31 Mart 2012, Cumartesi 08:49:04

"UÇAK BAŞKA BİRŞEYDİR İŞTE"

Zaman Gazetesi yazarlarından Ömer Erdem köşesinde uçakların ve havayolu seyahatinin sıradışılığından bahsetmiş...
Oturup ölçmüş değilim. O mesafeyi ölçecek ne bir metre, ne bir saat ne de bir gün gölgesi bulunabilir.
 
Hayalin gücünü çağırsak, evlerin eşiklerinden başlasak, ses hızına başvursak, yetinmesek tekerin dönüş sayısından, bir tozun rüzgârda savruluşundan başlasak yine de yine de ölçemeyiz. Yaşamak en keskin, en şaşmaz, en kolay ve en hilesiz ölçüdür bu konuda. Hem herkesin adımı bir değil hem herkesin mahallesi bir değil. Ne zaman bir uçak bileti alıp da size ayrılan koltuğa ulaşmaya çalışsanız geçmeniz gereken o kadar aşama, atlamanız gereken onca hendek sizi beklemektedir. Belki her seferinde, peki ne anladık biz bu işten, otobüsle, trenle hatta arabayla gitsek daha iyi değil mi, bir dahaki sefere onu da düşünelim, bu son olsun deseniz bile, döner dolaşır o koltuğun, uçak koltuğunun çekimine kapılırsınız. Uçak koltuğu, görünmez bir anafor gibi sizi alır, önce etrafınızda bir çevirir sonra da... İşte bu mesafeye bu geçitlere... Bu telaşa... Bu duyguya, bu mesafeye bırakır. Yetişmek kadar onu hak etmek, ona layık olmak döngüsü adeta bir yol hikâyesine bürünür... Nicedir bürünür, hep bürünür. Uzak uzak bürünür. Uçak koltuğu koltuk olmaktan çıkar bir tür taht olur.
 
İlkin, alabildiğine şehir dışındadır havaalanları. Öyle de olmak durumundadırlar. Durmadan üstünden uçakların gelip geçtiği evler ne kadar da sıkıcıdır, katlanılmazdır. O çok derinden göğü delerek gelen metal sürtünmesi kulaklar kadar ruhu da perişan eder. Siz şimdi seyahat edeceksiniz ya, önce bu uzaklığı, bu mesafeyi kat edeceksiniz. Bunun için erkenden çıkacaksınız evden. Yetişememe tehlikesi var. O otobüs olmazsa bir sonraki, bu tren kaçmışsa bir arkadaki sefer diyemezsiniz. Uçaklar, hesaplı kitaplı araçlardır. Belli zamanlarda belli ve kesin kurallara bağlıdırlar. (Rötarlar hariç. O cilveler hariç.) O halde haydi metroya, haydi taksiye, haydi otobüse. Niçin, o güzelim, o çok uzaktaki sizi bekleyen, bir ve biricik, ayrıcalıkla sizi uçuracak koltuğa oturmak, gökyüzünde süzülerek yol alacak metal düzeneğe binmek için.
 
VIP hangi çağdan kaldı?
 
Metal düzenek dedim de haksızlık ettim. Kim bir uçağın metal düzenekten öte mucizevi bir şey olduğunu inkâr edebilir ki? İnsan aklı kadar muhayyilesinin tabiattan kopardığı en ilham verici kuşlardan biridir uçak. Az mı macera yaşamıştır insan aklı onun uğrunda? Gerçi otomobil ve tren de dahil, hareket eden bütün bu vasıtalarda akla ters gelen bir şeyler saklıdır ya, neyse. İlhamını rüzgârdan aldığı hızla denizlerde süzülen gemiler ise başka hikâye. Fakat dedim ya, uçak başka bir komplimandır. Tarihi nazını da gölge gibi yanında sürükler. Bir babası hiç ölmeyen çocuk masalı. En çok yetişkinlerin okuduğu.
 
Taksiden veya otobüsten indiniz, şehri geride bıraktınız. Üstelik chek-in bile yaptınız internet üzerinden, şimdi hemen uçağa binecek ve yerinize oturacaksınız değil mi? O şanlı gözlüklerini takmış kaptan dahil bütün gülücükleriyle hostesler sizi bekliyorlar! Hoş geldiniz diyecekler, yoruldunuz mu? Çok trafik var mıydı? Üşümediniz değil mi, şimdi hemen sıcak bir kahve sunalım size. Buyrun, buyurun, lütfen buyurun. Durun bakalım, durun. Önce biraz durun ve hatırlayın. Şurada kendisine has kural ve kanunları olan bir koltuğa erişmek sisteminden bahsediyoruz. Paşa paşa bayıldığınız paralarınız size bir ayrıcalık vermez. Gerçi, havaalanlarının VIP gibi, hangi çağdan kaldığı, neye tam hizmet ettiği tartışmalı geçitleri vardır ya! Değil mi, aynı uçağa biner insanlar, aynı zamanı ve aynı mekânı paylaşırlar, biraz da eski vapur ve tren mevkilerini andıran bu VIP ve business meselesi de bu uzaklığı pek ortadan kaldırmaz.
 
Yüksek teslimiyet, eşsiz sabır
 
İşte geçtiniz, geçtiniz, güvenlik kontrollerini aştınız. Kemerinizi çıkardınız. Cep telefonlarınız, metal eşyalarınız. Altın dişler için bir uyarı var mı bilmem ama en iyisi seyahate kemersiz çıkmak. Kemer neyi sıkar ve kimi tehdit eder hâlâ anlamış değilim ben. Güvenlikten geçip uçağa binerken takabildiğiniz bir kemer, geçişte neyi tehdit eder? Hem her şeyini bilecek ve sorgulayacak değiliz ya canım şu uluslararası kuralların. Bir şey uluslararası kural haline gelmişse, susmak ve uymak gerekir değil mi? Zaten dünyanın her yerinde bir uçak koltuğuna ulaşmak için işleyen kurallar birdir ve evinizden değil zihninizden çıktığınızdan itibaren işlemeye başlar. Taksiye bindiğinizde, gazetenizi çevirdiğinizde, cep telefonunuzu kapattığınızda da aynı eşit kurallar işler. Size düşen yüksek teslimiyet ve eşsiz sabır eşliğinde, o koltuğa, numarası sizin için özenle seçilmiş koltuğa yönelmenizdir. Sakın ola ki, transfer araçlarından hele hele mutlak rötarlardan hiç şikâyetçi olmayın. Semadaki trafik yerdekinden daha yoğundur artık. Neden, niçin, neyin adına? İşte o nazlı, işte o pek konforlu, sizi bulutların üstünden geçirecek koltuk adına... Sizin için, size göre ve size doğru.
 
Şimdi ben, kavuştuğum koltuğa biraz yaslanmış, güneş gözlüklerimi takmış ve o mağara deliği gibi ışığa açılan pencereden gökyüzünün ufuk çizgisine bakıyorum. Sanki boşlukta tek başına uçan bir koltuk görmüşçesine muzipçe gülümsüyor, bir uçağa binmek için geçirdiğim onca macerayı unutmaya değil kabullenmeye çalışıyorum. Çok uzaklardan, antik çağların duvarlarından, pek canlı ve göz alıcı yakın günlerden aynı sesi aynı kaynaşmayı birden duymuş, uçmak yeni değil de kadim bir eylemmiş fikrine kapılarak bana uzatılan kahveye teşekkür ediyorum. Değil mi ki uzaklardan geldim, uzağa gidiyorum, öyleyse bu kadar uzakta duran koltuğa da itiraz etmemeliyim. Hangi değerli şey kolayca elde ediliyor şu dünyada. Hangi güzellik herkesin aynasına yansıyor...

Ömer Erdem / Zaman
"UÇAK BAŞKA BİRŞEYDİR İŞTE"

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000