10 Ağustos 2017, Perşembe 09:50:11

Acılı baba uçak kazası sonrasında yaşadıklarını anlattı

Hürriyet Gazetesi yazarlarından Ayşe Arman, Isparta'da yaşanan uçak kazasında hayatını kaybeden Özgen Berkol Doğan'ın babasıyla yaptığı röportajı köşesinde yayınladı. Kalp Cerrahı Prof. Dr. Nevzat Doğan, oğlunun ölümü sonrasında yaşadıklarını samimi bir şekilde anlattı. İşte o röportaj...
  • Allah ölenlerin ruhlarına rahmet, ailelerine de sabır versin. Üzücü olan nokta, bu şirketin bu olaydan ders çıkarmamış olmasıdır. Geçen gün doluda hasar alan ve Atatürk Havalimanı'na tehlikeli sekilde inen de bu firmanın uçağıdır. Sıfır uçuş saatli ikinci pilotlara tip eğitimi satma hedefiyle kokpitte öğretmen pilotlar sürekli olarak yalnızmış gibi uçmaktadırlar. Bu uçakların kokpit felsefesi iki pilotla uçacak şekildedir. Ancak genel olarak deneyimsiz ikinci pilotlarla uçulmakta, buna da hiç bir otorite ses çıkartmamaktadır. Egitim uçuşu elbette ki olacaktır, ancak para kazanmak için tip eğitimini satıp sag koltukta deneyimsizlerle opersyon yapmak hic de emniyetli degildir. Bu şirkette uçuş emniyetinin ideal seviyede olmadığını düsünüyorum. Umarım başka bir hadise yaşanmaz, kazasız kırımsız uçuşlar dilerim.
  • UNutulmamalı ekip arkadaşlarım manam mümine Sinem ve diğerleri hala duruyor yakama taktığım cenazedeki fotoğraf ne acıydı Nur içinde yatsınlar
  • Bakın adam kalp cerrahı imiş. Önce başı sağolsun diyoruz. Sonra da inşallah hiç bir hastası ameliyatta masada kalmamıştır diyoruz. Nasıl ki onun işinden anlayanlar kalp cerrahisi konusunda abuk subuk konuşur ise, bu da o abukluk kıvamında birşey olmuş. Acısına verip geçelim diyoruz. Profesörün anlamakta zorlandığını başkasına nasıl anlatırdım ki?
  • Yıllar geçti ama ne ders alındı ne tedbir. Kaç kere no go uçakla uçaşlara devm ettik sayamıyorum, kaç kere uçağın frekansı bozuk uçtuk,kaç kere navigasyon sisteminin bozulduguna şahit oldum. Ne kaptanların ne de hayatını riske attığınız kabin memurları ve yolcuların sorumlulugunu almıyorlar. Tek dert para para para.. paranızda boğulursunuz inşallah

Hürriyet Gazetesi yazarlarından Ayşe Arman, Isparta'da yaşanan uçak kazasında hayatını kaybeden Özgen Berkol Doğan'ın babasıyla yaptığı röportajı köşesinde yayınladı. Kalp Cerrahı Prof. Dr. Nevzat Doğan, oğlunun ölümü sonrasında yaşadıklarını samimi bir şekilde anlattı. İşte o röportaj...

İnsana huzur veren bir yer. Türkiye’nin ilk bilimkurgu kütüphanesi. Binanın mimarisi de, içindeki minik sergi de görülmeye değer. Uçak kazasında kaybettiğimiz değerli bir gencin, değerli bir bilim adamının anısına açılmış burası.

Ailesi tarafından.

Bilimin ışığı dört bir yana yayılsın diye.

Yeni ‘Berkol’lar yetişsin diye.

O uçak kazasını hatırlayacaksınız.

10 yıl önceydi, teknik arızayla insan hatası birleşti ve ne yazık ki Isparta’ya gitmekte olan uçak düştü, tam 57 kişi hayatını kaybetti.

İşte o kayıplardan biri, Özgen Berkol Doğan’dı. Gelecek vaat eden bir fizikçiydi. Boğaziçi Üniversitesi fizik bölümü doktora öğrencisiydi. Aynı zamanda fizikçilerin ‘Kâbe’si CERN’e kabul edilmişti, eğitiminin bir bölümünü orada sürdürüyordu...

Kendisi gibi bilim insanlarıyla birlikte o da, o kazada hayatını kaybetti.

Belki artık fiziken yok ama Kadıköy Caferağa’daki bu bilim kurgu kütüphanesinde var olmayı sürdürüyor...

Babası, kalp cerrahı Profesör Dr. Nevzat Doğan’a sordum...



2007’de Isparta’da düşen uçakta oğlunuzu kaybettiniz. Başınız sağ olsun. Geçen yıllar acınızı hafifletmemiştir...

- Haklısınız...

Ben hiç yakınını uçak kazasında kaybetmiş biriyle röportaj yapmadım. Böyle bir kayıp insanda nasıl bir his uyandırıyor? Bu ölümü “kader” olarak mı değerlendiriyorsunuz?

- Dilerim kimse bu acıyı yaşamaz. Hissettiklerimizin tarifi yok. Öfke? Evet. Çaresizlik? Ona da evet. Ama kader? Asla! İhmaller zincirini kader olarak nitelendirmek mümkün değil...

Oğlunuzun uçak korkusu var mıydı?

- Hayır, hiç. Ne yükseklikten ne de uçmaktan korkardı. Üniversitenin dağcılık kulübüne üyeydi. Kaya tırmanışı yapardı. Hatta bu konuda eğitim verecek düzeye gelmişti. Bu tür sporların, gerekli önlemler alınmadan yapılırsa tehlikeli olduğuna inanırdı. Uçağın ise en güvenli ulaşım aracı olduğunu savunurdu. Bunu bilir ve hiç çekinmeden uçak yolculuğu yapardı.

O uçakta bilim insanları vardı, oğlunuz da onlardan biriydi. O ekip, o gün Isparta’ya niçin gidiyordu?

- Süleyman Demirel Üniversitesi’nde yapılacak bir çalıştay için. Oğlum Berkol, gelecek vaat eden, başarılı bir fizikçiydi. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü doktora öğrencisiydi. Aynı zamanda CERN’e kabul edilmişti. Son gittiğinde 6 ay kaldı ve hızlandırıcı merkezinde çalıştı. Ankara’da yapılacak bir “Hızlandırıcı Merkezi” için bir program hazırlıyordu. Isparta’da da işte bu konularda bir sunum yapacaktı...

Peki bu feci kazanın sebebi neydi sizce?

- Bir dizi ihmal. İnsan hatasıyla teknik arıza birleşmiş. Isparta Süleyman Demirel Havaalanı’nda, uçakları yere kontrollü indirebilen ILS cihazı yokmuş. Uçağın çarptığı tepede, bir yangın gözetleme kulesi varmış ama üzerinde bir kırmızı uyarı ışığı yokmuş. İki pilot da bu alana ilk defa gidiyormuş. Gece gidiyorlar ama uçağın bilgisayarında bu alanla ilgili bilgiler yüklü değil. İki pilotun da bu uçakla uçmaya yeterli eğitimleri yok. Uçakta sayılamayacak kadar çok arıza var...

Çok fena bu anlattıklarınız...

-  Evet öyle! Maalesef bu kaza nedeniyle birçok havacılık ve hukuk terimini öğrenmek zorunda kaldım. “No go item” mesela. Havada bazı cihazlarda arıza meydana gelirse, uçak indiği alandan, arıza giderilmeden kalkmamalıymış. Ama bu uçakta, bu gaflete düşülmüş. Mesela, yere yaklaşma uyarı cihazı... Uzunca bir süredir arızalıymış. Devamlı yanlış sinyal veriyormuş. Arıza bir türlü giderilmemiş. Pilotlar da alet bağırmasın diye sesini kapatıyormuş.

Peki uçak bu arıza nedeniyle mi düştü sizce?

- Yok hayır ama sağlıklı çalışıyor olsaydı, pilot uyarılacak ve dağa çarpmayacaktı. Sonra uçuş datalarını kaydeden cihaz... O da arızalıymış. Bu uçuşta da ilk 10 dakika kayıt yapmış, sonra kayıt yok. Alın size bir “no go item” daha.

Bütün bunları bildiği halde, bir pilot böyle bir uçakla neden uçar?

- Karısının ifadesi var. “İçeride dört aylık maaşım var, bir alayım ayrılacağım” demiş. Berkol gibi beyinlerin kaybı sadece ülkenin değil, dünyanın da kaybı. Kazada kaybettiğimiz tüm beyinler çok önemli beyinlerdi. “Türk Hızlandırıcı Merkezi” hâlâ açılamadı...

Sizce uçak şirketi mi suçlu?

- Sadece uçak şirketi değil. Gerekli denetimleri yapmayan, daha doğrusu denetimleri yapan ama gerekli yaptırımlarda bulunmayan, şirketin uçuşlarını durdurmayan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü de en az onlar kadar hatalı. Bu şirketin eski genel müdürünü mahkemeye tanık olarak götürdük. Adam, “Şirketin maddi durumu çok kötüydü, maaşları ödeyemiyor, uçakların bakımlarını yaptıramıyorduk” dedi. Türkiye’de ilk defa bir uçak kazası “pilotaj hatası” denip kapatılamadı. Ağır cezada yargılandı. Bunu başardık ama mahkemenin ceza verdiği kişilerin cezalarını çekmelerini sağlayamadık...



SADECE 15 GÜN OTURABİLDİĞİ DAİRESİ VARDI, ONU SATTIK, KÜTÜPHANE AÇTIK

Hiçbir şey oğlunuzu geri getirmez ama size tazminat ödendi mi?

- Kazadan hemen sonra bir şirket yetkilisi arayarak, yolcu koltuk sigortasından alacağımız tazminata karşılık 25 bin dolar avans verebileceklerini ama bunun için de bizlerin kendilerine karşı hiçbir tazminat davası açmayacağımızı beyan eden bir belge imzalamamız gerektiğini söyledi. Biz de tabii reddettik.
Sonradan sigorta şirketinden bir tazminat aldık. O parayı bankada bloke ettik. Berkol’un sadece 15 gün oturabildiği bir dairesi vardı, onu da sattık, elimizde avucumuzda ne varsa, üstüne koyduk ve Berkol adına eski bir yapı alarak, “Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi”ni buraya taşıdık.

HERKESİN BİR GİDENİ VARDIR... İÇİNDEN BİR TÜRLÜ UĞURLAYAMADIĞI

Berkol’un ölümünden sonra geçen 10 yıl neler yaşandı?

- Önce, eşimin önerisiyle, bir vakıf bünyesinde, 8 metrekarelik bir odada, o vakfın burs verdiği öğrencilere yönelik bir kitaplık kurduk. Bu kitaplığa, sevgili Refik Durbaş, Ülkü Tamer ve Yılmaz Özdil kitaplar bağışladı. Ama bir süre sonra o odaya sığamaz olduk. Kazanın beşinci yıldönümünde, “Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi”ni kurduk. Geçtiğimiz 29 Temmuz’da, Berkol’un 37’nci yaş gününde kütüphanemizi bu yeni binaya taşıdık. Bu kütüphane dışında, Robert Kolej’in 2009’dan beri sürdürdüğü liseler arası “Berkol RC’98 Latin&Tango Dans Festivali” var. Her sene Boğaziçi Üniversitesi’nden CERN’de yüksek lisans veya doktora çalışması yapan bir araştırmacıya verilen “Berkol Doğan Bilim Ödülü” var. Ulusal Fizik Kongresi’nde yine Berkol adına verilen bir ödül var. Bursiyer öğrencilerimiz var...



Amaç Berkol’un adını yaşatmak mı? İnsan bir şekilde evladının enerjisini bu dünyada tutmaya mı çalışıyor?

- Ayşe Hanım, Turgut Uyar üstat şöyle der bir şiirinde, “Herkesin bir gideni vardır/ İçinden bir türlü uğurlayamadığı...” Berkol da bizim “uğurlayamadığımız gidenimiz”. O bizi sürekli izliyor. Bizler de yeni “Berkol”lar yetişsin, bilimin ışığı dört bir yana yayılsın diye var gücümüzle çalışıyoruz...

Acılı baba uçak kazası sonrasında yaşadıklarını anlattı

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (15)

DERS ALMADILAR ~ 2 ay önce
Allah ölenlerin ruhlarına rahmet, ailelerine de sabır versin. Üzücü olan nokta, bu şirketin bu olaydan ders çıkarmamış olmasıdır. Geçen gün doluda hasar alan ve Atatürk Havalimanı'na tehlikeli sekilde inen de bu firmanın uçağıdır. Sıfır uçuş saatli ikinci pilotlara tip eğitimi satma hedefiyle kokpitte öğretmen pilotlar sürekli olarak yalnızmış gibi uçmaktadırlar. Bu uçakların kokpit felsefesi iki pilotla uçacak şekildedir. Ancak genel olarak deneyimsiz ikinci pilotlarla uçulmakta, buna da hiç bir otorite ses çıkartmamaktadır. Egitim uçuşu elbette ki olacaktır, ancak para kazanmak için tip eğitimini satıp sag koltukta deneyimsizlerle opersyon yapmak hic de emniyetli degildir. Bu şirkette uçuş emniyetinin ideal seviyede olmadığını düsünüyorum. Umarım başka bir hadise yaşanmaz, kazasız kırımsız uçuşlar dilerim.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
YANLIŞ BİLGİ ~ 2 ay önce
lütfen doğru araştırın düşen uçağın şirketiyle hasar alan uçağın şirketi aynı mı diye !!!!
Km ~ 2 ay önce
UNutulmamalı ekip arkadaşlarım manam mümine Sinem ve diğerleri hala duruyor yakama taktığım cenazedeki fotoğraf ne acıydı Nur içinde yatsınlar

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Kalp ~ 2 ay önce
Bakın adam kalp cerrahı imiş. Önce başı sağolsun diyoruz. Sonra da inşallah hiç bir hastası ameliyatta masada kalmamıştır diyoruz. Nasıl ki onun işinden anlayanlar kalp cerrahisi konusunda abuk subuk konuşur ise, bu da o abukluk kıvamında birşey olmuş. Acısına verip geçelim diyoruz. Profesörün anlamakta zorlandığını başkasına nasıl anlatırdım ki?

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Eski Atlas lı ~ 2 ay önce
Yıllar geçti ama ne ders alındı ne tedbir. Kaç kere no go uçakla uçaşlara devm ettik sayamıyorum, kaç kere uçağın frekansı bozuk uçtuk,kaç kere navigasyon sisteminin bozulduguna şahit oldum. Ne kaptanların ne de hayatını riske attığınız kabin memurları ve yolcuların sorumlulugunu almıyorlar. Tek dert para para para.. paranızda boğulursunuz inşallah

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000