23 Eylül 2009, Çarşamba 08:08:55

Green Card fırsat mı, çile mi?

Eğer Amerika'da kalacak yeriniz, sizi bekleyen bir işiniz, cebinizde paranız yoksa, Green Card'a boşuna başvurmayın. Sadece altı ayda bir girip çıkmak için bile en az 2-3 bin lira harcamak zorundasınız. Amerika'da 5 yıl yaşamayana ise vatandaşlık yok...
  • sen halinden memnunsan senin için sorun yok ama bizim millet pek zoru sevmiyor istisnalar hariç tabi...bahtın açık olsun
  • Ben Amerika'dayim cunku zoru severim.Ben Turk Vatandasi olarak milletimizi uyarmak istedim.Bizim Turkiye'de millet bir yolunu bulup yabanci ulkelere gitmek sevdasinda.Amerika'da hayat askerlik gibi diyeyim.Tanidigim cogu kisi geri donuyor sadece dikkat cekmek istedim.Bu hayat tarzi yasam bicimi galiba bizim millete zor gelebilir.Bana zor gelmiyor.Ama burasi firsatlar ulkesi bu yasam tarzi hosuma gidiyor.Ve hayat var herkes esit.Kanunlar acik ,net ve catir catir isliyorSon olarak Amerikali olmak ayricalik yalan mi??
  • amerikaya gidipte burda hayat türkiyeden daha zor demeye getirenler neden hala amerikadalar anlamıyorum
  • Burada sponsor gerekmiyor eger greencardin varsa.Sadece bir adres lazim.Greencardi postayla gonderiyorlar yani amerikada bir adres vermek sart o kadar.Vize parasi 380 dolar odedim diyor.Galiba bu kisinin durumu farkli.Ben 775 dolar odedim.Sponsor isini anlamadim.Herhangi bir amerikan sirketi size sponsor olursa greencarda gerek yok.Sozun kisasi biz greencardi Turkiyede Sayisal loto gibi goruyoruz.Alakasi yok.Greencard cikinca su gibi para harcaniyor.Burada yasam cok zor.

Green Card çekilişini kazanıp, gerekli evrakları toplayıp, Ankara'daki elçilikte mülakat faslını geçtikten, en önemlisi ABD vatandaşı bir sponsor bulduktan sonra beklemeye başlıyorsunuz. Eğer kabul edilirseniz bir ucu kesik kocaman bir sarı zarf geliyor. Üzerinde göçmen olduğumu yazan fotoğrafımın da bulunduğu bir A4 kağıt iliştirilmiş. Zarfı kesinlikle açmamam ve o kağıdı da zarftan koparmamam yönünde İngilizce, Türkçe ve Arapça yazılmış uyarı mesajlarının ardından, 'Vize tarihlerinize bakın' hatırlatması dikkatimi çekiyor. O da ne? Federal hükümet, sadece 19 Ağustos-27 Eylül tarihleri arasında vize vermiş!.. Yani hemen ABD'ye giriş yapıp 'Ben geldim' demek zorundayım. 380 dolar vize parası alıyorlar ve sadece bir ay içinde 'Fırsatlar Ülkesi'ne adımımı atmam gerekiyor! 100 dolara 10 yıllık turist vizesi almak yerine böyle saçma sapan bir şey yaptığım için kendime söylenip duruyorum. Uçak biletlerinin fiyatına bakıyorum. Sadece Delta Havayolları'nda New York'a gidiş-dönüş ekonomi sınıfı uçak bileti 2.800 TL! Türk Havayolları'nın ise 3.400 TL civarında!.. Ekimde filan olsa daha ekonomik bilet alternatifleri var. Yani zaman azaldığı için haliyle biletler pahalı...

'Afganistan'da ne işin vardı' önce İstanbul'da sorgulandım

Neyse, bu lotarya da kazanıp da ABD'ye göçmen olmak için gitmek isteyen o kadar kişi var ki ben de kendi kendime 'bu fırsatı kaçırma' diyorum.
13 Eylül'de uçağım saat 12.30'da. Havaalanına erkek arkadaşım Ali götürüyor. 'Emin misin gitmek istediğine, istersen vazgeçebilirsin' diyor. Aslında hiç emin değilim ama 'Merak etme, sağ salim gidip geleceğim' diyorum ve check-in yaptırmak için Delta Havayolları'nın desk'ine yöneliyorum. Güvenlik kontrolünü geçmediğim uyarısıyla sıradan çıkartılıyorum. Nasıl ya? Alt tarafı Check-in yaptıracağım, güvenlik de nereden çıktı? 4-5 metre daha gerideki güvenlik bölümüne geçiyorum, sarışın Delta görevlisi pasaportumu alıp, sayfaları çeviriyor. Sonra bana dönüp, 'Pasaportunuzda Afganistan vizesi var!' Eee, suç mu? 4 yıl önce çalıştığım Vatan gazetesinde Türk müteahhitlerle ilgili bir yazı dizisi hazırlamak için o ülkeye gittiğimi söylüyorum. 'Peki niye bu kadar çok Schengen vizeniz var?' diye ikinci soru geliyor. Haydaaa!.. 3 aylık Schengen yerine 2 yıllık almayı ben de isterim istemesine de veren kim! Pasaportumu alıp gidiyor, bir başka görevliye gösteriyor, fısır fısır konuşuyorlar. Herhalde beni ajan zannetti diyorum. Oysa benim yüksek tansiyonum var. Heyecanlı işler bana göre değil! Geri geliyor, 'Afgan vizem mi sorun oldu?' diye soruyorum. 'Sakıncalı ülkelere rastladığımızda üssümüze haber vermemiz gerekiyor' diye cevaplıyor. Neyse ki 'Terör eğitimi aldınız mı?' gibi bir soru sormadı. Daha gitmeden 'sakıncalı piyade' yani... Bir de sivil bir görevli tarafından bu kadar sorgulanmam garibime gidiyor. Afganistan'a da tek başıma gitmiştim ve hiç bu kadar gerilmemiştim. Oysa bu daha başlangıçmış!


'Sorgunun' ardından check-in'imi yaptırıyorum. Yine şanslıyım, rezervasyonum orta koltuk olmasına rağmen pencere yanını kapıyorum! Feridun Ağabey'in (Çalışkan) hediye aldığı Adam Fewer'ın 'Olasılıksız' kitabını okuyorum. Günün anlam ve önemine uygun daha başka bir kitap olamazdı! Arada küçük uyuklamaları saymazsak kitabı bir solukta bitiriyorum. Ve bir yandan da indiğimde başıma geleceklerin 'olasılık' hesabını yapıyorum. Türk hostes deklarasyon formlarını dağıtıyor. Green Card için gittiğimi söyleyince, bana iki form birden uzatıyor. Formlardan biriyle ilgili bir şey sormak istiyorum. 'Meşgulum, biraz sonra' diyor. Ama biraz sonra hiç olmuyor. Yanımdan her geçtiğinde başını çeviriyor. Yanımda oturan İspanyol Lui'ye soruyorum, hemen yanıtlıyor. Lui olmasa daha çok beklerim! 10 saat sonunda JFK'ye indiğimiz anonsu yapılıyor. 'Buraya kadar geldin, bundan sonrası daha kolay' diye kendimi teskin ediyorum. Bir de bavul kovalamak zorunda kalmayayım diye müdürüm Levent Ertem'in tavsiyesine uyarak valizimi kabin içine aldığım için, hemen pasaport kuyruğuna giriyorum. Mahşer yeri gibi bir kalabalık! Önce Amerikan vatandaşlarının olduğu kuyruğa girdiğimi zannediyorum. Oysa doğru kuyruktayım. Çünkü uçağın yüzde 99.9'u başka bir ülkenin pasaportunu taşıyor!

Pasaport polisi bile imtihan ediyor: Kaç kişiye loto çıkıyor?

Bekledikçe daha çok geriliyorum. Gözüm pasaport kuyruğundaki kalabalıkta, elinde benim gibi bir sarı zarf taşıyanı görsem, hemen yanına atlayacağım! Ama yok! Nihayet sıra bana geliyor. Hispanik olduğunu tahmin ettiğim genç bir polis memuru eliyle gel işareti yapıyor. Üniformasının üzerindeki rozetten ismini okumaya çalışıyorum. Malum miyop var, tam göremiyorum. Eğer yanlış okumadıysam ismi Dywon. Masasında büyük boy karton kutuda kahve duruyor. Kahvesinden bir yudum alıyor. Bizdeki pasaport polislerini düşünüyorum. Değil kahve, görevleri başındayken su bile içmiyorlar. Dywon gülümseyerek, 'Green Card kazandın ha, seni şanslı' diyor. Evet, diyorum. Pasaportuma bakıyor ve sarı zarfı açıyor. İskambil kağıt destesini karıştırır gibi yaprakları hızlıca çeviriyor ve bu defalarca sürüyor. Sabrım tükenmeye başlıyor. Bu kez evraklara tek tek bakmaya başlıyor. O sırada, 'Yılda kaç kişi Green Card kazanıyor biliyor musun?' diye soruyor. Yine çalışmadığım yerden soru geliyor, 'Sanırım 50 bin diyorum', '55 bin kişi' diyerek beni düzeltiyor. Türkiye'nin kotasını soruyor. 'Hiçbir fikrim yok' diyorum. Hem göçmenlik statüsüyle geliyorum hem de göçmenlikle ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Başlangıç için ne kötü bir intiba bırakıyorum böyle!

Senin sağlık raporun yok!

Görüşmenin seyri gittikçe değişiyor. Ve en korktuğum şey başıma geliyor, Dywon, 'Sağlık raporun nerede?' diye soruyor. 'Sarı zarfın içinde olmalı' diyorum. 'Hayır yok, içinden çıkmadı' diyor. İyi de ben ne yapabilirim? O zarfı Ankara'daki Büyükelçilik gönderiyor, benim içine konulacak evrakları kontrol etme ya da onlara müdahale etme gibi bir durumum söz konusu değil ki! Amerikan Hastanesi'nden verilen aşı kartımı uzatıyorum, Türkçe yazdığı için, hiçbir şey anlamıyor ve bana geri uzatıyor. Yine evrakları karıştırıyor, o sırada ona verdiğim deklarasyon formlarından birinde, neden ikametgah adresi olarak neden sponsorumun Brooklyn'deki adresini değil de New Jersey'deki oteli gösterdiğimi soruyor. Röportaj yapmak için geldiğimi bu nedenle orada kalacağımı söylüyorum. Mavi deklarasyon formunun üzerine bir çizik atıyor, beyaz olanı ise üçe katlayıp kenara koyuyor. (Oysa o kenara koyduğu beyaz form sonra başıma ne işler açıyor!) Elektronik cihazda parmak izimi alıyor, kamerayla fotoğrafımı çekiyor. Benimle gel diyor, o önde ben arkada yürümeye başlıyoruz. 'Problem var mı?' diye soruyorum, gayet cool 'Yok' diyor.

ABD ziyaretim JFK'deki polis merkezinden başlıyor

'Yes We Can' tişörtüm de işe yaramıyor, havalimanındaki polis merkezine giriyoruz.'Başka bir polise, sağlık raporumun olmadığını söylüyor. İçeride bankaların bekleme salonlarındaki gibi koltuklar var. Orada oturmamı söylüyor. 'Aman ne şahane, sadece kendi gazeteme değil, başka gazetelere de haber olmayı garantiledim!' diye içimden geçiriyorum. O sırada muhtemelen tansiyonum 20 oluyor. Çünkü kulaklarım deli gibi uğuldamaya başlıyor. 'En kötü ihtimal beni bir sonraki uçağa bindirirler ve geri gönderirler' diye kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Evrakları alan polis, tıpkı Amerikan filmlerindeki kasaba şeriflerine benziyor. İçeride bir oda ve çok sayıda polis var. Bekleme salonunda ise benim gibi 'şanslı' bir Uzakdoğulu bulunuyor. Etrafı seyrediyorum, birden 'Eeyliiiiin' diye bir ses duyuyorum. Meğer polis memuru bana sesleniyormuş. Yanına çağırıyor ve ona en yakın koltuğa oturmamı işaret ediyor. Elinde evraklar var, onları zımbalıyor. Gel diye işaret ediyor. Bir forma imza attırıyor, parmak izimi alıyor. 'Bu kadar mı?' diye soruyorum, 'Evet' diyor. O sırada müdürün söylediği 'Polisle beraber fotoğraf çektir' uyarısı aklıma geliyor. 'Bu benim için önemli bir an, beraber fotoğraf çektirebilir miyiz?' diye soruyorum. Önce anlamıyor, 'Dosyanda fotoğrafın var' diyor, 'Hayır, birlikte fotoğraf çektirelim mi?' diyorum. Yüzünde öyle bir ifade oluşuyor ki anlatmam mümkün değil, Serdar Turgut'tan sonra kaçık olduğumu düşünen ikinci kişi! Teşekkür edip, koşar adım oradan uzaklaşıyorum. İçimden 'Eh müdür, alacağın olsun adama rezil ettin beni' diyorum. Bu bizdeki pasaport polisine bir Nijeryalı sığınmacının 'Birlikte fotoğraf çektirebilir miyiz?' demesi gibi bir şey! Ve çıkış kapısına doğru koşar adım gidiyorum.

Hani çıkış formun nerede? Eyvah, ülkeden çıkamıyorum!

New York'ta üç gün geçirdikten sonra dönüş günüm gelip çatıyor. JFK'den dönüş yolundayım. Delta Havayolları'nda bankoda üç görevli çalışıyor, sırada ben dahil 7 kişi var. Ve yaklaşık 40 dakika sonra sıra bana gelebiliyor.'Az kaldı, sık dişini, çıldırma' diye kendimi teskin ediyorum. Biz de olsa havalimanında sırada sadece 6 kişi olsa ve toplamda 40 dakika beklese, kesin kavga çıkar! Benden başka kuyrukta oflayıp püfleyen yok! Herkes kuzu kuzu bekliyor. Gişe görevlileri gayet sakin 'işlerini' yapıyorlar. Sıra nihayet bana geliyor. Pasaportumu ve elektronik bilet numaramı uzatıyorum. Görevli kadın, pasaportumu alıyor, sayfalarını çeviriyor. Bir şey soruyor, ne sorduğunu önce anlamıyorum. Amerikan vizesinin basılı olduğu sayfayı gösteriyorum. Sonra dank ediyor, girişte verdiğim beyaz formun bir ucunun koparılıp, pasaportuma zımbalanması gerekiyormuş. İyi de Memur Dywon bana öyle bir şey vermedi ki... Kadın, pasaportu bana geri uzatıyor ve check-in'imi yapmayacağını belirtiyor. Sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. İyi de ben nereden bileyim o formun bende kalacağını, o benim işim mi? Pasaportu tekrar uzatıyorum, Green Card'ım olduğunu söylüyorum. 'Tamam peki' diyor, check-in'imi nihayet yapıyor. Havalimanına dört saat önce gitmeme rağmen pencere yanında yer de bulamıyorum, yerim koridor bile değil, orta koltuk! 'Uçağa bindin de pencere yanın kusur' diye kendime söyleniyorum.  Normalde havalimanlarındaki mağazaları dolaşmayı çok sevdiğim halde, büyük bir moral bozukluğu ile kendimi 14 numaralı kapının bulunduğu bekleme salonuna atıyorum.

Vermedikleri formu geri istediler

Üç gündür sürekli deli dürtmüş gibi gece 3'te uyanıp sonra da bir daha uyuyamaktan, çantama sarılıp gözlerimi kapatıyorum. Ne kadar süre geçiyor, bilmiyorum. Gözümü açtığımda zenci bir Delta görevlisinin salonda bekleyenlerin pasaportlarını kontrol ettiğini görüyorum. Sıra bana geliyor. Pasaportu ve biletimi uzatıyorum. 'Form nerede?' diye soruyor. Haydaaa, yine başladık. Ya verdiniz mi istiyorsunuz? 'Yok' diyorum, sanki pasaportum yokmuş da uçağa öyle biniyormuşum gibi gözlerini açarak 'Kaybettin mi yoksa?' diyor. Geri vermediler diyorum, biletimi alıyor üzerine kocaman bir 'No 194' yazıyor. Sonra diğer yolcuları dolaşıyor. Benden başka koca salonda o formu olmayan bir kişi yok. 10 dakika sonra dayanamayıp yanına gidiyorum, 'Bu formun olmaması benim için sorun mu?' diye soruyorum. 'Hayır' diyor. Ee be adam, madem sorun değil o halde bana niye küçük çaplı bir kalp krizi yaşattın! Boarding time geliyor, uçağa alınıyoruz. Yerime oturuyorum. Derken Gürcü olduğunu tahmin ettiğim bir çift dışarı çağrılıyor. 'Ha tamam sıra bende' diyorum. Neyse ki, korktuğum başıma gelmiyor. Uçağın kapısı kapandığı anonsu yapılıyor. Uçak nihayet havalanıyor ve derin bir soluk alıyorum.

İstanbul'a inince neredeyse yeri öpecektim hay aklıma...

İstanbul'a inişte, karikatürlerdeki gibi yeri öpmemek için kendimi zor tutuyorum. Neyse ki erkek arkadaşım Ali beni almaya gelmiş. 'Değdi mi bari Löle' diye soruyor? Hakkımı kaybetmemek için 6 ay sonra yine gitmem gerektiği aklıma geliyor ve kalbim sıkışıyor. 'Elbette değmedi, harcadığım paraya, zamana ve emeğe yazık' diyorum! Orada işiniz, yakınınız, eviniz hazır değilse benim yaptığım gibi 'Alayım da bir kenarda dursun' diye asla başvurmayın. Bu Green Card, şişede pardon kenarda durduğu gibi durmuyor! Eve girer girmez annem kapıda, 'Bir daha seni bu kadar uzağa yollamam' diyor. Oysa daha önce Çin'den Japonya'ya kadar gitmiştim.  'İstesen de gitmem' diyorum. Ertesi gün müdür soruyor: 'Bu Green Card ne işine yarayacak?' Koca bir 'Hiiiç' diyorum. Gerçekten 'hiç'!

Aylin LÖLE
AKŞAM

Green Card fırsat mı, çile mi?

Facebook Yorum

Yorumlar Tüm Yorumlar (22)

Misafir ~ 7 yıl önce
sen halinden memnunsan senin için sorun yok ama bizim millet pek zoru sevmiyor istisnalar hariç tabi...bahtın açık olsun

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 7 yıl önce
Ben Amerika'dayim cunku zoru severim.Ben Turk Vatandasi olarak milletimizi uyarmak istedim.Bizim Turkiye'de millet bir yolunu bulup yabanci ulkelere gitmek sevdasinda.Amerika'da hayat askerlik gibi diyeyim.Tanidigim cogu kisi geri donuyor sadece dikkat cekmek istedim.Bu hayat tarzi yasam bicimi galiba bizim millete zor gelebilir.Bana zor gelmiyor.Ama burasi firsatlar ulkesi bu yasam tarzi hosuma gidiyor.Ve hayat var herkes esit.Kanunlar acik ,net ve catir catir isliyorSon olarak Amerikali olmak ayricalik yalan mi??

Yanıtla

Kalan karakter 1000
sera ~ 10 ay önce
merhaba, sizinle iletişime geçebilir miyim ?
Misafir ~ 7 yıl önce
amerikaya gidipte burda hayat türkiyeden daha zor demeye getirenler neden hala amerikadalar anlamıyorum

Yanıtla

Kalan karakter 1000
yolcu ~ 10 ay önce
iş imkanı nasıl yeni bir hayat kurmak zor alışma süreci zor ilk gittigin zaman nerde kalıyosun oteldemi kalıcan iş bulana kadar hani birazda bunlardan bahsedin
Misafir ~ 7 yıl önce
Burada sponsor gerekmiyor eger greencardin varsa.Sadece bir adres lazim.Greencardi postayla gonderiyorlar yani amerikada bir adres vermek sart o kadar.Vize parasi 380 dolar odedim diyor.Galiba bu kisinin durumu farkli.Ben 775 dolar odedim.Sponsor isini anlamadim.Herhangi bir amerikan sirketi size sponsor olursa greencarda gerek yok.Sozun kisasi biz greencardi Turkiyede Sayisal loto gibi goruyoruz.Alakasi yok.Greencard cikinca su gibi para harcaniyor.Burada yasam cok zor.

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Misafir ~ 4 ay önce
adres yok amerikada hiç otel gösterebiliyormuyuz?

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000