılanma ile aldıkları bayrağı işveren listesine teslim etmemek için, bu desteği yapmalıdırlar.

Hava-İş’ in gerçek sahiplerinin, işveren listeleri ve adayları olmadığını, sanırım, belirtmek bile gereksiz!  Bu; Ayçin’in ve yönetiminin THY camiasına, demokratik sendikal anlayıştan umudunu kesmemiş THY çalışanlarına karşı taşıdığı tarihsel sorumluluğudur.

Sonuç olarak; Delegelerin toplumun delegeleri olduğunu hiç unutmayalım.  Onların, toplum menfaatine uygun oldukları listeye oy atıp onu iktidara getirmeleri vicdani bir yükümlülüktür.

İşveren listesi (Ki çıkarsa) ne oy vermek emeğini ve geleceğini işverenin kucağına atmaktır. Bu tür oy kullanılacağını inanın ki düşünemiyorum. Bir insan kendi ayağına nasıl balta vurabilir ki.

Kısaca; Bu genel kuruldaki tahminim, iki listenin yarışacağı ve REFORM grubunun liste çıkarmayacağını şeklindedir.

REFORM liste yaparsa %100 Mevcut sendika ipi göğüsler. Reform liste yapmazsa ve desteğini işçi birliği + Gökkuşağı grubuna yönlendirirse netice çok net olarak bellidir. 

NOT/ www.sefainan.com da bilhassa teknik personel ve kokpit için hiçbir yerde yayınlanmamış haberleri okuyabilirsiniz.

ATİLAY AYÇİN’İN SEÇİM STRATEJİSİ VE DELEGE İSİM LİSTESİ

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (39)

Soru Bankası ~ 3 yıl önce
Patronların denetiminde olacak sendikanın , çalışma yaşamına ilişkin yapılmak istenen taşeronlaşmaya ve kıdem tazminatının kaldırılmasına karşı durabileceğine inanır mısınız ?

Yanıtla

Kalan karakter 1000
xbd ~ 3 yıl önce
Grevciyi asıl satan bizzat senin baskanındır. Ama ne senin aklın yeter anlamaya ne de yüregin yeter karşı koymaya.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
xbd ~ 3 yıl önce
Grevciyi asıl satan bizzat senin baskanındır. Ama ne senin aklın yeter anlamaya ne de yüregin yeter karşı koymaya.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
personel tk ~ 3 yıl önce
reform hareketi geliyor,sonuna kadar destekliyoruz

Yanıtla

Kalan karakter 1000
nesevimli ~ 3 yıl önce
Delege dostlarımız işveren güdümlü sendikacılığa izin vermeyecektir.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000